YAZAR: Şeyma BULUT 

Geçtiğimiz hafta Eda ve Serkan arasındaki güç savaşından bahsetmiş ve bölüme de aynı şekilde veda etmiştim. Bu hafta da o savaş, kaldığı yerden hız kesmeden devam etti. İşin güzel yanı Eda, başlarda bu savaşı anlamasa da şimdi gayet ayırtında. Geçen bölümde Serkan’ın sözleşmeyi kullandığını ve bu sebeple Eda’nın olayları anlamadığını söylemiştim. Eda’nın bu durumu çözmesi zaman almadı ve karşı atak geliştirdi. Şimdi ikisi de sözleşmeyi kullanarak birbirlerine harp ilan ettiler. Serkan’ın asıl zor zamanları da böyle başladı. Zira “Her mücadeleyi ben kazanırım!” edasıyla gezen, yüce Serkan Bolat, bunu açık ara kaybediyor.

Serkan, etrafında çatlak ses duymaya alışkın biri değil. Ne olursa olsun çevresindeki herkesi bir şekilde yönetmeyi başarıyor. Annesi, şirketi, çalışanları ve de arkadaşları. Hepsine kendini “lider” olarak kabul ettirmiş, her dediğini de yaptırıyor. Ancak ne yaparsa yapsın bu boru, Eda’ya ötmüyor. Onun üzerinde otorite kuramadıkça da attığı her adımla bunu kabul ettirme derdinde. Serkan’ın asıl derdi, Eda’ya kendi otoritesini kabul ettirmek. Bu da onun egosundan ileri geliyor. Bu hafta Aydan Hanım’la onu baş başa bıraktı. Neden? Adı gibi iyi biliyor ki Eda, onun üstesinden gelir. Asla kendini ezdirmez. Serkan’ın “Sen, benden sonra lider olabilirsin!” tavrı da bu sebeple devam etti. Serkan ona karşı virajsız ve açık yolla kesin zafere giderken Eda ile ilgili bir şeyi dikkatinden fazlasıyla kaçırdı. Eda, akıllı bir kadın. Serkan ne kadar karşı hamle yapsa da Eda bir şekilde kaybederken kazanmayı başarıyor. Bölüme birlikte bir daha göz atıp yüzme dersi meselesini bir hatırlayalım. Eda yüzme bildiği hâlde, bilmiyormuş gibi Serkan’a öğretmenlik yaptıracak ve kendince de çok eğlenecekti. Serkan bu hamleyi gördü ve derhal karşı  hamle geliştirdi. O ana kadar da kazanan şüphesiz ki oydu. Ancaaaak Eda’nın verdiği karşılık onunki kadar dolambaçsız ve net gelmedi ve ne olduğunu bile anlamadan kaybeden kendisi oldu. Eda’nın havuzda her hareketi, Serkan’ı sinirlendirdi. Aslında ilk bakışta salt kıskançlık olarak görülse de ben olaya bu kadar basit bakmadım. Serkan sinirlendi sebebi de bariz: Eda’ya yine üstünlüğünü kabul ettiremedi. Bir başka ânı hatırlayalım: Serkan’ın iş gezisine gidememesi. Gidemedi çünkü Eda, onu göndermemeye karar vermişti. Şeytanın bile aklına gelmeyecek bir hamleyle kendini havuza atarak istediğini elde etti. Ancak bana sorarsanız Serkan’ı en çok dağıtan eden şey “Tipim değilsin!” meselesi oldu. Zira Eda, bu hamleyle onun egosunu alaşağı etti. Koskoca Serkan Bolat, kıza ellerini göstermek için şekilden şekle girdi yahu, var mı daha ötesi? Ancak tüm cephelerdeki savaşlarını bir bir kaybetti Serkan. Aslında onlarınki iki denk gücün savaşı. Öyleyken niye bir şekilde Eda, kazanan taraf oluyor? Çünkü onun, Serkan’ınki gibi yerle bir olacak egosu yok. Sorunları kişiselleştirmiyor ve yenilgiyi de kendine yapılmış bir saldırı olarak almadan rahatça kabulleniyor.

Bana soracak olursanız bu mücadelede ilk dağılan kişi Serkan olacak ki bunun ipucu da bu hafta havuzdaki Eda’yı görüp kendi kendine konuşmasıyla geldi. Kendi kendine konuşmak dağılmanın en bariz dışavurumudur çünkü.  Serkan, Eda’nın her adımında ne yapacağını şaşırıyor. Kazandığını düşündüğünde Serkan’ı mağlup ederek şaşırtırken mücadeleye hazır olduğunda da geri çekilerek bunu başardı. Yemek yapma sahnelerinde ve birlikte çizim yaptıkları anlarda Eda’nın ne kadar kolaylıkla geri adım atabildiğini ve bunu sorun etmediğini de gördük. Yemek yaptıklarında Eda’nın yenilgiyi kabullenip Serkan’ın üstünlüğünü kabul etmesi önemliydi ama beni en çok etkileyen şirketteki sahne oldu. Serkan’ın Eda’ya üst üste çizim yaptırması aslında liderliğini kabul ettirme çabasından başka bir şey değildi. Karşısındaki kadının da bu konudaki başarısını bildiğinden, savaş bekliyordu aslında. Ancak olmadı. Eda öğretmen karşısındaki uysal öğrenci kimliğine büründü, Serkan’ın üstünlüğünü sorgusuzca kabul etti ve açıkça da “Sen harika bir mimarsın!” diyerek çok büyük rahatlıkla onun ustalığını kabullendi.  Tabii bu beklemediği hamleler Serkan’ı fazlasıyla şaşırtıyor ve hatta dağılmasına sebep oluyor.

Serkan ve Eda arasında şu anda sarsan, dağıtan ve hatta ortaya çıkan bir aşk yok ancak ayak sesleri hafiften bir gelmeye başladı. Ben, aşkın ilk adımının birbirine iyi gelme hâli olduğuna inanırım. Serkan, Eda’nın stresle başa çıkma yöntemlerini tartışmadan izledi. Çok itiraf edemese de bu, oldukça hoşuna gitti. Ufacık bir anda bu kızın, buzlar prensi bir adama nasıl iyi geldiğini gördüm. Onu kırmadan, itiraz etmeden söylediklerini yerine getirdi. Bir de şu duyguları belli eden kupamız var. Eda, Serkan’a duygulara göre renk değiştirdiğini iddia ettiği bir kupa hediye etti. Serkan o hediyeye alaycı alaycı baktığında da “Ya bir inan işte, bir dene! Üzüntülüyken siyah, umutluyken mavi, âşıksan kırmızı oluyor.” diye kupasının maharetini övdü ve Serkan da gülümseyerek aldı hediyeyi. Ancaakkkk o kupa, Serkan masada çalışırken Eda’nın “aşk”la bağdaştırdığı kırmızı renge dönüşmüştü bile. Serkan, kupanın renginden habersiz henüz ama o kırmızılaşmış görüntü bana “geliyorum, gelmekteyim” diyen aşkın ayak sesi gibi geldi.

Aslında Serkan’ın sertliği, dominantlığı ve egosu insanı yoruyor. İlk bakışta buna kızsam da anlamaya çalıştıkça içinde başka bir adam olduğunu görebiliyorum. Geçen hafta bunun çok ciddi sebepleri olduğunu düşündüğümü söylemiştim. Bu hafta düşüncelerim Seyfi’nin ağzından duyduklarımızla onaylandı: “Böyle olmasının çok ciddi sebepleri var.” O nedenler ne, neler yaşandı, bilemiyorum ancak Serkan’la ilgili çok net bir şey söyleyebilirim artık. O, kendini bu kadar güçlü ve karar makamı görürken istemediği kimseyle görüşmez ve de hayatında tutmaz. Fakat ne hikmetse düşmanım dediği ve nefret(!) ettiği bir insanı bir biçimde hayatında tutuyor. Hâliyle de benim devreler tam o noktada birbirine giriverdi.

Serkan ve Kaan çocukluk arkadaşı. Ailelerinin arasında ne yaşandıysa düşman olmuşlar. Kaan, kendi ailesinin başına gelenlerden dolayı Serkan’ı suçluyor da Serkan kabul etmese de herkese gösterdiği o büyük tepkileri bu adama göstermiyor. İlk önce restoranda sakin sakin Kaan’a cevap vermesi, ardından köprüdeki konuşmalarında “Yendim seni!” demek yerine sadece hatasını yüzüne vurmakla yetinmesi kafamı karıştırdı. Şimdi bu ikisinin düşmanlıklarında benim kafama oturmayan bir yer var. Düşman iki insan birbirinin dünyasında yer almaz ancak Kaan ve Serkan için bunu söyleyemeyeceğim. Aslında beni buna uyandıran da Serkan oldu. Zira istemediği hiçbir şeyi yapmayan bu adam, Kaan onu her çağırdığında “tamam” deyip gidiyor, hatta bu defa Eda’dan adeta kaçarak gitti. Yani kızmayın ama bana düşmandan çok birbirine kızgın iki dost görüntüsü çiziyorlar bir süredir. Şimdi bana “Bu nasıl dostluk, Serkan Kaan’ı ihale işinde batırdı ya!” diyeceksiniz ama ben açıkçası onu da bir ders verme olarak algıladım. “Bak, benimle uğraşma bu senin boyunu aşar.” meydan okumasıydı, bana göre tıpkı sözünü ettikleri yarıştaki gibi bir rekabetti yani.  Bence onların arasında babalarının hesabından başka ve belki de duygusal etkisi hâlâ süren başka bir mesele var.

Aslında Kaan’ı pek tanıyamasak da onun da zeki bir adam olduğunu düşünüyorum. Acele etmeden plan kuruyor ve kendini sağlama alarak ilerliyor. Serkan’a hamleleri sadece işle de sınırlı değil. Eda’nın ev arkadaşını tavlayıp üstüne “Bizi kabul etmezler!” klişesiyle Melek’in bunu Eda ve Serkan’la konuşma ihtimalini tümden ortadan kaldırdı. Kaan’ı kaybetmek istemeyen Melek, Kaan’ın kimliğini kolay kolay kimseye açıklamayacaktır ve Kaan da iyice temizlediği bu alanda rahatça at oynatabilecektir.
Yine de şunu söylemek zorunda hissediyorum ki ben Kaan’ın motivasyonunu hiç anlayamadım. Onunla ilgili yaptığım tespitleri Serkan’a bakarak yapıyorum, Kaan’ın kendisine değil zira şu ana dek ikide bir attığı “kötü adam” gülümsemeleri dışında onun ne yapmaya çalıştığını da somut ve kesin olarak anladım, diyemem. Kaan karakteri  “Bu, Serkan’ı gerçekten de çok zorlar” diyebileceğim bir kötü olamadı benim kafamda oysa belli ki Serkan’ın geçmişi ve hatta belki kişiliği üzerinde çok bariz bir rolü var. Keşke altı daha iyi çizilseymiş, keşke motivasyonu şimdiye kadar izleyiciye sezdirilseymiş o zaman boşluğu daha doğru doldurabilirdik.

Allah’tan Selin, Serkan’ı yeniden elde etme planının bir parçası olarak Ferit’i şirkete yerleştirdi de bu işten dolaylı da olsa  kazanan Kaan olacak gibi. Hatırlarsanız Ferit ve Kaan dostluğundan bahsedilmişti Selin’in nişanında. Ferit, Serkan’ı sevmiyor. Sebebi de Selin değil. Zira eski sevgili olduklarını bilmiyor bu adam. O zaman bir sebep olması lazım. Bu sebep Kaan Karadağ’dan başkası olamaz bana göre. Ayrıca size bir sır vereyim mi? Kaan bu nişan meselesini asla yemedi. Kurduğu oyunla da şimdi Serkan’ın hem özel hem de iş hayatını elinin altına almış olabilir. Ve tüm bunların ardında Serkan’a oynanan bu oyunlar, babasının da oldukça işine geliyor olabilir. Serkan Ferit’i kıskanacak, Selin’e dönmek için holdinge gelecek ve bir taşla iki kuş vurmuş olacak büyük Bolat.

Tüm bunları üst üste koyunca da Serkan, birçok cephede fazla savaş vermek zorunda kalacak. Eda ile olan savaşının bir an önce nihayete erdiremezse ve gerçekten bir robot değilse birden fazla cepheyi kaybetmesi de işten bile değil. Yine de tarafımı söylemeden geçmeyeceğim. Eda ile olan dışında ben, yüceler yücesi Serkan’dan yanayım çünkü Serkan’a kızarken bile çevresine baktıkça içimden şunu söyledim: Bunca çakalın arasında duygular zayıflığını gösterecekti. Böyle bir açık vermesine de gerek yok. Hatalı değil sadece kendi güven alanını oluşturmuş o kadar.

Normalde masallarda beyaz atlı prensin, prensesi kurtarmasını beklerim ben. Sanırım ilk defa bir amazonun, esir düşen gladyatörü kurtarmasını bekliyorum.

Emeği geçen herkesin yüreğine sağlık. Haftaya görüşmek üzere.

Sevgiyle kalın ve mucizelere inanmaktan asla vazgeçmeyin.

Benzer Yazılar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.