Yazar : Şeyma BULUT

Risk nedir? Bir şeyleri elde etmek isteyen insan, birtakım tehlikeleri göze almalı. Olduğu yerde, güvenli alanında kalan kişi ne duygusal anlamda ne de maddi olarak kazanabilir. Ben aşk ve yatırım işinin tamamen risk olduğunu düşünürüm. Sancar ikisine de cesaret etti. Nare ile olan hikâyesi bir çıkmaza sürüklenirken Gediz ile aldıkları risk, sonuç verdi.

Sancar ve Gediz sekiz sene önce büyük bir kumar oynamış ve kazanmışlar. Peki ne kazandılar? Sancar ailesinin mirasını kurtardı, hayatını mali olarak olduğu durumun çok üstüne taşıdı. Gediz ise tamamen muamma. O ne kazandı? Sekiz sene önce babasıyla olan vak’a bu hâle nasıl geldi? Bunların hepsi birer soru işareti. Gediz Ağa tam bir kapalı kutu, bakalım o kutudan daha neler çıkacak, hep birlikte göreceğiz.

Geçmişin ardındaki sır perdesi aralandıkça sekiz yıl öncesiyle bugün arasındaki köprüyü kurmaya başladım. Geçen bölümde Gediz’in babasıyla sorunları olduğunun sinyalini almıştım ama bunun sebebinin Sancarlardan çalınan para olacağı aklıma gelmemişti.

Bu çıkış noktası Gediz’le ilgili bir özelliği de gözler önüne serdi. O sağduyulu bir adam. Doğru ve yanlışı ayırma kabiliyeti var. Babasının attığı tokadın ardından o sinirle ortalığı karıştıracağını söylemiş olabilir ama neden kendi başını belaya sokmak istesin? Kalkıştıkları iş, ciddi bir suç ve sırf biraz eğlenmek için aklı başında hiçbir insan böyle bir işe kalkışmaz.Gediz’in bu yola çıkmasındaki sebebi neyse, çok önemli olduğunu düşünüyorum. Safi eğlence, heyecan olduğu kanaatinde değilim ben. Zira bu adam sevdikleri üzerinden oyun kuracak bir insan izlenimi vermiyor bana.

Babasıyla olan tartışmada sanki bunun öncesi varmış da o da bardağı taşıran son damla olmuş gibi bir duruş vardı ikisinde de. Şu eski defterler tamamen ortaya döküldüğünde bizi neler bekliyor, bilmiyorum ama Gediz’in hikâyesinin iki kelime ile özetleneceğini de düşünmüyorum.

Sancar şu anda çok öfkeli olduğu için Gediz’i birçok şeyle suçladı. Amacının heyecan olduğunu, imkânsızı istemek olduğunu söyledi. Bende bu repliklerin üzerine uzun uzun düşündüm. Gediz’in yerinde olsam sırf zevk olsun diye sekiz senelik dostumu kaybetmeyi göze alır mıydım diye. Almazdım. Gediz de almadı. Sevgisini içinde yaşayıp tek bir yanlış adım bile atmadı. İnsan kime âşık olacağına karar veremez ki… Bunu en iyi Sancar’ın bilmesi lazım ama öfke, kıskançlık bunu anlamasını zora sokuyor.

Bugüne kadar Sancar Efe için birçok şey söyledik: Anlayışsız, kıskanç, öfkeli,yardımsever, delikanlı vs. Bir tek şey hariç hepsini dedim ama size bir sır vereyim mi? Sancar çok zeki bir adam. Sekiz sene önce kurduğu ali cengiz oyununu benim diyen insan zor çevirir. Bunun için size paravan şirket meselesinden biraz bahsetmek istiyorum. Öncelikle bu şirketleri hayali şirketlerle karıştırmamak lazım. Zira paravan şirketler sadece kâğıt üzerinde de olabileceği gibi gerçekten de varlık gösterebilirler. Özellikle vergi kaçırma ve kara para aklama işlerinde kullanılırlar. Sancar sekiz sene önce böyle bir şirket kuruyor, şirketi Akın’ın üzerinde gösteriyor ve Akın’ın ruhu bile duymuyor. Zira bu şirketler yasa dışı olan durumu gizlemek için yasal işler yaparlar ve bu yüzden bir sermayesinin olması ve bu sermayenin Sağdıçlar Holding’le asla bağlantısının olmaması gerekir. Sancar orada öyle bir oyun kurmuş ki çalıntı paranın izi, doğrudan Akın’a çıkıyor. Yani anlayacağınız Sancar dersine güzel çalışmış, oyun içinde oyunu öyle güzel kurmuş ki Akın ava giderken avlandı.

Akın kibirli biri. Kendini diğer insanlardan o kadar çok üstün görüyor ki burnunun ucunu görmekten aciz. Sancar onun gözünde bir köylü. Asla ciddiye almamış onu. Bana kalırsa Nare ile olan meselesi de bu: Beni nasıl istemez? Onu bana nasıl tercih eder? Zira o muhteşem, karşı koyulmaz ve alternatifsiz bir insan. En azından kendisine göre böyle.

İnsan egosu bir de zekâyla birleşince çok tehlikeli olabiliyor. Akın zeki bir insan. Nare’nin tüm çevresini bir ahtapot gibi sarmış. Bir yanda Güven Çelebi’yi avucunun içine almışken diğer yandan Müge’yi kendine âşık etmiş. Şu anda da en büyük gücü Gediz’in her şeyden bihaber ablası. Müge tüm olayların merkezinde ve Akın da bu sayede her şeye hakim. Müge’nin zayıf olduğu yerlerde de bu yüzden çuvallıyor. Diğerlerinin yapması gereken bu kolları tek tek temizlemek. Böylelikle yalnız kalan Akın kaybetmekten başka ne yapabilir ki? Sancar ve Gediz bu aşamada değiller ama Nare tam o noktada. Hem Karadağ’da hem de Muğla’da olanları çok iyi bilen bu kadın, Akın’ın sonunu da hazırlayacaktır. Ne derler bilirsiniz, intikam soğuk yendiğinde lezzetli aştır.

Nare 18 yaşından itibaren, hayatının her döneminde birçok zorluk yaşadı. Hep yalnızdı. İstenmemeye de alışkın olunca bugüne kadar Menekşe’ye de Halise’ye ses etmedi. Sessizliğini korudu. Tabi sabır, sabır bir yere kadar. İkisine de hadlerini öyle güzel bildirdi ki ne Halise ne de Menekşe karşısında bir kuvvet gösteremediler.

Halise Efe sonradan görme bir kadın. Besleme olması, kendince zorluklar çekmesi ve şimdi de gücünü ele geçirmesiyle zulüm görenden, zulmedene terfi etmiş. Zaten ben bu kadının analığını da tartışmıştım daha öncesinde. Sancar’ın tutuklanması onu üzdü ama ben bunun çok da saf annelik sevgisinden olduğunu düşünmüyorum. Zira Sancar’ın gözaltına alındığına, konaktan ayrıldığı kadar üzülmedi. Oğlunun ona veda etmeden gitmesine üzülmüş olabilir ama Sancar onu evden gönderene kadar da o gözünden bir damla yaş akmadı. Ama düşünüp duruyorum Halise, Nare’den neden nefret ediyor? Sancar’ın olanları anlattığını hiç sanmıyorum. O zaman neden? Bir şey dikkatimi çekiyor en başından beri bu kadınla ilgili. Halise fakir dönemlerinde etraflarında olan kim varsa her zaman atakta onlara karşı. Ahretliğim dediği kadına da ailesi dışındaki eşine dostuna da öyle. Onlara üstünlüğü kabul ettirme çabası var. Nare de o dönemlerini bilenlerden. Bana kalırsa bu sevmeme sebebinin altında ezilmişlik duygusu yatıyor. Halise’nin bilmediğiyse Nare’nin çok daha kötü ezildiği ve ezmesi gerektiği zaman acımayacağı. Nitekim öyle de oldu. Gavurun kızı diye üstüne gittiği kadın, herkese hükmettiğini sanan Halise’ye hiçbir şeyden haberinin olmadığını, ayakta uyuduğunu anlatıverdi.

Aynı tavrı Menekşe’den de esirgemedi tabii ki. Abisiyle ilgili lafını yüzüne çarparken güçlünün kim olduğunu ve konumla gücün elde edilemeyeceğini pek güzel gösterdi.

Nare, sevdiklerine sonuna kadar sahip çıkan biri. Bu sadece çocuğu ya da sevdiği adam için de geçerli değil üstelik. Nare, Akın’ın Müge hamlesini öğrenince yüzüne bile bakmaya tahammül edemediği, kâbuslarına giren adamın karşısına Müge için dikildi. Zira artık Akın’ın ona ve çevresindeki insanlara zarar vermesine tahammülü kalmadı. Onunla hesaplaşmak zorunda ancak sevdiği insanların yanında olduğu sürece Akın öncelikli olarak onlarla vuracak Nare’yi. Bunu bildiği için her şeyi yeniden geride bırakıp gitme kararını aldı. Böylelikle sevdiklerini hem kendisinden hem de Akın’dan koruyacak. Bu yüzden kızını da alarak düştü yollara. Gitmeden önce de babasına bir bir anlattı gerçekleri. Akın’ın herkese ihanet ederken, her şeyin merkezine bu kadar yakınken onu da arkasından bıçaklayabileceğini çarpıverdi yüzüne. Zaten Sefir’in bu basiretsizliğini anlamak mümkün değil. Koskoca büyük elçi küçücük çocuğun elinde maskara etmiş kendini. Umuyorum ömrünce dinlemediği kızını bir kez olsun dinler ve Akın’dan kurtulur. Aksi hâlde kaybedeceği en basit şey, mesleği olur.

Bölümün finalinde Nare sadece Gediz’e veda ederek gitti. Diğerlerine kendini açıklama gereği bile duymadı zira anlamayacaklarını biliyor. Daha önce de anlamadılar. Gediz ise başka. Onu anlayan, dinleyen tek insan o. Nare’nin seneler sonra bulduğu tek arkadaşı. Gediz, Nare’ye bir âşık olmamış olabilir ama sığınacak bir liman oldu. Nare, ihtiyacı olmasa bile artık uzaklarda ona inanan, seven bir dostunun olduğunu biliyor. İhtiyacı olduğunda telefon edebileceği biri var. Aşkı, sevgiyi bilmem de bir insana verilebilecek en güzel hediye güvenilir bir dostunun olmasıdır.

Nare’yi gittiği için suçlamıyorum asla. O kendince doğru olanı yaptı. Adına ister kahramanlık ister cesaret deyin yaptığı çok erdemli bir şey. Tek üzüldüğümse Melek ve Sancar oldu. Baba,kız yeniden bir sınavla karşı karşıyalar. Bakalım Nare’yi yolundan çevirebilecekler mi yoksa bu kadın yeniden kanatlanıp başka diyarlara mı uçacak?

Çok güzel, çok duygu yüklü bir bölümdü. Nasıl başladı, nasıl bitti anlamadım bile. Emeği geçen herkesin yüreğine sağlık. Yazıma Necip Fazıl’ın bu güzel dizeleriyle son veriyorum. Haftaya görüşmek üzere, sevgiyle kalın ve mucizelere inanmaktan asla vazgeçmeyin.

Ne hasta bekler sabahı,

Ne taze ölüyü mezar;

Ne de şeytan bir günahı

Seni beklediğim kadar.

Benzer Yazılar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.