YAZAR: Şeyma BULUT

Dünyadaki kaçınılmaz şeylerin başında değişim gelir bence. Yeni bir iş, bir duygu ya da bir amaç insanı, Berhayat Hastanesi’nin çalışanları gibi eskisinden daha farklı davranmaya itebilir. Ali, Nazlı, Tanju, Beliz hepsi değişmeye başladılar. Bana soracak olursanız da bu gayet normal bir şey. Hayat durağan değil ki insanlar olsun. İnsanın değişen bir varlık olduğunu düşünürüm ben hep. Ama burada çok mühim bir nokta var. Bu değişim insanı ilerletiyorsa çok faydalı olabilir ama ya tam tersiyse ne yapacağız?

Mucize Doktor’da bunca zamandır Ali Vefa’nın her gün daha da geliştiğini izliyorum. Adım adım ilerledi ama başardı. İletişimini güçlendirdi. Kendini daha iyi ifade etmeye başladı. Eskiden yaptığı hataları da bir süredir yapmıyordu. Ancak bu hafta yeniden başa döndüğünü hissettim. Bir süredir iyi bir diyalog kurduğu hasta yakınlarıyla yeniden sorunlar baş göstermeye başladı çünkü âşık oldu. Onun aşk meselesine elbette değineceğim ama burada ciddi sıkıntı var. Tanju haklıydı. Evet, dehası konusunda bir sorun yok. Tanju’nun Ali’yi sevmesinde de sıkıntı yok. Açıkça göstermese de o da çok seviyor. Ancaak söz konusu iş olunca sevmek yeterli olmayabilir. Olmuyor da zaten. Tanju, Ali’deki gerilemeyi gördü ve sebebini de merak etti. Onun hayatında bir şeyin değiştiğinin de farkında. Bu, Ali ve hayalleri için çok tehlikeli bir durum. Zira onun yolu diğerlerinden daha uzun. Ali’nin bir adım ileri, iki adım geri gitme lüksü yok. O hep ileri gitmeli. Böylece Damla’ya dediği gibi farklılıklarını kabul ettirerek başarabileceğini herkese ispat etmiş olacak. Tabi bunu yapabilmesi için de bu yeni yaşadığı duyguya alışması ve işle aşkı ayırması gerektiğini öğrenmesi lazım. Şimdilik bu pek kolay görünmüyor ama başaracaktır ona da eminim.

Aşkın her insanı değiştireceğine inanırım ben. Ali’nin de değişmesi şaşırtıcı değil. Asıl insanı hayrete düşüren, bilmediği bir yemeği bile zor yiyen bir çocuk, hiç bilmediği bir duyguyu nasıl bu kadar kolay kabullendi? Şimdi, yanlış anlamasın kimse. Elbette ki Ali gibi farklı bir karakterin konu alındığı bir dizide bazı şeyler kurgusal olacak. Durumu idealize etmek adına adımlar atılacak. Buna asla itirazım olamaz. Aksine hoşuma da gidiyor. Tek sorunum şu: Bunlar, çok hızlı cereyan ediyor. Biraz daha ağırdan gitmeliydi diye düşünüyorum. Elbette senaristin işine karışamam ama bu aşk meselesi beni hâlâ ikna edemedi. Ali otizmli olmasa olurdu da bu özelliği ile aşkı bir türlü oturtamadım işte, ne yapayım. Şimdi bana “Otizmliler âşık olamaz mı yani?”diyebilirsiniz. Gerçek hayattan bahsediyorsak bunun cevabı çok net: Hayır, olamaz; özellikle ileri derecede otizmli bireylerde hiçbir sevgi belirtisi görmek mümkün değildir. Hafif otizmli bireylere yardım edilmesi durumunda sevmeyi öğrenmeleri mümkün olabiliyor ama empati yapamadıkları için karşı tarafın duygularını anlamlandırmaları mümkün değil. Bu ancak bir rehber yardımıyla mümkün olabiliyor. Ali, kurgusal ve idealize bir karakter olduğu için bu detayları göz ardı ediyoruz elbette ama yine de onun için değişim şart olsa da onun dünyasında biraz daha yavaş olmalıydı diye düşünüyorum.

Öte yandan Nazlı da diğerleri gibi yeni bir döneme girdi. Farklılıklar göstermeye başladı. Evet, o diğerlerine nazaran daha yavaş ilerliyor. Hâlâ saf, iyi niyetli ve kimsenin kötü olabileceğine inanmayan bir insan o. “Değişimi ne o zaman?” dediğinizi duyar gibiyim. Nazlı yavaş yavaş korkularından sıyrılmaya başladı. “Ali’yi incitmek istemiyorum.” durumundan “Kimsenin onu üzmesine izin vermeyeceğim.” kıvamına geldi. Bu Nazlı için şaşırtıcı bir durum. Zira o kimseyle kötü olabilecek biri değil. Yeni gelen hırs yumağına bile diğerlerinden daha fazla anlayış gösterdi. Bu onun yapısında olan bir şey, yani kim olursa olsun öyle davranırdı zaten. Bu yüzden kimse de şaşırmamıştır diye düşünüyorum.

Nazlı yapısı itibariyle kimseye kötü davranmaz. Sevdiğine zarar gelmesi düşüncesiyle birlikte Nazlı’nın şimdiye kadar hiç görmediğim bir yüzü de ortaya çıktı.  Kendisini düşünmese de sevdikleri onun için çok mühim ve onlar için mücadele edebilir. Damla’ya “Benimle savaş!” derken aslında demek istediği Ali’den uzak dur, karşında beni bulursundu. Aslında bu da beni hep üstünde düşündüğüm bir konuya götürdü: Sınırlar. Herkesin bir kırmızı çizgisi var bence. Damla, Nazlı’nın o çizginin üzerinde gezmeye başladığında Ali’ye zarar vermesine izin vermeyeceğini net olarak belli etti. Nazlı’nın bu hareketi onunla ilgili düşüncelerimin de değişmesine sebep oldu. İyilik meleği doktor hanım, gerektiğinde o ceketi de çıkarabilecekmiş gibi bir his uyandırdı bende. Umarım yanılmıyorumdur.

Berhayat Hastanesi’nde yeni bir asistanımız var: Damla. Aşırı hırslı, gözü kara ve zeki bir doktor. Okuduğu okulları birincilikle bitirmiş ve en iyisi olmaya ant içmiş biri gibi geliyor bana. Ancaaak yöntemi konusunda sıkıntılı olduğunu söyleyebilirim. Yani bir insan en iyi olmak için mücadele edebilir.Burada bir sıkıntı yok. Damla’nın yöntemleri sıkıntılı. Bu kadar hırslı biri pek tabii ki Ali’yi kendine rakip olarak görecek. Zira geldiği yerin en iyisi Ali Vefa ancak onunla rekabetin yöntemi bu mu olmalıydı? Bilgisiyle yarışamayacağını anlayıp onu hocalarının önüne mi atmalıydı? Bu bana çok ama çok yanlış geldi. Zira hırs başka, sinsilik başka. O hastanede hemen herkeste belli oranda hırs var. Nazlı ve Ali’yi denklemden çıkarırsak hırslı olmayan neredeyse yok. Ferman, Demir, Tanju… Listeyi uzatabiliriz. Ancak hiçbiri bir başkasının üstüne basıp geçmiyor. Hatta en hırslı olan Tanju bile yapmıyor bunu. O yüzden benim gözümde ekside başladı Damla, çok üzgünüm.

Damla’nın gelişi, Ali ve Nazlı’yı böyle etkilerken bir savaşın fitilini de ateşlemiş oldu. Onun hastaneye Kıvılcım’ın dahli olmadan alınması, bir süredir ayak seslerini duyduğumuz kavgayı da başlattı. İki taraf da kendince adımlar atarken, bu hafta Kıvılcım hep bir basamak gerideydi. Eh, buna da bayağı şaşırdım şimdi ne yalan söyleyeyim.

Kıvılcım için bugüne kadar birçok şey dedim. Zeki, ayakları yere basan ve hırslı bir kadın. O hastane için pek çok şey yapmış. Bu sebeple de hak iddia ediyor. O hakkı elde edemeyince de tüm taşları yerinden oynatacak bir hamle yaptı. Ben kesinlikle bu savaşı kazanır diyordum ama şimdi o kadar emin değilim. Aslında ben de onun gibi Beliz’i biraz fazla hafife almışım. Çocukluğundan beri tanıdığı kızı, çok kolay alaşağı edeceğini düşünüyordu. Avukatına “Beliz, korkağın tekidir.” demesi de bundan. Peki, burada neyi kaçırdı? Onun Beliz’i tanıdığı kadar, Beliz de onu tanıyor. Onun öfkesini, gözü döndüğünde çok rahat hata yapabileceğini biliyordu. Zaten bu yüzden de onu çileden çıkartacak hamleleri üst üste yaptı. Kıvılcım başarılı olabilir mi bilmiyorum ama Beliz’in şimdilik bu savaşta önde olduğunu söyleyebilirim. Zira o tek başına değil. Kıvılcım’ın elinde bir tek Tanju vardı. O da artık sallantıda. Her koşulda onun yanında olmayacağını açıkça belirtti. Bu da Kıvılcım’ın sandığı kadar güçlü olmadığını gösterdi aslında. Zira insan tek başına bir yere kadar mücadele edebilir. Kendisinin aksine Beliz yalnız değil. Ferman, Adil Hoca, çalışanlar herkes onun yanında. Bu sebeple de bu iki kadının savaşındaki ilk müsabaka açık ara farkla Beliz’in. Yalnız savaş henüz bitmedi. Bu ikisinin arasındaki muhabere nasıl sonuçlanır bilmiyorum ama içimden bir his, şans Beliz’den yana diyor.

Final sahnesinde bir yanda Beliz ve Kıvılcım, diğer yanda Tanju olmak üzere hastanedeki tüm dengeler değişti. Tanju’ya elbette geleceğim. Onun bu gözle görülür değişimi benim de dikkatimden kaçmadı. Ancak bir süre daha sessizce onu izlemek istiyorum. Zamanı geldiğinde bu çoook sevdiğim cerrahın farklılaşmasını zevkle yazacağıma emin olabilirsiniz.

Güzel ve akıcı bir bölümdü. Emek veren herkesin yüreğine sağlık. Yazıma Gülten Akın’ın bu güzel dizeleriyle son veriyorum. Haftaya görüşmek üzere. Sevgiyle kalın ve mucizelere inanmaktan asla vazgeçmeyin.

“Seni sevdim, seni birdenbire değil usul usul sevdim
“Uyandım bir sabah” gibi değil, öyle değil
Nasıl yürür özsu dal uçlarına
Ve gün ışığı sislerden düşsel ovalara

Seni sevdim, sevgilerim senden geçerek bütünlendi.”

Benzer Yazılar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.