YAZAR: Şeyma BULUT

Ruhla bedenin birbirinden ayrılması için ille ölmek gerekmez. İnsan yaşarken de ruhuyla bedeni birbirinden ayrılabilir.” diyordu Ayfer Tunç, Yeşil Peri Gecesi‘nde. Kitabı çok sevmem bir yana, hayatın özeti gibi gelir bu cümle, bana. Zülüf belki ölmedi, nefes almaya devam etti ama yaşıyor mu? Bunu ona sormak lazım tabii de cevabını zaten aldım.”Beni bir kuyudan kurtarıp öbürüne atarak öldürdünüz!” diye feryat etti. Bir kadın olarak düşününce onun bu acısı içimi titretti.  Ona yaşatmak zorunda kaldıklarından nefret ettim. Evet doğru ifade bu: Onun acısından nefret ettim ben. Yerinde olmayı bırakın, çekip alasım geldi onu bu girdiği cendereden. Bana dünyanın en berbat duygusu nedir, diye sorsalar hiç düşünmeden çaresizlik, derdim. Çaresiz hissettiğim anlarda, elimden bir şey gelmeyeceği duygusu beni yiyip bitirir. Zülüf’te de gördüm bunu. Sanırım bu sebepten zaten öldüm, daha kötü ne olabilir ki hissiyle kontağı çevirdi ve hem çaresizliğine hem de düzenin ona dayattığı kaderine son vermek istedi. Başkaları tarafından tayin edilen hayatına, kendi kararıyla son vermek istediği için kim suçlayabilir ki onu?

Zülüf, düğüne geldi Zülüf, her şeye rağmen çok güçlü bir kadın. Mücadeleci bir yapısı var. Babasının başına gelenlerden sonra kaderine boyun eğip acılarının ardına sığınanlardan değil. Çok küçük yaşta babasız kalmasına rağmen hayata tutunan, kimseye eyvallah etmeden yaşayan insan. Bana göre hayatını yönetmek isteyen insan, önce eğitimli olmalı. Kendine bir yol çizip, ayakta durabilmeli. Zülüf de öyle yaptı. Önce eğitimini tamamladı, hayalleri için yaşamaya, acılarını içine gömüp devam etmeye çabaladı. Ama ya hayatın ona hazırladığı kaderi? İşte onu hiç düşünemedi. Hayatından bir an için vazgeçmek istese de onu dizideki diğer karakterlerden ayıran çok önemli bir özelliği var: O düzene boyun eğmiyor. İlk andan bu yana, herkes töreye boyun eğerken o  hayır, diyebildi. Ökkeş gibi bir deli bile Emmi’ye yok diyemezken, ilk hayır diyen Zülüf’tü. Şu anda ailesi için bu acılara boyun eğmek zorunda kalsa da içinde yanan ateşin nelere sebep olacağı benim için merak konusu. Tek sorguladığım bu da değil. Böyle dikbaşlı bir kadın zorla evlendirildiği bir adamı nasıl sevecek? Şu anda nefret ediyor ve bu çok normal. Başkalarının günahlarının bedeli onun alnına yazılıyor. Belki Kenan da kendisi gibi mağdur ama, onun bunu görecek psikolojide olduğunu pek düşünmüyorum. En azından şimdilik.

Kenan Kenan, çok büyük bir ikilemin içerisinde. Zülüf’ten etkilense de babasının katilinin kızıyla evlenmeyi kendisine yediremiyor bir türlü. Aile reisi olarak karar ona kalsa hiç düşünmeden söküp atardı hayatından Zülüf’ü ama bazen hayatın akışı kontrol edilemiyor. Kenan da o akışa boyun eğmek zorunda kalmış belli ki. Babasının ani ölümünden sonra kendi hayatına sırtını dönüp ailesinin yanında olmuş. Ben buna vekaleten yaşamak derim hep. Vekaleten yaşaması yetmiyormuş gibi, bir de buna görünürde sebep olan adamın kızıyla evlenmek zorunda kaldı. Evet, belki Zülüf bu evliliği istemiyor ama ondan da fazla istemeyen, Kenan. Düzenin ona dayattığı her şeye eyvallah çekerken ilk kez isyan etti. “Neden beni seçtin?” dedi annesine? Ben, hayatının kısır döngüsünde sıkışıp kalmış gibi gördüm onu. 15 yıl önce başkalarının işlediği günahın bedelini o öderken bugün yine kendisi dışında gelişen olayların faturası ona kesildi.

Kenan’ın yaşamak zorunda kaldıkları yanında onu çevresindeki erkeklerden ayıran nahif özellikleri de var. İnsan yaşamına saygı duyuyor o; yoksa neden daha evlilik meselesi bile olmadan Zülüf’ü kurtarma derdine düşsün ki ya da onun hayatı için anlaşmaya çalışsın? Bizden bir can gitti, onlardan da gitsin deyip kapatırdı konuyu ama yapmadı. Ayrıca menfaatçi biri değil. Yani bu evliliği Kavvi’lerden öç almak için kullanabilirdi ancak o, bunu da yapmaya hiç niyetli değil. Bence o sadece huzur istiyor artık. Hayatının bildiğimiz kısmı bile bunu anlamak için yeterli. Acılarla kavrulsam ben de sanırım bir gram huzur için elimden geleni yapardım.

Kenan’ın eşeleyerek gördüğümüz özelliklerini ilk bakışta anlamak çok zor. Çok içe dönük ve sessiz; ne düşündüğünü anlamak neredeyse imkânsız. Kendini de bile isteye açmıyor sanki. İçinde yaşadığı fırtınalara rağmen bir karar alınacağı zaman tüm duygularını kenara itip, herkes için en iyisini yapmaya çalışırken asla taviz de vermeyen bir tarafı var. Ona baktıkça birçok rengi bir arada görüyorum. Acının tonlarını gördüğüm yüzünde aynı zamanda merhameti, sevgiyi ve şefkati de görüyorum ve bence bir insanı içime alıp onu sevmem için bunlar yeterlidir. Zülüf için de yeterli olacak mı? İşte ondan şiddetle şüpheliyim. Güvercin, başına gelenlerden Ökkeş sorumlu olsa da, Kenan’ın içinde bulunduğu durumu göremiyor. Bedir’in masumiyetinin şahidi olduğu için ortada babasının işlediği bir cinayet yokken neden anlasın ki? Karşısındaki adama duyduğu derin öfke de bunu anlatmasının önüne geçiyor. Hatta onu hayatta tutmak için Kenan’ın verdiği mücadeleyi bile öfkesinden yanlış anlıyor hatta anlamıyor. Bu geçmişin gizeminin en önemli kırılma noktalarından biri Zülüf.Bunu şimdilik kimsenin bilememesi de iyi bir şey bence. Hele de arkadan sinsi sinsi dolaşan Kevsa’yı düşünecek olursak… Zira o kadın varken mutlu bir hayat sürmeleri şimdilik imkansız gibi.

KevsaKevsa, tam bir mahşer midillisi. Güç, para ve statü onun dinamikleri. Yeri geldiği zaman bunları insanların yüzüne vurmaktan asla çekinmiyor. Gelinlik ve yüzük alırken bu farkını acımasızca ortaya koydu. Ayrıca gösteriş meraklısı da… Evliliğe karşı olsa da, Zülüf’ü günahı kadar sevmese de altın kemeri takıverdi gelinine. Çünkü onun parasıyla çevresine yapacağı güç gösterisi her şeyin üstünde. Üstelik çok da zeki bir kadın o. Etrafında dönen her dolaptan bir şekilde haberdar ancak sesini çıkarmıyor. Celil’in işe yaramaz bir adam olduğunu ve ondan bir şey olmayacağının farkında. İşine yaradığı için de görmezden geliyor bana kalırsa. Sonuçta Ökkeş’i istediği yere getirebilmesi için işe yaramaz da olsa kardeşine ihtiyacı var. İsteğini elde edince ne yapar bilemiyorum ama şu anda kör ve sağırı oynamaya devam edecek gibi. Kevsa da Kenan gibi birçok farklılığı içinde barındırıyor. Sinsiliği ve çıkarcılığının yanında geleneklerine de oldukça bağlı. Hatta aile reisi olarak gördüğü  Kenan’ı doğrudan asla karşısına almıyor. Arkasından bundan hoşlanmadığını gösterse de Nefise konusunda da Zülüf’ün konağa gelin gelmesi hususunda da asla ses çıkarmadı. Ayrıca ben onun en azından onlara bunu hissettirecek şekilde çocukları arasında bir ayrım yaptığını da düşünmüyorum. Kenan annesine oldukça bağlı görünüyor zira. Kevsa, yapısı gereği zaten sevgi pıtırcığı olmadığı için bunu kapatmayı da iyi becermiş. Sadece anlamadığım, Kenan’ın tüm gerçekleri öğrenmesi tehlikesi varken bu kadın İsmihan’dan nasıl kurtulmadı? Kenan’ı kendi öz oğluymuş gibi büyütürken bu kadının varlığı onun için bir risk. İnsan hayatı konusunda da Ökkeş’ten bir farkı olmadığı belli olduğuna göre “Acaba neden?” diye sormadan edemiyorum. Hele de kendi oğlu için Kenan’ı devreden çıkarmak gibi bir plan yaparken böylesine bir tehlikeyi neden hayatında barındırıyor? Cibranoğlu ailesinin geçmişini eşeledikçe altınlar ve cinayet dışında birçok konu da gün yüzüne çıkıyor. Ancak pek tabii ki Kevsa’nın bunları düşünmeye  vakti olmayacaktır zira başında bir deli bozuk oğlan var.  Eminim zoruna da gidiyordur Kenan’ın bu başarılarının yanında, neyi tutsa elinde kalan Ökkeş’in durumu. İşin kötü yanı bu serseri daha yeni ısınıyor gibi görünüyor. Ne diyeyim, Allah sabırlar versin Kevsa Cibranoğlu’na.

Tolstoy “Hırs, iktidar düşkünlüğü, açgözlülük, şehvet, kibir, öfke ve intikam… Bunların hepsi saygı gören şeylerdi.” diyor İtiraflarım‘da. Ökkeş’e baktığımda ruhunda bu algının kodlandığını düşünüyorum. İktidar düşkünlüğü var mı bilemiyorum ama diğer tüm özellikler onda fazlasıyla var. Tam bir sokak serserisi. Ben istediğimi yaparım, siz de ne hâliniz varsa görün modunda. Emmi ve Kenan’la sahnelerinde acaba otoriteye saygısı mı var demiştim içimden. Şu an net bir şekilde diyebilirim ki yok . Onda saygı diye bir kavram yok. Belki öyle yetiştiği için, belki de tepki görmemek için boyun eğiyor.  İçindeki hırs ve bencillikle sorumsuzluğu matah bir şeymiş görmesi yüzünden yaptıklarından da zerrece pişman değil. Bence ne Kenan ne de bir başkası Kevsa’nın hayallerinin katili. O umutların en büyük engeli canının içi oğlundan başkası değil. Veliaht prensini korumak adına bu sefer neler yapacak acaba diye de düşünmeden edemiyorum. Anlaşılan o ki hikâyede çatışmayı da hep bu ikisi yönlendirecek.

Kenan ve Kevsa zor da olsa her şeyi yoluna koyup barışı şimdilik sağlamışlardı ki Ökkeş sahneye bir kez daha çıktı. Son sahnede kimi vurduğunu göremesem de artık kan döküldü. Töreye saygılı demiştik ya, o yakıcı öfkesi ortaya çıkana kadarmış işte. O patlama anında gözü bir şey görmedi ve “Siz ne karar alırsanız alın ben bildiğimi okurum.” dedi. Şimdi iki aile için de bir yol ayrımına gelindi. Bundan sonra ne olacağı benim için merak konusu.

Merak ettiğim diğer husus, Ökkeş ve Celil’in gece kulübüne gittiklerinde Ökkeş’i uzun uzun süzen hanımefendi. Celil ve Kasım’ın yaptıklarını biliyoruz elbette ama Celil’in tek suçunun eniştesinin ölümüne sebep olmak, olmadığını seziyorum; bu kadının bende uyandırdığı etki de Celil her neye bulaştıysa Ökkeş’i de aynı tehlikenin beklediği fikri oldu. Aman Kevsa duymasın.

Söz etmeden geçmek istemediğim bir karakter var: Emel. O nasıl bir ışıltı, nasıl fıkır fıkır olmaktır.! İzlerken yüzümde kocaman bir gülümse oluştu ve çok, çok sevdim onu ben. Bir başka sevdiğim ayrıntı da Zeugma’nın çingene kızı, Gaia ve Aphrodite göndermelerinin ardından Komaganne Krallığı’na da yer verilmesi oldu. Dizide bunların hiç bitmemesini diliyorum, izlerken ruhuma dokunuyor çünkü.

Bu hafta Güvercin’i izlerken bitmesin, istedim. Geçtiğimiz haftaki bölümde yer yer duraklamalar olsa da, bu hafta çok akıcıydı bölüm. Çekim açıları, sahne geçişleri ve renklendirmeleriyle de yine çok güzel bir bölüm kurgulamış Altan Dönmez. Ayrıca dizide Grup Abdal’ın ezgilerini duydum ya, daha ne isterim?

Zülüf ve KenanYazan, çeken, oynayan ve kamera arkasında büyük emekler veren tüm ekibin yüreğine sağlık. Yazıma Âşık Sümmani’nin bu dizeleriyle son veriyorum, haftaya görüşmek üzere.

Duman aldı koca dağın başını
Deyin nasıl silem gözüm yaşını

Ya bir çift kanat ver ya da kuş eyle
Tez yetişem dost bağında talan var

Benzer Yazılar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.