YAZAR: Adile Ağcabay 

Öğretmen merakla beklediğim bir projeydi. İlk tanıtım duygusal açıdan etkileyici olsa da acaba klişe bir okul dizisi çıkar mı ardından, endişesi taşımadım desem yalan olur ve itiraf ediyorum daha önce pek çok örneğini gördüğümüz “idealist edebiyat öğretmeni” sıfatıyla bir Akif izlemek en büyük korkumdu. Memnuniyetle ifade etmeliyim, alışılmışın dışındaki bu karakter beklentimin çok ama çok üzerinde çıktı.

Öğretmenimiz Akif; hassas,sanatçı ruhlu ve duygularını yoğun yaşayan bir adam. Sevdiği kadının en mutlu gününü daha da anlamlı hâle getirmek isteyecek kadar da ince düşünceli. Hayalleri vardı Akif’in. Sevdiği kadınla evlenecek, bir eğitimci olarak mutlu bir hayat yaşayacaktı. Ancak bazen yaşam planladığımız gibi gitmez işte. İstesek de istemesek de bizi bambaşka yollara savurabilir. Onun başına gelen de buydu.Hayat onu hiç beklemediği şekilde savurdu. Okulun ilk gününde, parmağına yüzük taktığı müstakbel eşine gülümserken bırakmıştık onu.Tam bir yıl önce Zeynep’in öğretmen olarak içeri adım attığı Küçükkapı Lisesinde, bir yıl sonra öğretmen olarak karşımıza çıktı Akif Erdem. Hem de hayatın önüne koyduklarına inat bambaşka bir plan ve amaçla…

“İnsanı bedenen ameliyat etmek için uyutmak, ruhen ameliyat etmek için ise uyandırmak gerekir.” sözünden aldığı feyzle Akif, derin bir uyku içerisinde olanları uyandırmak için çıktı yola. Çünkü bazı başlangıçlar bazı sonları, o sonlar ise bazı başlangıçları beraberinde getirir. Yeni bir başlangıç yapmak zorunluluğu Akif’e düştü. Onun, 12-A sınıfı için ilk dersi: ”Uyanış”oldu.İnce ince ilmek ilmek dokunmuş bir uyanış, bu. Onlar ne kadar direnseler de karşılarında vazgeçmeye hiç niyeti olmayan bir eğitimci var. Ders “Hayat Bilgisi” aslında. Uzun süredir uykuda olan öğrenciler önce gözlerini açacak sonra da değişecekler. Zaten tüm planın amacı bu değil mi? Akif, karşılarında diz çökerek “Değişin!”diye yalvarırken bilenen metotların dışında ders vermek istemedi mi?  Bunun olabilmesi için de hakikatlerin ortaya çıkması gerekiyordu.

İsmet Özel’in dediği gibi “Her intihar geride kalanlara yönelik ağır bir suçlamadır”. Rüya’nın intiharı da sebepsiz değildi elbette. Başarılı,sevilen, sayılan bir kızdı o. Doping iddiaları, sınıfında ve çevresinde karşılaştığı zorba tavırlar, iftiralar onu o çatıya bedeninden vazgeçmek üzere çıkaran merdiven için birer basamak oldular ve Rüya ölüme yürüdü. Kardeşi ve babasından başka kimsesi yoktu Rüya’nın. Sadece sınıf arkadaşı Gizem -kendi ifadesiyle- onun kan bağı olmayan kardeşiydi. İşte bu yüzden cevabını aradığı soruyla sınıfı baş başa bıraktığında Gizem’i elçi seçti Akif.

Dizide beni etkileyen hususlardan birisi Yezidî inancındaki sihirli çember ritüeline atıf yapılmasıydı. Bu inanca göre bir çember çizilir ve birisi o çemberin içinde kalırsa çemberi çizen silene kadar o kişi içeride kalmaya mecburdur.O çemberi, Akif çizdi ve çember gitgide daraldığında Gizem’in gizledikleri, korumaya çalıştıkları su yüzüne çıktı. Rüya, kendisinin uğradığı baskıya uğramasın diye “kardeşinden” vazgeçmiş görünse de aslında sessiz yardım çığlıkları atmıştı. Gizem’se dışlanmaktan korktuğu için bu çığlıkları duymazdan gelerek çoktan vazgeçmişti zaten ondan. Akran zorbalığına maruz kalmanın ne demek olduğunu Rüya’da görmüştü Gizem. Beğenilme arzusunun zirvede olduğu dönemde, her gün gidip gelmek zorunda olduğu okulda dışlanmak, hâlâ çocuk sayılan birisi için oldukça endişe verici bir olaydır elbette. Baskı Gizem’in yanlış kararlar almasına, sonrasındaysa tahmin edemeyeceği bir vicdan yüküyle ortada kalmasına sebep oldu. Öğrendik ki Gizem’in, yardım isteyen o eli tutmaya ne gücü ne de cesareti yetmiş. En başında vazgeçtiği o eller, Gizem’in avuçlarının arasından kayıp gitmiş. Bu vazgeçiş belki de Gizem’in kendisini diğerlerinden daha fazla suçlamasının en büyük nedeni. Zamanında soramadığı hesabı sordu hem kendisine hem sınıftakilere. Zaten küçük olan bedeni iyice ufaldı, vicdan yükünün altında ezilirmişçesine çöktü. Akif’in aradığı cevap bu değildi. Duyduklarından nasibini almamış sınıf arkadaşlarının oybirliğiyle Gizem’in ölümüne onay verdiği o an, Akif için belki de omuzlarına aldığı yükün ağırlığını tam olarak anladığı andı. Aklı, vicdanı ve yüreği bu çocukların bu kadar kötü olabileceğine inanmasını engellese de kararlı Akif. Ne de olsa, gerçeklerin ortaya çıkması için usul usul 3 ay kusursuz bir plan inşa etti o. Rehin alma operasyonunu hangi polisin yöneteceğine kadar tasarladığı bir operasyon bu. Aradığı cevap ve yanlış cevap için tutumu da belli: 12-A sınıfından biri ölecek… Onun yanlış cevap karşısında seçtiği kurban Tuğrul oldu. Her şeyin bu denli planlı, bu kadar kusursuz olduğu bu başlangıçta herhangi birinin kanının dökülmesi kara bir leke olurdu bana göre. Akif’in bile isteye bir çocuğun ölümüne neden olacak biri olacağını düşünmüyorum. Yöntemi çok sıra dışı olabilir ama yine de bir genci öldürmesi bence ihtimal dışı. Bu noktada Tuğrul’un da bu planın bir parçası olup olmadığını düşündüm. Nitekim Akif’in suyu uzattığı kişi bu merakımı daha da perçinledi. Kusursuz bir plan, sadık yardımcılar ister ve Tuğrul bunlardan biri çıkarsa hiç şaşırmam.

“Hayatta her şey olabilirsin fakat mühim olan hayatın içinde “insan”olabilmektir.” sözüyle temellenen bir hikâyenin kahramanı, Akif. Değişim zor ve fizik öğretmeni bu evrim için çok zor bir yol seçti. Başarılı olabilir mi? Bunu zaman gösterecek. O şimdilik girdiği bu yolda evladını kaybeden bir baba ve kızının başında aylardır bekleyen bir başka babanın tek umudu. Böylesine bir amaç için yola çıkan biri, elbette  can alamaz. Her şeyin bir nedeni var ama hiçbiri tesadüf değil. Akif, Tuğrul’u bıçaklayarak bir şey amaçladı. Sahneler üst üste geldiğinde bunun eğitimin bir parçası olduğunu anlamak zor değil. Kim bilir? Belki de değişmeden, vicdanının sesini duymadan yaşamanın, ölmekle eşdeğer olduğunu göstermekti amaç.

Finalde, atölyede iki tablo, iki suret ve onların ışığında planına başlayan Akif karşıladı bizi. Bu başlangıç yalnız Rüya için değil, Zeynep için de uyanışı beraberinde getirecek. Hem bedenen hem ruhen bir uyanış, göreceğimiz. Akif’in başladığı gün, onu kalben duyar gibi gözlerini açan Zeynep yeniden doğuşu temsil ediyor bana göre. Solan tüm çiçekleri canlandıracak baharı getirecek bir başlangıç. Tüm bunları topladığımda iki saat boyunca ekrandan gözlerimizi ayırmamıza müsaade etmeyen, hep bir sonraki hamleyi merak ettiren ve dolayısıyla gelecek bölüm için heyecanlandıran bir hikâye  olduğunu  görüyorum Öğretmen’in. Sorgulayan ve sorgulatan bir iş. Akran zorbalığı, siber zorbalık gibi konulara değinecek ve bunları yaparken bizlere ayna tutacak bir proje…

Yazan, yöneten, oynayan tüm ekibin yüreğine sağlık. Emeklerinin karşılıklarını arttırarak almaları dileğiyle…

 

Benzer Yazılar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.