YAZAR: Şeyma BULUT

Kusur ya da eksiklik gibi görünen her şey, insanın içindeki hazinenin açığa çıkması için sunulan çok değerli fırsattır, bana göre. Yaradan birçok organı çift yaratmıştır, ancak ikisi birleşince tam çalışabilir durumdalar. İnsan da böyle bana kalırsa. Eğer kendini tamamlayan birini bulursa bütünlenir insan. Ali ve Nazlı hayatları boyunca birçok duyguyu eksik yaşadılar. Ali, farklılığına rağmen sevilebileceğini Nazlı’yla, Nazlı ise bir insanın diğer tüm insanları şartsız sevebileceğini gördü Ali’yle. İnsan eşini bulup nihai mutluluğa erişene kadar içinde bir noksanlık duygusuyla yaşar. Ancak asıl görmeleri gereken şu: Onların noksan olarak gördükleri her özellikleri, aslında diğerinin fazlalığıydı. Hastalanan ikizler gibi. Onların fiziksel fazlalıkları nasıl ikisini birlikte hayatta tuttuysa Ali ve Nazlı’nın fazlalıkları da ikisini tamamlayarak birlikte olmalarını sağlayıverdi.

Ben bir insanın diğerinden üstün olduğuna pek inanan biri değilim. Denklik ancak matematikte karşımıza çıkan bir terimdir. Kişiler arasında denklik olmaz. Hani derler ya davul bile dengi dengine çalar diye. O davul arkadaşım, bir nesne… Tabii ki iyi ses çıkartmak için benzerine ihtiyacı var. İnsan bir nesne değil. Birbirinden çok farklı iki insan gördüğümüzde illa bir denklik arıyoruz. Düşünsenize muhteşem bir konser dinliyorsunuz. Tüm enstrümanlar birbirine denk mi? Eşit değiller ama bir araya getirerek oluşturdukları armoni muazzam güzellikte bir ses. Ali ve Nazlı ayrı ayrı çok güzel hisler uyandıran melodi olsalar da bir araya geldiklerinde güzel bir dinleti oluşturuyorlar. Bendeniz de dinlemelere doyamıyorum, efendim.

Eksiklik nedir biliyor musunuz? Farklılıkları noksanlık olarak gören insan zihnidir. Kıvılcım’ın içindeki boşluk öylesine büyük ki bu tip güzellikleri göremiyor. Tanju’ya Ali’yle ilgili söylediklerinde ilişkiler hususundaki yeteneğinin yerini hayata bakışındaki sığlık aldı. Daha düne kadar varlığından hep kazanç sağladığı yeteneklerini, böylesine dar bir çerçeveye sığdırarak bir başkasına bağlamak esas eksikliktir. Ali’nin artılarını göremeyecek kadar egolu olması da onun eksiği, yapacak bir şey yok.

Kıvılcım’ın Tanju’ya Ali için söyledikleri, onu çok üzdü. Bunun sebebi Nazlı’nın hâl ve hareketleri değildi. Ali, hayatı boyunca abisine yük olduğunu düşünmüş. Diğerlerinden farklı olduğu için hep birileri sayesinde ayakta kaldığına inanmış. Böyle düşünmesi için de elinde yeteri kadar donesi var. Ne zaman bir şey yapmaya kalksa yüzüne kapanan kapılar, farklılığını kabullenmeyen insanlar ve hep bizden değilsin diyen ağızlar. Yanında olanların da gereğinden fazla fedakâr ve korumacı olması onu böyle düşünmeye itiverdi. The Ape Woman yazımda da bahsetmiştim. Bizler farklılık ararız ancak gerçekten bir değişim gördüğümüzde ilk tepkimiz kabul etmemek ve ve o kişiyi ötekileştirmek olur. Ben bunun sebebinin korku olduğunu düşünüyorum. Eksiklik olarak gördüğümüz o fark, aslında karşımızdakinin bizden bir fazlasının olması. Günlük hayatın içinde herkesin bir görevi var, dikkat çekmeden herkes bir şekilde üstüne düşeni yapabiliyor. Ali gibi farklılığı olan insanlarsa bizim eksiklik olarak gördüğümüz özelliklere sahip. Bu özellikleriyle görülmeyenin ardındaki görebilmeleri de bizleri rahatsız edebiliyor. Aslında asıl sinirlendiğimiz konu, eksik birinin bir şeyler yapması değil, saldırılan o insanın bizim yapamadığımızı yapıp düşünemediğimizi düşünmesi. Ali’nin muazzamlığını ikizlerin duygu dolu hikâyesinin içinde o kadar iyi gördüm ki izlerken gözyaşlarımı tutamadım. Burada beni asıl etkileyen Ali’nin hep bir yol bulması değildi. Tüm doktorların bitişi kabul ettiği anda, ürettiği çözümlerle yaşam devam ettiği sürece imkânsız diye bir şey olmadığını gösterdi. Her bitişte yeni bir başlangıç yazdı. İnsanların beynine mıh gibi kazınmış öğrenilmiş çaresizlik, Ali’de yok. Onun kodlarında yazılan bir şey değil. Bilmiyor vazgeçmenin ne olduğunu. Bu özelliği de dehasının yanında onun diğerlerinden farkını ortaya koyan asıl konu aslında. Benim onu bu kadar sevmemin sebebi farklılığı, dahiliği değil asla yılmaması, ucundan yakaladığı hayattan asla vazgeçmemesi. Çünkü ölünce değil vazgeçince kaybedeceğimizi düşünüyorum.

Ali, bu savaşın içerisinde her gün hayatla ve kendisiyle ilgili şeyler öğreniyor. Hayatı boyunca yük olduğunu düşündüğü abisinin en büyük gururu olduğunu öğrendi. Ayrılığın ölümle eş değer olmadığını, bazen kötü şeylerin de iyilikle sonuçlanabileceğini gördü. En önemlisiyse abisi ve Adil hocasıyla yaşadıklarının ardından Nazlı’ya yük olmadığını, onun hayatında kocaman bir boşluğu doldurduğunu öğrendi. Sevgisiyle, Nazlı’nın hayatına getirdiği değişimle, haberi olmadan çok sevdiği bir insanın dünyasını güzelleştirdiğini fark etti. Bu sebeple Nazlı’yı bu dünyanın en şanslı insanı ilan ediyorum. Kim istemez ki hayatında kendisini sorgusuz sualsiz ve müthiş bir dürüstlükle seven birini.

Aslında Ali de Nazlı kadar şanslı. Ali’yi hesaba katmazsak Nazlı, bu hassas güzel dizinin en iyi insanı. Hatırlıyor musunuz önceki bölümlerde Ali, Nazlı’ya “Engelli birini sevebilir misin?” diye sormuş, ve Nazlı düşünmeden evet cevabını vermişti. Onun birini sevmesi için başkaları gibi özelliklere ihtiyacı yok. Kimileri yaşamak için yaratılmıştır, kimileri de sevmek için. Nazlı sanki temiz sevginin ne olduğunu tüm dünyaya ilan etmek için yaratılmış hissi uyandırıyor bende. Ali’yle olan mental farklılığını saymazsak birbirlerine çok benziyorlar. Asla kötü düşünmüyorlar, sevdikleri her şey için mücadele ediyorlar. O ikisinin birbirinin tamamlamasından daha doğal ne olabilir ki? Kıvılcım’ın bu ikiliyle ilgili söylediği şeylerin bir kısmı doğruydu. Hata yaptığı yer, Nazlı’nın Ali’yi taşıyarak kendinden ödün verdiğini düşünmesi. Nazlı, Ali için fedakârlık yapıp kendinden ödün vermiyor, Ali onu tamamlıyor. Haklı olduğu nokta, Ali’nin Nazlı’nın varlığıyla harika işlere imza attığı. Ben sevdiğim, mutlu olduğum insanların yanında daha verimli olurum. Ali’nin de sevdiği kızın yanında daha da parlaması da şaşırılacak ya da küçük görülecek bir şey değil. Onun da doğası sevgiden ilham almak.

Nazlı, duygularını fark ettiğinden bu yana karmaşalar yaşıyordu. Canı acıyordu zira Ali’yi üzeceğini düşünüyordu, duyguları net olmasına rağmen kafası karışmıştı. Ali’nin doğal yaptığı her şey, Nazlı’nın özlemini çektiği, içinde yıllarca taşıdığı boşluğu yok ediverdi. İki gün önce uzak durarak aradığı yanıtları, sevdiği insanın yanında bulacağına inandı ve bu sefer doğrusunu yaptı. Artık tüm sorular cevabını bulunca da o beklediğim adımı attı ve Ali’ye açtı içini. O anlarda içinde yaşadığı mutluluk ve karmaşayı çok güzel yansıttı ekrana. Ali onun söylediklerine karşılık vermeden o çok merak ettiği sorunun cevabını aradı. “Ben sana yük değil miyim?” dediğinde aldığı cevap “Sen benim içimdeki kocaman bir boşluğu doldurdun” oldu. Belki Ferman Hoca gelmese o da söyleyecekti. Bir an geldiğinde de deyiverecek eminim. Yine Alice söyleyecek ve onun lisanını en iyi anlayan insan Nazlı onu en güzel şekilde kabul edecek. İlişkileri nasıl ilerler bilmiyorum ama harika duygular yaşayıp yaşatacaklarına inanıyorum.

Ali ve Nazlı’nın aldıkları yol ve gelişimleri kadar beni etkileyen bir kişi daha vardı bu hafta, o da Tanju’ydu.  Tanju’da fark ettiğim bir şey var. Aslında bakacak olursanız Ali’yle ve Ferman’la çok mühim bir ortak özelliği var. Söz konusu genç hayatlar olduğunda Tanju’nun içinden bir savaşçı çıkıyor. Önceki bölümlerde bir çocuk için girdiği mücadele, şimdi ikizler için yaptıklarına bakınca onun derinlerde nahif bir insan olduğunu düşüncesine kapılıyorum. İlk bölümde Ali’nin çocuklarla ilgili yaptığı konuşmanın ardından yüzündeki yumuşamayı da görmüştüm. Onun egoları, başhekimlik savaşı ve Kıvılcım’la olan ortaklığı inanın beni hiç ilgilendirmiyor. Küçücük anlarda söylediği bir söz, bir davranış bu adamın sanıldığı gibi biri olmadığını düşündürüyor bana. Daha önce de Tanju’nun Ali’yi en iyi anlayan insan olduğunu söylemiştim. Kim bilir? Belki de Ali’deki bu özelliğin kendisinde de olmasından dolayı onunla bağ kurması bu kadar kolay oldu. Bir yerden yakaladı bu çocuğu ve Ferman bile yapamazken onu kabul edip yeteneklerini sorgulamak yerine onları kullanmayı öğretmeye başladı. Hastanedeki en zor öğretmen olsa da en iyisi olduğunu düşünüyorum. Yanlış anlaşılmasın Ferman da elbette müthiş bir hoca ama o bile duygusal bağ geliştirerek yapıyor eğitmenliğini, Tanju ise bu bağ olmadan sertliği ve otoritesine rağmen öğrencilerine yol gösteriyor. Bu özellikleriyle de kalbimde kendisi bir cumhuriyet kuruverdi, ne yapayım .

Kardeşlik, sevgi ve aşk gibi konuların dozunda işlendiği, duygu yüklü bir bölümdü. İzlerken kâh gülerek kâh ağlayarak bambaşka duygular yaşadım. Bu bir kurgu karaktere denmez ama diyeceğim: İyi ki hayatımıza girdin Ali Vefa, seni tanımak çok güzel.

Bölüme büyük emekler veren tüm ekibin yüreğine sağlık. Yazıma Ümit Yaşar Oğuzcan’ın bu dizeleriyle son veriyorum. Sevgiyle kalın ve mucizelere inanmaktan asla vazgeçmeyin.

“Bir pınarsın içilen ama hiç kanılmayan
Seveni yanıltmayan, sevince yanılmayan
Özlenen sen, özleyen sen, özleten sen
Varken doyulmayansın, yokken dayanılmayan”

Benzer Yazılar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.