Ferhat'ın zor kararı

                                       Yazar: Zeynep BÖHÜRLER 

Kalbin gücüyle her şeyin üstesinden gelinir mi? Ferhat üstesinden geldi bile… Beşinci bölümün etiketi de olan #kalbingücü ile kilitli kapılar açıldı ve gerçekler yavaş yavaş su yüzüne çıkmaya başladı Ferhat önce güven kazandı; evlerine, yaşamlarına ve belki de en önemlisi iki kardeşin arasına girdi. Her ne kadar aşklarını doya doya hissedememiş olsak da bu trajik durum karşısında Şirin’in iz sürme gayretine şahit olduk diyebilirim. Biraz merakı, biraz hırsı derken senaristlerin de yardımıyla eliyle koymuş gibi aslında Ferhat’ın neyin peşinde olduğunu bulan Şirin’i, bugün aşkından vazgeçmiş buldum ben. Aşkından yana yakıla dert yanan Şirin’i; Ferhat’ı, Karalı ailesinden uzaklaştırmayı kendine görev bilmiş bir profilde seyrettim. Gerçekten destansı ruhuna kapılıp dinlediğimiz, okuduğumuz Ferhat ile Şirin hikâyesinde ne Ferhat, Şirin karşısında bu kadar duyarsız kalırdı ne de Şirin, Ferhat için aşkını göstermekten vazgeçerdi. Diziye aksiyon katmak, heyecan yaşatmak adına güzel adımlar ve hızlı çıkışlar görebiliyoruz ama biraz da adına yakışır aşkı tatmak istemememiz çok normal değil mi?

Ferhat’a karne veren Banu’nun notunun çok yüksek olduğunu gördüm. Hedefine gitme konusunda gözü karalığı, dolambaçlı oyunlardaki isabeti, yalan söylemedeki başarısı üzerinden Ferhat’a tam puanlar verdiğini görmek güzeldi. Banu’ya bu, yapılır mı, demiştim. Banu hayatında ilk defa kilitli kapılarını açmak için birine inandı, güvendi. Aslında kapıyı açması gereken kişi değil de aksine ona açılacak kapılara kilit vurması gereken kişi olduğunu görmesi gerçekten üzücüydü. Ferhat maalesef ki Banu’nun kabuk tutmuş yaralarını kaşıdı. Çok güçlü bir kadın olduğu için, hiç hazırlıklı olmadığı bu yüzleşme sonrasında beklediğim gibi çok da derinden etkilenmedi… Kişinin hayatını, nelerin üzerine inşa ettiğini bilmesi önemlidir. Banu hayatını, yıkılan ailesi üzerinden inşa etmiş bir insan. Yaşamının geri kalanında o kadar çok kaybetme korkusu var ki kardeşine bile uzun zamandır bu konuda yalan söylemeyi kendince kurtarıcı yol olarak seçmiş. Ferhat ise hayatını, kaybolan annesini bulmak adına feda etmiş bir genç. Aslında Banu ile en büyük ortak noktaları bu. Belki de Ferhat’ın asıl amacını öğrendikten sonra çok da sarsılmamasının sebebi budur. Ben, aslında bu sekansta, Banu’nun daha çok Ferhat’ın vicdanına seslenerek onu utandıracak derin sözler söylemesini beklerdim ama Banu felsefik konuşmalar yapıp bir de üstüne en sevdiğim şairden alıntı yapmayı yeğledi. Ferhat da son derece rahat bir tavırla bir önceki dizisindeki güçlü Yavuz Komutan’ı andıran bir duruş sergiledi ve böylelikle de olayı kapamış oldular.

Dizilerin olay akışlarının sürükleyici olmasından, seyirciyi adeta bir puzzle yapıyormuş gibi keyifle merakta bırakmasından yanayımdır. Bu bölümün olay akışını hızlı ama bir o kadar da hoş lezzetini, ekşi bir tada bırakacak kadar abartılı buldum. Şirin’in evden çıkmak için bulduğu çiçek gönderme taktiği ve korumaların o çiçeklerin başına üşüşmesi, Banu’nun gittiği depoyu bulmak için takip sistemli program kullanması bana sanki “Arka Sokaklar” dizisinde başkomiserin ekibinden bir Şirin karakteri seyrediyormuş havası verdi. Dizinin önceki bölümleri ile bu bölümü arasında, Şirin anlamında dengenin değiştiği bir imaj görmek gidişatın seyri için olumlu olsa da bana kalırsa karakterin tam da oturmadığını gösteriyor. Ya kendini hayallere kaptıran, duygusal, biraz mızmız Şirin olgunlaştı ya da senarist değişikliğine gidilen dizide köklü değişimler yapmaya başlıyor ancak bu hızla bir değişim bende karakter savruluyor mu endişesi de uyandırdı.

Babaanne karakterini canlandıran usta oyuncu Işıl Yücesoy’un diziye veda etmesine üzüldüm desem de Cemal Korkmaz rolü ile diziye hızlı bir giriş yapan ve bir anlamda panzehir etkisi yaratan Sarp Akkaya’yı görmek beni mutlu etti. Özellikle bazı tavırları nedeniyle “bu ne biçim bir adam” diyeceğimiz cinsten biri Cemal Korkmaz. Daha ilk seyrettiğimde sorunlu hatta tabiri caizse arıza çıkaracak biri diye içimden geçirdim. Hani elini verip kolunu kaptırmak deyimi bu kişiler için söylenmiştir ya… İlk görüşte Banu’nun hâlinden anlamış olması sadece mücevher sarrafı değil insan sarrafı olduğunu da gösterdi. Kendinden emin bakışlarıyla dikkatimi çeken ve her lafının altında farklı bir ima yatan bu adamın gücü bence sahip olduğu zenginlik değil diye düşünürken burnuma kötü kokular gelmeye başladı. Nitekim sezgilerimde haklıymışım. Dizinin ilerleyen bölümlerinde farklı bir soluk geleceği belli oldu. Karalı ailesi ve Hüsrev’in Cemal Korkmaz’dan çok çekecekleri var anlaşılan.

Bir bakıma da “taşın hakkından kaya gelir” misali Hüsrev’in hakkından gelecek daha sağlam birilerinin olması gerekiyordu. Saplantılı sevdası, ki buna sevda denilebilirse, onu Şehnaz’dan başka bir şey görmeyen takıntılı bir ruha çevirmiş ki o ruh emici karakteri Şehnaz’ı bile tüketmiş. Restoran mı açsam çiçek mi eksem diyeceği yerde bu saatten sonra acil bir kliniğe gidip tedavi olması şart görünüyor bana çünkü Şehnazsız bir hayatta daha ne kadar yaşar izleyip göreceğiz. Şehnazsız hayat demişken konu buraya gelene kadar kusura bakmayın ama eleştirmek istediğim önemli bir nokta var. Eski Türk filmlerinde, ki ben hala çok severek izlerim, bazı sahneleri saçma ya da gülünç buluruz ama yaşadığımız dönemle o yılları kıyaslarsak o zamana göre çok da hatalı sayılmazlar. “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” diyecek kadar gücüne ve ağırlığına güvenen, ağzımızdan telaffuzu dahi zor çıkan milyon euroluk işler yapan bu adamlara, önüne gelen herkesin kolayca ulaşması da mümkün olmayacaktır herhalde. Kendileri de bu kadar açık bir şekilde her gittikleri yere (mezarlık görevlisi gibi) kimliklerini verecek durumda olmamalıdır diye düşünmekteyim. Yoksa Ferhat boşuna mı Karalı ailesine girip Banu ve Şirin’e ayrı ayrı rol yaptı. Bir mezarlık görevlisinden öğrenivermesi çok kolaymış aslında. Üstelik altı yedi tane silahlı korumanın olduğu eve tek başına, hepsini alt ederek girmesi de çok basitmiş hele ki bu adam karanlık dünyanın bir adamıysa korumaların bile gözü açık uyuması gerekirken. Maalesef ki bu sekansları gülerek eleştirmek durumunda kaldım. Bu kadar sene tutsak hayatı yaşamış bir kadını sanki özel hareket askeriymiş gibi hamlelerle bir çırpıda kurtarıveren Ferhat gördüm bugün. Aşkı için dağları delen Ferhat’ı günümüz süper kahramanı yaptık galiba. Kurtarmak derken o evdeki kadının annesi olduğunu anlaması da ayrı bir tartışma konusu. Diyeceksiniz ki bu bölümü çok eleştirdin ama senaryo akıp giderken kurgusunda ve inandırıcılığının da bir o kadar geri gittiğini söylemeliyim.

Dizinin sonunda yine beklenmedik bir gelişme yaşandı ve bu durum gidişatı nasıl etkileyecek merakla bekliyor olacağım. Yazımı ORHAN VELİ’nin YAŞAMAK şiirinin mısralarından oluşan replikle sonlandırıyorum:

Biliyorum, kolay değil yaşamak; 
Ama işte
Bir ölünün hala yatağı sıcak,
Birinin saati işliyor kolunda.
Yaşamak kolay değil ya kardeşler,
Ölmek de değil;
Kolay değil bu dünyadan ayrılmak

 

Benzer Yazılar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.