YAZAR: Şeyma BULUT

Askerlikte bir komut vardır bilir misiniz? Komutan içtimaya çıktığında askere “Yerinde Say!” komutu verir. Erler bu komutla sadece durdukları yerde hareket ederler ancak ne geriye ne de ileriye gidebilirler. Güvercin’de tam olarak bunu yaşıyorum son bölümlerde. Ne bir adım ileri ne de iki adım geriye gidiyor. Hâl böyle olunca da bir zamanlar zevkle ekran başına geçtiğim dizi artık izlerken kurdeşen dökmeme sebep olmaya başladı. Düzelmesini ve eski tadını vermesini umuyorum ama bu ihtimal de oldukça uzak görünüyor.

Bilenler bilir, bu dizide en sevdiğim ayrıntıların başında Zülüf ve Kenan’ın adım adım işlenen ve ilerleyen hikâyesi geliyordu.  Gel gelelim ki değişimden onlar da nasibini almışlar. Daha önceki yazımda onları yazmayacağımı, beklemek istediğimi söylemiştim. Uzaktan bir süredir izlediğim çift, şimdi tam anlamıyla savruluyor.

Zülüf’ün ne yaptığını ben bir türlü oturtamıyorum kafamda. Kenan’a değer veriyor, orada bir sorun yok. Öncesinde de veriyordu. Ancak arada ne yaşandı da evrim geçirdi, bu çift? Daha düne kadar ailem için seninle gelemem diyen, İsmihan anne için bir yıl daha evli kalalım teklifini ortaya atan kız nasıl oldu da “senin için senden vazgeçerim” ruh hâline büründü. Diyeceksiniz ki İpek geldi, o da anladı. Bu da yanlış. Zülüf’ün Kenan’a olan hislerini anlaması için illa geçmişten gelen birinin mi olması gerekiyordu? Kenan’ın Zülüf’ün anlattığı her şeye inanması yeterli değil miydi? Onun çıktığı yola koşulsuz destek vermesi mesela. Aşk bu kadar basit mi? Bence zaten bu aşk da değil.

Zülüf acıdan beslenen bir kadın. Yanlış anlaşılmayayım bunu bilinçli yapmıyor. Yapısında olan bir şey bu. Kendi hayatını yaşamıyor bu kız. Başkalarının hayatlarındaki olumsuzlukları kendine dert edinip çözme arayışında. Babası için evliliğe razı olmuştu, İsmihan için Kenan’a tekrar gitti ve şimdi de İpek’le mutlu olsunlar diye evliliğini bitirmeye karar verdi. Bakın bunların hepsi başkaları için atılan adımlar. Zülüf ne zaman ki kendisi ve Kenan için rasyonel bir adım atar, ben de o zaman bu kadın, bu adamı seviyor derim. O zamana kadar üzgünüm ama beni ikna edemeyecek kendisi.

Kenan’a gelecek olursak onda da pek bir değişim yok. Bir kez daha başkaları için kendi planlarından vazgeçti. Bu defa mesele sağlık olabilir ama ben de bunu fazlaca saflık olarak görüyorum. Yani kadın yıllarca oğlunun çektiği her acıya susmuş, ağzından tek kelime çıkmamış, üstüne üstlük gözünün içine baka baka yalan söylemiş. Sonra da ben hastayım, gitme. Bana acımasız veya kalpsiz diyebilirsiniz ama ben çeker giderdim. Kan bağım olması, annem olması da pek umurumda olmazdı açıkçası. Yani İsmihan öyle bir şey demeliydi ki Kenan’ı mıh gibi çakmalıydı yerine. Onu da geçtim onca yılın boşluğunu birden unutuverdi Kenan Ağa’m. Elbette Kevsa’ya bir ders vermesi normal ama bir gün önce yanına bile yaklaşmadığı annesinin sudan bahanelerine inanıp da “annem, annem” diye gezmesi bana doğal gelmiyor.

Kenan zaten her şeyi bir çırpıda unutuveriyor. Annesini unutan adam, doğal olarak bir zamanlar kendisine sırt çeviren İpek’i de görmezden geldi. Burada bakılınca masum olan kendisi ama tavırları hiç de öyle değil.

Bildiğiniz gibi Kenan’ın geçmişi büyük sırlarla doluydu. Uzun zamandır bir iki repliğin ötesinde bir şey öğrenemediğimiz o sır perdesi, sonunda aralandı. Meğerse Kenan’ı cezaevine gönderen işlemediği bir suçmuş. İşin hukuki boyutuna elbette geleceğim ama Kenan’la ilgili çok daha mühim bir şey var. İpek ona inanmamış. Onun birini öldürebileceğini düşünmüş. Yeğenini babasız bırakmakla suçlamış ve arkasına bile bakmamış. Burada asıl sinirli olması gereken Kenan’ken gösterdiği davranış tam tersi yönünde. Kenan’ın bana kalırsa Zülüf’e birden bu kadar eğilmesinin sebebi de bu. Yıllar önce adım adım ilerlediği ilişkisinde âşık olduğu kadın ona inanmazken Zülüf’ün inanması onda bir şeyleri uyandırdı. Şimdi diyebilirsiniz ki “İşte, değişmiş.” Bu değişim değil zira Kenan öncesinde de Zülüf’e uzak bir adam değildi. Belki “Benim tüm yollarım sana çıkıyor.” diyerek müspet bir adım atmış olabilir. Zülüf’ün onun yanında olması içini güzelleştirmiş de olabilir ancak bu sınanmış bir aşk mı? Ne yaşandı da bu hâle geldiler? İşte orayı tartışabilirim. Zira Kenan gerçekleri öğrendiğinde arkasını dönüp gidebilmişti. Gitme sebebi, Zülüf değildi. Zülüf’ün hayır demesine rağmen onunla kalmayı tercih edebilir ve mücadele edebilirdi ama yapmadı. Yalnızlığını kabul ederek gitti. Bu ikisini çok sevsem de aradaki boşluklar yüzünden bölüm etiketinde dendiği gibi “gerçek bir aşk” diyemiyorum ben, üzgünüm.

Ben her ne kadar kabul etmesem de ikisi de birbirlerine bir adım attı. Artık bir şekilde aradaki duvarlar kalktı ve töre evliliği, gerçek bir evliliğe dönmek üzere. Etraflarındaki onlarca düğüm çözümsüz kalıp konuşulmayan bu kadar şey varken bu iş nasıl olacak ben de bilmiyorum ama oldu. Mutluluklar diliyorum ancak aşkın etmenlerinden sadece inanmak mevzusunun olduğu ve onun dışındakileri göremediğim bir ilişki, nasıl sapasağlam devam eder? Onu da hep birlikte göreceğiz.

Güvercin böylesine yerinde sayarken hareket katmak adına, diziye iki yeni karakter dahil oldu: Gafur ve İpek. İkisi için de ilk dahil olduklarında kafamda bir türlü oturtamadım, demiştim ve hâlâ da öyle. İpek’le başlayacak olursak ben bu hanım kızımızı pek anlamadım, arkadaşlar. İpek bir doktor. Bir zamanlar Kenan’la evlilik aşamasına kadar gelmiş, abisinin ölümüyle her şeyi bitirmiş ve aşkından vazgeçmiş biri. Kenan ve Zülüf ilişkisinde bir kıpırdanmaya da sebep oldu da hâlâ oturmayan şeyler var. Onun gelişi oldukça garip. Bu kadın basıp gelip “Bu hayatı sana zindan edeceğim, Kenan!” deseydi başımla beraber kabulümdü. Ortada işlenen bir suç olmasa da kendi içinde haklı, o hâlâ mutsuzken Kenan’ın da mutsuz olması için intikam istiyor diyebilirdim. Ha isteyip, istemediği hala muamma ancaaak bu kadının İsmihan için koşturması tüm devrelerimi yaktı. Hayatını kaydırdığını düşünen bir insanın annesi neden umurunda? Bu çabanın sebebi nedir? Kendimi yerine koyuyorum, İpek gibi düşünmeye çalışıyorum ama yok, yine de olmuyor. Burada bir kopukluk var. İpek, iyi mi kötü mü? Amacı ne? Ne yapmaya çalışıyor? Kenan’ı seviyor mu, nefret mi ediyor? Sahneleri üst üste koyup izlediğimde hiçbirinin cevabı yok. O zaman soruyorum, bu kadının niye var? Cevabı bilen bana da anlatıversin.

Diğer yandan Gafur’a gelince orada işler daha da karıştı. İpek’i hadi bir yere zor da olsa yerleştirmeye çalışayım da bu adamı hiçbir yere koyamadım ben, ya. Bunu anlatmak için başa dönelim o vakit. Güvercin’in asıl hikâyesi nedir?  Töre yüzünden evlenen bir çiftin tüm sorunlara rağmen sevgiyi bulmaları. Gelen her karakterin de buraya katkı sağlaması gerekiyor. İpek, eski sevgili statüsüyle bunu sağlarken Gafur’un alakası bile yok. Bu adam onlar açısından ne bir negatifliğe sebep oluyor ne de ilişkiye bir katkıda bulunuyor. Ana hikâyeye bir türlü bağlanmayan bir karakter olarak ben de doğal olarak varlığını sorguluyorum. Karakterlerin ana çatışmayı bir şekilde beslemesi gerekir eğer olmuyorsa ortada ciddi sıkıntı var demektir. Gafur’un bırakın ana çatışmayı, sonradan oluşan yan çatışmalara da bir katkısı yok. Şimdilik Kevsa’dan ilerliyorlar ancak orada da sebep-sonuç ilişkisinde sıkıntı var.

Gafur eli, kolu uzun güçlü bir adam. Bedir’in arkadaşı. Onunla birlikte ilerlese onun yoluna girse diyeceğim ki buradan bağlandı hikâyeye ancak yaptıklarının çoğundan Bedir’in haberi bile yok. Tek yaptığı, mafyavari tavırlarla ortada gezmek ve sağa sola tehditler savurmak. Üstelik bu noktada da ne söyledikleri ne de eylemleri bir yere varıyor. Sebebi varlığını çözemedim bir türlü. Hâl böyle olunca neden geldi, amacı ne, ne yapmak istemektedir, bilemiyorum.. Umarım kısa zamanda bu adam bir şekilde ana çatışmada kendine bir yer bulur.

Güvercin’de şu anda izlemekten keyif aldığım tek karakter Ökkeş. Onun gelişimi de biraz hızlı olsa da hiç yormuyor, beni. Âşık olması, aile kurması, yeniden Kenan’a bağlanması ışık hızıyla oldu ama yadırgamadım. O zaten hayatı anlık yaşayan, hızlı duygu değişimleri olan biriydi ve hâlâ öyle olması güzel bir gelişme. Zaten onun bu delişmen tavırlarına bayılıyorum. Aynen böyle devam eder umarım.
Onlarla ilgili ekleyeceğim tek şey şu: Mutlu’nun alınma sahnesinde yine bir sürü eksiklikler vardı. Bu tür durumlarda bir çocuk psikologunun olması ve çocukla konuşması lazım. Ayrıca 0-5 yaş gurubu çocuklar alınırken ki çocuğu devlet korumaya alıyorsa annesinden koparmak değildir olay. Annesi istediği zaman görebilir. Onun elinden alınmıyor, devlet bakımını üstleniyor sadece. Yani sanki boşanma davasında çocuk alınıyormuş gibi bir sahne fazla gereksizdi. Dikkat edilmesi gereken hususlar bunlar.

Kevsa, Celil ve Kasım’a pek girmeyeceğim zira onlara bir hafta daha vermek istiyorum. Son sahnedeki karakol hamlesi ve yeni oluşacak işbirliği bizi nereye götürecek beklemek istiyorum.

Güvercin’de çıkılan bu yeni yol nereye varacak bilmiyorum ama senarist değişiminin iyi gelmediğini söyleyebilirim. Değişikliğin üzerinden 2 hafta geçti ancak hâlâ eskisinin yerine konan sağlam bir çatışma yok. Bölüm bittiğinde – üzülerek söylüyorum ki – “ Biz ne izliyoruz?” demekten alıkoyamadım kendimi.

Bu haftaki bölümde sonuçsuz eylemlerden ve hedefe varmayan tehditlerden baygınlık geçirecektim, neredeyse. Gafur, Kevsa’yı ormana götürüp mezar kazdırıyor ama olay, orada kalıyor; Emel kadının evini basıyor tehditler havada uçuyor, aynı şekilde sonucu yok. Kevsa tüm bölüm “Ben dünyanın efendisiyim!” diye çığlık çığlığa manasızca haykırıp leğende çamaşır yıkadı. Ne başını ne sonunu bağlayabildim. Naçizane fikrim hikâye şu anda bitmiş gibi duruyor ve bu sondan nasıl yeni bir başlangıç yaratacaklar merak da etmiyor değilim.

Bitirmeden şunu da ekleyeyim: Kenan’ın içinde bulunduğu durum da taksirle öldürme değil. Taksirle adam öldürmenin koşullarını taşımıyor, o vaka. Adama elini bile sürmemiş. Kaldı ki adam sarhoş ve Kenan’a saldırmış. Adli Tıp, olay yeri inceleme bu olayı şıp diye çözer. Adamın düşme şeklinden bile itildi mi yoksa kendi mi düştü çıkar, arkadaşlar. Bu da hatalı olmuş tabi.

Tüm ekibin emeklerine sağlık. Yazıma Cemal Süreya’nın bu güzel dizeleriyle son veriyorum Haftaya görüşmek üzere, sevgiyle kalın.

Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik.

Benzer Yazılar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

2 Comments

  1. Gürse 20/02/2020

    Kaleminize sağlık, duygularıma tercüman oldunuz. Beni diziye bağlayan tek karakter Kenan karakteri. Türk dizi tarihinin en feminist karakterlerinden olsa gerek Kenan. Görüp göreceğimiz tüm erkek karakterlerden farklı yere oturduğu İçin de onu çokça ekranlarda görmek istiyorum. Oyunculuk da mükemmel olduğu İçin görsel bir şölene dönüşüyor Kenan’ı izlemek. Kenan dışındaki herkes ise çok yapay ve saçma geliyor bana. Emel yengeyi dışarda tutmam gerek. Zülüf, karakterden mi desem oyunculuktan mı desem bir olmadı, oturmuyor; fakat acıdan beslenme fikriniz bana çok mantıklı geldi. Dizinin eski haline bir an önce dönmesini de tüm kalbimle diliyorum.

    1. ❄️ŞEYMA ❄️ 20/02/2020

      Bu güzel ve ayrıntılı yorumunuz için çok teşekkür ederim, okuyan gözlerinize sağlık 🙏 🥰