YAZAR: Ayça AKMAN

Ojo Pictures imzalı Yeni Hayat, aksiyon – dram çizgisinde bir iş olduğundan benim özellikle merak ettiğim ancak pandemi nedeniyle seyirciyle buluşması uzunca bir süre ertelenince aklımın bir köşesine yazdığım projelerdendi. İlk Durak yazısını yazmak ancak bugüne kısmet oldu, geç olsun da güç olmasın.

Pek belli etmesem de dizi isimleri konusunda birazcık takıntılı bir seyirci ve yorumcuyum ben. Bazen çok basit gibi görünen bir adın, hikâyenin tümünü kavradığını, birden fazla noktaya gönderme yapıp odağı yakaladığını karakterleri birbirine bağladığını gördüğümde pek keyifleniyorum. Yeni Hayat’da da öyle oldu. Şöyle bir baktığımızda, Adem Şahin’in öyküsü bu. Komutanını kurtarmak isterken ağır şekilde yaralanıp malulen emekli olmak zorunda kalan bir bordo berelinin dünyasına davet ediyor, bizi dizi. İş için başvurduğu her kapıda, madalyaları ve başarı öyküleriyle dolu geçmişi Yüzbaşı Adem’in ayağına takılıyor.Ta ki arkadaşı Bekir ona reddedemeyeceği bir teklif götürene kadar! İş adamı Timur Karatan’ın eşi Yasemin’in yakın korumalığını biraz da ailesinin baskısıyla kabul edince sadece kahramanın kendi geleceği değil, dokunduğu birçok kişinin yaşamı da geri dönülemez şekilde değişmeye başlıyor ve yeni  “hayatların” kapısı ağır ağır açılıyor!

Çarpıcı bir flashback ile hikâyeye giren dizi, tek bir türküyle dünü bugüne bağlayıp Adem’in kim olduğunu önümüze koyuverdi, bunu sevdim. Zaten ilk yarım saat dolduğunda konuyu anlamış akışa kendimizi kaptırmıştık bile. Doğrusu aksiyon – dram türünde elimizde fazlaca başarılı örnek olduğunu söyleyemem. O yüzden başlarda çekincem olduğunu saklamayacağım. Ancak derdini sağa sola sapmadan anlatan derli toplu reji; tüm karakterlerin aynı anda verilmesindense bilinçli olarak bazılarının geride tutulması, düşmeyen tempo, yakın dövüş ve aksiyon sahnelerindeki senkron ve gerçeklik benden geçer not aldı. Ayrıca karanlıkta kalan noktalar, yani açık uçlar, bana sürekli sorular sordurarak merakımı diri tuttu. Sıkmadan seyirciyi iki saati aşkın bir süre ekran karşısında tutmak başarıdır ama ona son anda hiç beklemediği bir ters köşe armağan ederseniz alkışı hak edersiniz. Türün sürekli seyircisi olduğum için kolay kolay gafil avlanmayan ben bile “Hadi canım!” nidasıyla kalktıysam ekran karşısından bu son derece sağlam örülmüş, katmanlı açılmaya müsait bir hikâye sayesindedir; düşünen ve yazan kalemlerin ellerine sağlık!

Öykünün kahramanı Adem; sadece başarılı, profesyonel işinin ehli bir asker, tavırları dik, ödün vermeyen bir insan değil aynı zamanda kızının gülüşü için dünyayı yakabilecek bir aile babası. O ve Yasemin eş zamanlı olarak doğum günü pastalarındaki mumları üflediklerinde Yasemin’in hediyesi “İyi ki benim oldun!” diyen bir eş, Adem’in hediyesiyse kızından aldığı “Dünyanın en iyi babası!” yazısıydı ki bence bu, dizinin ana çatışmasını da tertemiz ortaya koydu. Adem gibi ailesine bağlı bir adam, Yasemin’e nasıl âşık olacak? Timur gibi kıskanç, sahiplenici ve psikopat bir insan karısının gözünün başka bir erkeğe kaydığını anladığında neler yapacak? Adem’in sınavı ağır. Bizim onun aşkına ikna olabilmemiz, “melek” saydığı karısı Nevin’in sakladığı sırrın ağırlığına, Timur’un şiddetinin varacağı noktaya, Yasemin’inse samimiyeti, mağduriyeti ve sevgisinin gücüne bağlı! Ben bir seyirci olarak aykırı hikâyeleri hep sevmişimdir, yeter ki karaktere inanayım, empati kurabileyim! Gördüğüm kadarıyla Serkan Çayoğlu bu konuda beni hiç zorlamayacak. Ben Adem’i sevdim, Çayoğlu’nu role yakıştırdım. Muhtemeldir, daha önce “Börü” gibi işte yer alması onun karaktere daha kolay adapte olmasını sağlamış zira yakın dövüş ve aksiyon sahnelerinde hiç falso görmedim, emeğine sağlık. Ama bir küçük şerh koyacağım, Adem’in babalık konusunda biraz desteğe ihtiyacı var, uzun süreli ayrılıklar babalığa ısınmasını zorlaştırmış görünüyor.

Yasemin, gölgeleri olan gizemli bir karakter. Onun ailesine dair tek bildiğimiz Amerika’da yaşayan bir erkek kardeşi olduğu. Beş yıl önce evlendiği Timur Karatan’la aşk evliliği yapıp yapmadığıysa benim için hâlâ muamma. Gördüğü şiddet yüzünden defalarca evden kaçmış ancak yine o eve dönmek zorunda kalmış. Sözünü sakınmıyor ne var ki bedeli hep ağır oluyor. Fiziksel şiddetin ruhsal izleri; onda sinirlilik, çaresizlik, kimseye güvenmeme, insanlara karşı mesafe olarak geri dönmüş. Adem’e tavırları da aynen bunu doğrular nitelikte. Ancaak o aynı zamanda çok da zeki bir kadın. Bölümün sonunda yediğimiz ters köşe sayesinde bunu net olarak anladık! Kendisini öldü göstererek ebediyen Timur’dan kurtulma isteği, onu Kunduzi adında yasa dışı bir adamla işbirliğine itmiş itmesine ama Yasemin’in geçmişini bilmediğimiz gibi Kunduzi’nin de geçmişini bilmiyoruz ve bir adam “Tarih tekerrürden ibarettir!” diyorsa ben orada durur, düşünürüm! Hele de ortada cesedi bile bulunmamış eski bir eş ve o yoldan yürümeye talip ikinci bir eş varsa! Yasemin’in Adem’e mesafesi ve fevri tavrı elbette ki bölüm sonunda anlam kazandı. Çocuk bakıcılığından ziyade planına taş koyacak zeki bir adamın oluşturduğu tehlikeydi mesele! Onu kendisine âşık ederek dikkatini dağıtmak, ilk başta işe yarar bir plan gibi görünse de her daim kazdığın çukura düşmek ihtimali vardır, benden söylemesi!

Gelelim Nevin’e… Onun gibi neşeli, cıvıl cıvıl bir karakterin tam zıddı gibi görünüyor Yasemin. Bu yüzden de Yasemin, henüz bir sıfır geride, söz konusu seyirci sempatisi olduğunda. Nevin’le seyircinin kuracağı sıcak bağı ancak affedilmesi imkânsız bir sır koparabilir ki bunun da emarelerini ilk bölümde görmeye başladık. Yalnızca teyzesine söylediklerine bakarak teori üretmek kolay değil ancak Yasemin’i ilk gördüğünde yüzünün aldığı şekil, bana işin içinde kıskançlıktan çok daha başka şeyler olabileceğinin ipuçlarını verdi. Aklımda canlanan bir ihtimal var: Nevin’ in çocuğu olmuyor ve bunu Adem’den sakladı. Hamileyim diye onu kandırarak çocuğu Yasemin’le ilişkili birinden ya da bir yerden aldı. Adem’in görev icabı aylarca evden uzak kaldığı düşünülürse bu hiç de zor değil. Tabii teorileri çoğaltmak mümkün, bu noktada Yasemin’in erkek kardeşi de devreye girebilir. Nevin başka birinden çocuk sahibi olmuş da olabilir. Ama her halükarda sonuç değişmiyor. Ece, Adem’le Nevin’in kızı değil! Ve bu sır ortaya çıktığında bazı taşlar yerinden oynayacaktır kaçınılmaz olarak. Uzaktan çizilen ideal aile tablosunun yaldızları döküldüğündeyse herkesin kendine ayrı yollar seçmesi sürpriz olmaz.

Bu hikâyede Adem dışındaki ana karakterlerin hemen hepsinde görünenden öte bir şeyler var. Nevin, Yasemin belki Özgür ve hatta Bekir… Ama içlerinde en sessiz ve derinden giden, Timur hiç şüphesiz. (Tayanç Ayaydın’ı ilk defa bir kötü karakterde görüyorum ve memnuniyetle söylemeliyim hiç yadırgamadım.) Dışarıdan bakıldığında gemi filoları, otelleriyle zengin, başarılı ve sevgi dolu iş adamı ama o aynanın sırları yer yer döküldüğü için gerçekleri bütünüyle göstermiyor çevresindekilere. Karısı Leman’ı kendisinden koruyamamış, yasa dışı işlere boğazına kadar batmış; şiddete meyilli, psikopat, kontrolcü bir adam var tüm bu şatafatın ardında. Yetiştirdiği kızı Gökçe bile kendisinin yansıması gibi: Bir canavar! Yasemin’e uyguladığı şiddeti eski karısına da uyguladığına ve karısının evden kaçarak kendisini öldü gösterdiğine hiç şüphem yok. Timur, hayali düşmanlarını arayadursun, ben onun aile ağacına dair birçok sırrı kendisine sakladığını, gerçek düşmanlarının yanıbaşında olduğunu düşünmeden edemiyorum. Timur, Adem’in sadakatini birinci ağızdan Bekir’den sorguladı “ Ona karımı emanet ediyorum.” diyerek ama kendi insanlığını sorgulamak aklının ucundan bile geçmiyor. Olası bir yasak aşkta ben onun tepkisini aşağı yukarı tahmin edebiliyorum lakin Nevin benim için henüz kapalı kutu. Onun yapabileceklerini, muhtemel işbirliklerini ancak zaman gösterecek.

Yasemin, bambaşka bir kimlikle yeni hayat peşinde; Adem, hayalini kurduğu güvenlik şirketi için züppe, şımarık ,bencil insanların arasında yeni bir hayata başladı, Nevin sırlar üzerine kurduğu hayatı iyileştirme çabasında, Timur’sa yine yeniden ikinci hayatında da aynı hataları yapmaya devam ediyor… Elbet kaderleri bir noktada birleşecek. Öykünün sayfa sayfa, acele etmeden, aynı zeki dokunuşlarla açılması en büyük dileğim!

Yeni Hayat kurduğu dünyayı sorgulatmadan beni içine çekti. Rejide öyle olağanüstü bir hoşluk yoktu ama asla kötü bulmadım. Temposu yerinde, akıcı bir iş çıkmış günün sonunda. Çekimlerde de göze batan bir olmamışlık görmedim. Jenerikle girdiği için bir artı puanı da oradan aldı. Müzikler de kötü değildi. Benim çok da sevmediğim parlak beyaz çekim dışında tek itirazım, yeterince duygu içermemesine olabilir ki bu maalesef aksiyon ağırlıklı işlerin en büyük handikapı. Ben bir süre kafamdaki soruların cevabını görmek için seyircisi olurum, yolu açık şansı bol olsun!

Yazan, yöneten ve emek verenlerin yüreklerine sağlık…

Benzer Yazılar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.