Yazar: Şeyma BULUT

Eski mahalle kabadayılarını bilir misiniz? Bugünün siyah giyen adamlarından bahsetmiyorum. O adamlar mahallesine sahip çıkan, iş arayana iş bulan, ihtiyaç sahibine karşılıksız yardım eden insanlardı. Kuzgun da öyle bir adam oldu. Mahallesini koruyup kollayan, onu büyük bir iş adamı yapabilecek parası olmasına rağmen, kendi insanları için o parayı gözünü kırpmadan harcayacak kadar yerel halk kahramanı olan birine dönüştü ya da zaten hep öyleydi; bilemiyorum. Bildiğim şeyse içindeki intikam ateşi söndüğünde sokaklarda büyüyen ve o masum yanını kaybetmeyen çocuğun yeniden ortaya çıktığı oldu.

Kuzgun, Akça kimliğine döndüğünden beri uzun zamandır yüzünde göremediğimiz bir huzurla dolaşıyor. Bir amacı var artık bu hayatta, o da insanlara yardım etmek. Bunu yaparken de her şeyiyle savaşıyor, çabalıyor. İyi olduğuna, doğru olduğuna inandığı şekilde yaşıyor. Ne derler bilirsiniz, dünyayı iyilik kurtaracak. Belki de Kuzgun’u kurtaracak olan da budur: İyilik.

İntikam dünyanın en tehlikeli duygusudur. O nefret ve hırs insanı benliğinden uzaklaştırır. O ateş, kimisinde bazen bir ömür sönmese de Kuzgun, içindeki ateşi söndürmeyi bir şekilde başardı. Ah be çocuk, neden bu kadar geç kaldın sen? Bir sene önce şimdi olduğun kişiye dönüşmeyi başarabilseydin kaybettiğin her şeyine hâlâ sahip olurdun. Bak, içindeki çocuk geri döndü şimdi bir ailen var, seni seven ve gerçekten sana aile gözüyle bakan masum gözler var fakat içinde alev alan sevda ateşi seni kor gibi yakıyor şu anda. İnsanlar maalesef sevdiği şeylerin değerini, kaybettikten sonra anlıyor. Kuzgun da Dila’nın değerini onu kaybettiğinde anladı. Bir zamanlar öfkesine kurban ettiği sevgisini şimdi de gururu yüzünden heba ediyor. Aşk ve gurur iki azılı düşmandır zaten. İşler zora girdiğinde ilk bu ikisi savaşır ve maalesef genelde kazanan da hep gurur olur. Kuzgun, Dila’nın başkasının elini tutmasını ve evlenme kararını bir türlü yediremiyor kendisine. Bu kalp başkasına atmaz, hâlâ beni seviyor dese de ona karşı bir adım atmayı da kendisine yediremiyor maalesef. Bu da kendi mutluluğunun önünde geçilmez duvarlar yükselmesine sebep oluyor. Tabi kendini bu duruma düşüren sadece Kuzgun değil. Dila’nın da aynı hastalıktan mustarip olduğunu söyleyebilirim. Geçmişte yaşadıklarına o kadar kendi çerçevesinden bakıyor ki Kuzgun’un yaşadıklarını unutarak ben çektim, sana da çektireceğim, mantığıyla hareket ediyor ama sanırım biraz hafıza tazelememiz gerekiyor bu durumda.

Açıkçası ben Dila’ya fazlasıyla kızgınım.  Yaralandıktan sonra beyin travması mı geçirdin sen acaba, diye tüm bölüm sorguladım kendisini. Neşe’ye anlatırken “Babasının ölümünden bizi sorumlu tuttu, babamı bana öldürttü.” dedi ama Dila, canım biraz eksik anlatmadın mı? Mesela kendi babanın, Kuzgun’un babasını hapse mahkûm ettirdiğini, Kuzgun’un çocuk yaşta sokaklara düştüğünü ve adamın sana adım attığı ilk anda arkasından ne dolaplar çevirdiğini falan bir anlatsaydın keşke. Hepsi için bahanen var ama Kuzgun’un da bahanesi var. Seninkiler mükemmel geçerli, onunkiler geçersiz olmuyor maalesef, canım. Ferman, kendini anlatırken onun acısını görürken bütün hayatını çaldıkları adama bakış açıları gerçekten sinirlendirdi beni, ne yalan söyleyeyim. İşin kötü yanıysa Dila bir türlü göremiyor yanında durduğu adamın neler yaptığını ve yapabilme kapasitesi olduğunu. Canım, sen hâlâ sevdiğin adamı kötü bilip asıl canavarın yanında gül reçeli yapmaya devam et. O tatlılar yapıp bir kolyeyle kandığın adamsa savaşı en kirli şekilde yürütmeye devam etsin; devam et, yavrucum sen. Gerçekleri gördüğünde umarım seni hâlâ bekleyen bir Kuzgun bulabilirsin ama unutma ki Kuzgun’daki gurur hafife alınacak gibi değil.

Demeden de geçmeyeyim adamı sevdiğini sen biliyorsun, Kuzgun biliyor, Güneş biliyor ve hatta Şermin bile biliyor. Şu anda Kuzgun incinmediği için böyle rahat rahat geziyorsun. Ferman Beyefendinin hamlelerini öğrendiğinde de bahçede onunla birlikte bahçıvancılık oynayacak mısın acaba? Sadece merak ediyorum. Ne olursa olsun atacağın her adım, bir savaşı bırak durdurmayı, daha da alevlendirecek; aklında bulunsun.

Kuzgun, Ferman’a iş üzerinden yüklenirken öte yandan yine ailesiyle sınanıyor maalesef. Bir insanı içeriden çökertmek istiyorsanız kendisiyle değil ama etrafındaki en zayıf halkayla başlarsanız eliniz daima güçlü olur. Ferman da bunu yaptı ve gözüne Kartal’ı kestirdi. Bir çocuk nasıl bu kadar salak olabilir, anlamıyorum. Daha önce abisini dinlemedi ve neredeyse yirmi senesini cezevinde geçirecekti. Kartal Efendi yine aynı yolun yolcusu. Geçen sefer Ali’yle birlik olurken şimdi de Ferman’a yanaştı. Kan bağı borcu bitti, dedi onu bir zamanlar ölümün ellerinden alan Kuzgun’a. Şu saatten sonra başına ne gelirse gelsin baya baya hak ettin sen, Kartal. Sonra yine abim, abim diye ağlamazsan sevinirim.

Kartal hamlesinden sonra Ferman ve Kuzgun arasındaki savaş çok daha hararetli olacaktır. “Aileme bulaşırsan sana kuracak aile bırakmam.” demesindeki tehdit boş değildi. Bir önceki intikam mücadelesini de göz önüne alacak olursak Kuzgun’un daha gözü kara olduğunu hepimiz biliyoruz. Zaten Ferman da bunu öncesinde hissetti ki Dila’ya hemen evlenmek istediğini söyledi. Zaman geçtikçe durumun zorlaşacağını şimdiden görüyor. Kuzgun’un bundan sonra ne yapacağını kestiremesek de Güneş’in durumu netleştiğinde Ferman’ın Kartal hamlesine, o kanaldan cevap verecektir.

Çok kanlı, çok acımasız ve hiçbir etik kuralın dinlenmediği bir savaşın tam ortasına düşmek üzereyiz. Kuzgun ve Ferman silahlarını kuşanırken kendilerinden saklanan sırdan habersizler. Bütün taşları yerinden oynatacak bu sır, Neşe tarafından Meryem’in kucağına bırakıldı.

Neşe başından beri bu ilişkiye tepeden tırnağa karşıydı ve sebebinin de Ferman’ın annesi olduğunu tahmin ediyorduk tabii ki. Onun mezarı başında birbirlerinden nasıl koruyacağım, derken meğerse iki öz kardeşi birbirinden korumakmış niyeti. Şimdi biraz konuşalım bu konuda: Kuzgun’un babası ve Ferman’ın annesi arasındaki ilişkiden dolayı mıydı bu düşmanlık? Tabi bir de mahzende tutulan Yusuf meselesi var.  Anlaşılan o ki Behram, oğlu için bir karar aldı ve bunun için de aileyi komple ortadan kaldırdı. Aşağıda olan Yusuf’sa Ferman’ı göstermedi oradakilere. Neşe’nin başından beri Dila’ya neden karşı çıktığı ve bu evliliğe hayır dediği belli oldu fakat sanki söylenmeyen bir şeyler daha var gibi duruyor. Bir sır açığa çıktı evet ama görünen o ki biz esas felaketi henüz öğrenemedik. Ben bir şeyler seziyorum fakat müsaadenizle bunu şimdilik kendime saklamak istiyorum. Biraz daha iz sürelim bakalım bu sırlar bizi nereye çıkartacak? Neşe’yi takipte kalmaya devam etmek lazım, ne olacaksa o kıyametin sur borusu onun ellerinde zira.

Neşe, Meryem’in sırtına öyle bir yük bindirdi ki bunu nasıl saklar, bilinmez. Yıllar önce, Ferman’ın annesinden alıp da vermeye söz verdiği mektubu, veremedi yeğenine. Olacaklardan ve yeğeninin hayatından nasıl korktuysa kendisine saklamış. Belki de Behram’ın onu da ellerinden alacağından korktu, kim bilir?  Tüm bu içindeki korkularla girdi Meryem’in hayatına ve onu can evinden vurdu. Ancak ne olursa olsun Meryem’i tanıdığımız kadarıyla oğlunu korumak için kendini çekinmeden ateşe atacaktır. Zaten aradaki kayıp 20 yılda koruyamamıştı oğlunu, sırf bunun için bile ölümü dahi göze alacağını düşünüyorum. Maalesef mesele sadece Kuzgun da değil. Kumru ve Kartal da var ortada. Adıvar – Koroğlu aileleri arasındaki bu bağ, oyunun seyrini de fazlasıyla değiştireceğe benziyor. Bir yanda Kuzgun , diğer yanda Ferman ve büyük bir kaosun ortasında kalan diğerleri. Ferman, Kuzgun kardeşi diye de Dila’dan vazgeçecek gibi durmuyor. Günün sonunda riski alması gereken kişi yine Dila’dan başkası olmayacak ve onun tercihi, bu iki adam arasındaki savaşın da yönünü belirleyecek. Açıkçası ben hâlâ bu evliliğin olacağına inanmıyorum. Dila, hâlâ Kuzgun’u çok seviyor sadece çok kırılmış. Ruhunu tedavi etmeye çalışırken gerçeklere de gözünü kapatmış. Kuzgun da mahallesini korumaya çalışırken Dila’nın hayatının tam içine girdi yeniden. Dila zaten bunu bildiği için onu yollamaya çalışıyor ilk andan bu yana. Kendisi de fazla direnemeyeceğini biliyor ve kaçmak için çareler arıyor. Tabi  eskiyi bildiğimize göre, Dila’nın  duygularına uzun süre karşı çıkabileceğini sanmıyorum.

Üzülerek söylüyorum ki bu hikâyenin sonunda iyi bir ışık görünmüyor. Bu kadar savaş, fedakârlık ve acının sonu yine acıyla bitecek gibi. Bakalım bu altıgende yolumuz nereye çıkacak? Bu bölümden itibaren Ferman ve Kuzgun ortak oldular ve Ferman’ın yanında bir de Kartal var. Sırların da ortaya çıkmasıyla bizi nelerin beklediğini bilmiyorum ancak sular daha yeni ısınıyor sanki.

Kuzgun ekibi bize bu hafta oldukça şaşırtıcı ve karanlık bir bölüm hazırlamış. Yine bir sır perdesi aralanırken diğerinin yavaş yavaş inmeye başlaması geleneğini sürdürürken biraz klişelerle bezendi dizimiz. Öncelikle ilk eleştirim dizinin asıl çifti için olacak. Bu ikili arasındaki aşk, maalesef ki bir türlü doğru işlenmiyor. Aralarında ne dürüstlük var ne de masumiyet. Şimdi o masumiyet kurulmak istense de üzgünüm biraz geç kalındı. Geçen bölümdeki sırlar, tek tek aralanırken esas meseleler hâlâ karanlıkta. Bu kan davasını kim kazanır ya da herkes mi kaybeder bilemiyorum ama intikamdan, adını koyamadığım bir savaşa sürüklendi dizi. Akıbeti ne olur? Ben de merakla bekliyorum.

Yazan, çeken, oynayan tüm ekibin yüreğine sağlık. Yazıma Seyit Ali Oruç’un bu güzel dizeleriyle son veriyorum, haftaya görüşmek üzere.

Yürüyorum hayat denen keskin bir yolda
Rotam belli değil yazgımın sürüklediği yere doğru
Bir sonraki adımımın neresi olduğunu bilmeden
Var oluştan yok oluşa doğru adım, adım yürüyorum.

Benzer Yazılar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.