Yazar: Sinem ÖZCAN

Yaz sezonunun yeni projelerinden Çatı Katı Aşk, bizi sevimli ve çok tipik bir Yeşilçam atmosferiyle karşıladı. Tanıtımlarındaki sıcak havadan etkilenmiş olsam da itiraf ediyorum ki beni ilk bölümü izlemeye iten asıl güç, rejide Barış Yöş adını görmem oldu. Hikâye anlatıcılığını en sevdiğim isimlerdendir Barış Yöş ve kurduğu dünyayı, yaptığı hoş oyunları hep çok beğenerek izlerim. Mahalle işlerine artık biraz uzak olsam da özellikle onun adının hatırına diziye bir şans vermek istedim ve bölümü reji odaklı izlediğimi de baştan itiraf edeyim.

Çok hoş ve tempolu bir girişle açıldı, Çatı Katı Aşk. Yılmaz ailesinin çatı katında bir süredir kiracı olan Sami’nin ailenin altınlarını da çalıp altı aylık kirayı vermeden kaçışı sırasında tanıdık biz, bu kalabalık aileyi. Celalli Celal, karısı nahif Perihan, dişli annesi Saadet Hanım, “kociş”ine delicesine âşık kızları Süheyla, keşfedilmemiş büyük yetenek (!) damadı Şuayip, oğlu Demir ve belki de çocuklarından daha çok sevdiği evlatlığı Ayşen’le kendi yağında kavrulup yaşamaya çalışan Yılmaz ailesi, ilk anda hepimize Yeşilçam’ın unutulmaz klasiği Neşeli Günler, çağrışımı yaptı bile.

Hikâyenin diğer aksında ise yine Yeşilçam’ın Tarık Akan ve Filiz Akınlı çok sevilen komedisi Tatlı Dillim rüzgârı esiyordu. Tıp eğitimi aldığı hâlde doktorluk yapmayıp basketbolcu olan Ferit, bu kez karşımıza ralliciliği tercih eden Ateş olarak çıktı. Annesiz ve baba ilgisinden de mahrum büyüyen Ateş, ruhundaki boşluğu doldurmak için belli ki çılgın bir hayatı yeğlemiş. Bir tamircide yolunun kesiştiği Ayşen ve babasıyla yaşadığı son kavga onu Yılmazların çatı katına konduruverdi ama gelirken yanında gastronomi öğrencisi Yasemin’i de getirdi. Celal Yılmaz’ın mahalle delikanlısı oğlu Demir’le yolları hastane bahçesinde kesişen Yasemin, İstanbul’da bir şekilde ayakta kalmaya çalışırken yanındaki ateşle, demire çarptı ve cümbür cemaat aynı evin içinde yaşama savaşı; Ayşen ve Ateş, Yasemin ve Demir için de başka bir maceranın kapısı araladı.

Görünen o ki öykü, aslında Yılmaz ailesinin hikâyesi ama hem aileyi hem de Yasemin ve Ateş’i bir arada tutacak olan tutkal da Ayşen. O bir şekilde hepsini birbirine yapıştıran unsur olarak ilk bölümden göze çarptı. Bölümün ilk yarısı, onun aslında dükkânın önüne bırakılmış ve Celal’le Perihan tarafından sahiplenilmiş bir evlatlık oluşu; Ateş’in annesizliği ve babasıyla sorunları hafif bir dram etkisi uyandırsa da Ateş ve Yasemin’in çatı katını kiralama kararlarıyla beraber ikinci yarı, komedi ağırlıklı bir boyut kazandı.

Ayşen’in evlatlık oluşunun baştan, dolaysız ve tam yerinde ortaya çıkışını doğru buldum. Bu noktadan gereksiz bir ajitasyona ve drama gidilmemiş, çok doğal ortaya konmuş ayrıca bu detaydan öyküye ileride iyi ve yeni bir damar açıp gelişme şansı sunulmuş. Demir karakterini de çok sevdim. Alışıldık; kıskanç, hırslı, öfke dolu erkek çocuk tiplemesinin yerine ailesine bağlı, saygılı ama mert ve biraz köşeli bir tipleme bence hem aile aksı için hem de Yasemin’le ilişkisinde değişik bir renk yaratacak. Yasemin’i henüz çok net tanıyamasak da Anadolu’dan gelip İstanbul’da var olmaya çalışan öğrenci profiline çok yakıştığını söylemek mümkün. Nilay Deniz, benim çok beğenerek izlediğim bir oyuncu ve onun Yasemin’e çok doğru bir biçim vereceğinden de şüphem yok. Ancak dürüst olayım, Ateş karakteri konusunda kafam karışık ben karaktere çok da ikna olmadım. Serseri mi, çapkın bir zıpır mı, yoksa ince duygulu bir adam mı veya hepsinden biraz mı? İlk bölümde bana kalırsa rengi tam çıkamadı ortaya. Mesela eskiye aşinalığının altında ne var? Antikacı Emin’le sohbetinde “Başkaları bu eskileri bilmez ama ben bilirim.” deyişinin kaynağı ne? Bu onun ince bir yanı olduğunu işareti ama bunun temeli verilmedi. Ayrıca çatı katında ilk günden o dağınık, pejmürde hâlleri çok da sevemedim, doğrusu. Ağzı çok iyi laf yapıyor, tatlı serseri hâli var ama babaya tepkisini koyan o kırgın genç adama dair başka duygu çizilmedi. Bana sorarsanız Ateş karakterinin biraz derlenip toplanmaya ihtiyacı var ve özellikle total izleyicinin onu alıp bağrına basması için düşünceli, iyi niyetli yanına vurgu yapılmalı. Yoksa hepimiz Saadet Hanım gibi kaşları kaldırıp “Var bunda bi’ gariplik, güven vermiyor!” diyeceğiz. Yasemin ve Demir’in karakter uyumlarını çok beğendiğim hâlde, aynı şeyi ne yazık ki Ayşen ve Ateş için söyleyemeyeceğim. İlerleyen bölümler ne gösterir bilinmez ama ben Yasemin ve Demir’in hikâyesini daha çok merak ettim. Aslında romantik komedilerdeki genel tipleşme eğiliminin aksine Ayşen ve Ateş’in karakterleşmeye müsait bir damarları var. Ayşen’in evin sevimli kızı, boyutunun yanında duygu dünyasına daha derin bir kanal açılması ve özellikle Ateş’in acilen netleştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Aksi hâlde babası gibi bir adama âşık olmak isteyen Ayşen’in, Ateş’e niye gönül düşürdüğünü ben anlayamayacağım.

Çatı Katı Aşk, özellikle alt kadroda oyunculuğuna âşık olduğum Tülay Günal, yine çok beğenerek izlediğim Renan Bilek ve Burak Tamdoğan gibi benim için çok cazip isimler barındırıyor. Tülay Günal’ı komedide ilk kez izliyorum ve ilk bölümde ağırlığı çok sezilmese de severek izledim. Özellikle elektrikçiye sinirlenen Celal’in, karısını sürükleyerek dükkândan çıktığı sahnenin komedisine bayıldım. Barış Yöş Hoca, Tülay Günal ve Renan Bilek, çok doğal ama enfes bir atmosfer yaratmışlar.

Çatı Katı Aşk, Yeşilçam göndermeli bir iş ve bu havaya çok uyan bir dünya kurulmuş. Mekânlar, mahalle duygusunu vurgulayan “imece” gibi unsurlar, kullanılan renkler hatta bazı görüntü planları ve özellikle kullanılan müziklerle Yeşilçam atmosferi birebir yakalanmış. Dizi tempolu bir açılış yaptı ve bölüm boyunca bunu sürdürdü ancak Emlakçı Muhsin sahnelerinde ritmin bir miktar düştüğünü söylemezsem olmaz. Konuşurken kekeleyen ama şarkı söylerken bülbül kesilen Muhsin, sevimli bir tipleme olsa da akışın süratini düşürdüğünü söylemem gerek. Keşke biraz hafifletileymiş sahneler.

Öykü her ne kadar tanıdık ve bilindik de olsa ilk bölüm değerlendirildiğinde derdini ortaya iyi koydu diye düşünüyorum ve ben, özellikle replikleri çok beğendim. Karaktere iyi oturmuş, söz oyunlarıyla zenginleştirilmiş ve çok akıcı ifadeler kullanılmış. Repliklerin, temponun düşmemesinde bence ciddi rolü vardı.

Çatı Katı Aşk’ı asıl izleme nedenimin reji olduğunu söylemiştim ve bu sezon başlayan işler içinde, açık ara en iyi rejiyi gördüm. Atmosfer çok başarılı kurulmuş, renkler atmosfere çok iyi uydurulmuş ve Barış Yöş imzası küçük reji oyunları yerli yerinde kullanılmış. Giriş sekansını çok ama çok beğendim. İzleyiciye neyle karşı karşıya olduğunu repliğe nerdeyse hiç yer vermeden sinema diliyle çok şık anlattı. Ayşen’in evin bahçesindeki kargaşada Ateş’i seçip hayal gördüğünü düşündüğü sahnedeki renk oyununa bayıldım. Yerli yerinde müdahalelerle sinematografik anlatım, çok başarılı verilmiş, keyifle izledim.

Çatı Katı Aşk, mahalle işlerine artık biraz uzak durduğumdan sürekli izleyicisi olup olmayacağım biraz da ikinci bölümüne bağlı bir iş benim için ama Dizi’Sin’de her hafta Sevgili Simay’ın kaleminden yorumları yayımlanacak.

Yazan, yöneten, canlandıran ve ekran gerisinde çok büyük yük omuzlayan bütün ekibin emeklerine sağlık. Yolu açık, ekran ömrü uzun olsun.

 

Benzer Yazılar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.