Yazar: Zeynep BÖHÜRLER 

YAŞAYAN YAZARLAR ARASINDA KİTAPLARI,  SİNEMAYA EN ÇOK UYARLANAN İSİM OLARAK GUINESS REKORU BULUNAN STEPHEN KING’İN DOĞUM GÜNÜNDE KORKU – GERİLİM TÜRÜNDE ÖNE ÇIKAN FİLMLERİNİ SİZLER İÇİN TADIMLIK KALEME ALDIK

1 – IT(O)

Stephen King denince birçoğumuzun aklında dehşetli palyaço Pennywise gelir. O nasıl bir karakterdir ki uzun bir süre evinize palyaço kostümlü bir oyuncak ya da aksesuar almak istemezsiniz.1990 yılında, yazarın kitabından TV serisi olarak uyarlanan bu eser, yayınladığı dönemde artçı deprem dalgaları yaratırcasına adından uzunca zaman söz ettirmiş ve King’e büyük şöhret kazandırmıştır.2017 yılında iki bölüm halinde yeniden çevrilen film, geçtiğimiz aylarda ikinci yani son bölümü ile gişelere kuvvetli bir giriş yapmıştır. IT (O)f ilmi artık beyazperdenin klasikleşmiş korku türü filmlerinden biridir.

Filmde küçük bir kasabada yaşayan 7 çocuğun, insanların korkularıyla güç bulan yaratık Pennywise ile karşılaşması, başlarından geçenler ve 27 yedi yıl sonra tekrar bir araya gelerek onu sonsuza dek ortadan kaldırmak için verdikleri mücadele; korku/gerilim türünde bizlere dolu dolu zaman geçirtiyor. Film başlı başına tahlil/inceleme yapılacak kadar türünün zengin içerikli yapımlardan biri. Bana sorarsanız ben her şeyin ilklerini daha değerli bulan biri olarak 90 yılındaki filmi daha başarılı bulduğumu söyleyebilirim. En iyisi siz önce ilk versiyonunu sonra da 2017-2019 versiyonu seyredip aradaki farkı yakalayın 🙂 Palyaço fikrinin yazara,  McDonalds reklamlarından esinlenerek geldiği söylense de aslında farklı farklı birçok esin kaynağı olduğunu vurgulamış. Film King’in çoğu eserinde kaleme aldığı gibi küçük kasaba ortamı, arkadaşlık gibi temalar üzerinden de bizleri kendine bağlıyor.

2-CARRIE (Günah Tohumu)

İlki 1976 yılında uyarlanan bu eserinde okuldaki arkadaşları tarafından dalga geçilen, evde de aşırı dindar ve baskıcı bir anne ile yaşayan Carrie’nin aslında büyük telekinetik güçleri olduğunu fark etmesi ve sonrasında yaşananlar anlatılıyor. 2013 senesinde yeniden çekilen Carrie filminde anne karakterini Julianne Moore oynuyor. Filmde son derece başarılı oyunculuklar göze çarparken aslında bence gerilimden çok psikolojik ve sosyal yönü ağır basıyor. Aşırı dindar fakat bu dindarlığı kendi ve kızı için çağ dışı kalacak türden bir annenin yaklaşımı, ergenlik çağına girmiş genç bir kızın çevresel ve duygusal olumsuz faktörler etrafını sarınca nasıl bir anda kuzuyken kurda dönebileceğini gösteriyor bize. Ayrıca insanoğlunun istediği zaman sahip olduğu güçleri, intikamını felaket ve yıkım boyutuna getirebileceği gerçeğine de dikkat çekiyor.

3-DREAMCATCHER(Düş Kapanı)

Eserlerin isimleri bile daha konusuna bakmadan izleyicinin dikkatini çekiyorken bir de hikâyeleri okusanız kim bilir ne kadar beğenirsiniz? Bu yüzden de King, best-seller bir yazar ve rekorlar kitabında yerini almış bir isim. Ben kendisine “hayal gücü fabrikatörü” diyorum. Sizler bana “Ne kadar övdün…” diye kızmadan her ne kadar bazıları, kitabı çok yansıtmadığını söylese de başları biraz durağan ve sıkıcı gelen, sonrası hoşunuza gidecek türden bir film Dreamcatcher’dan biraz bahsedeyim.

Düş kapanı dediğimiz aslında Kızılderililerin kötü rüyaları, kâbusları süzdüğüne inandıkları, söğüt ağacından yapılan kasnağın içine elleriyle işledikleri bir tür özel anlamı olan dekor nesnesidir. Bu filmden sonra Dreamcatcher’lar odalarımızı süsleyen bir obje haline gelmeye başladı, özellikle 2015 senesinin trend dekorasyon ürünü hâlini aldı.

Film bilim kurgu türüne kaçsa da ilerleyen yıllarda seyrettiğimizde aynı etki ve tadı vermeden bizlere yavan ve basit gelebiliyor. Aklımıza şu soru geliyor: Bu filmdeki yaratık ve Pennywise aynı boyuttan ya da gezegenden gelen varlıklar mı? Stephen King‘in kafasında farklı bir boyut var ve bu karakterlerin hepsi bu boyutta mı yaşıyor? King’in bazı filmlerinde diğer filmlerine göndermeler yapıldığı için bu filmde de It filmine minik bir gönderme yapılmış. Yönetmenliğini Lawrence Kasdan’ın yaptığı Morgan Freeman’ın oynadığı bu filmi pek tatmin edici bulmasanız da listenize eklemenizi öneririm.

4-Mist(Öldüren Sis)

King’in değişmeyen mekânı küçük bir kasabada, anormal ve yoğun bir sisin ardından büyük bir süpermarkette kapalı kalan bir grup insanın dışarıda olup bitenden habersiz, endişeli bekleyişi ve yaşadıkları diyalogları sürükleyici şekilde bizlere aktaran kitaptan uyarlanan filmimiz: Öldüren Sis

Bu sisi basit bir atmosfer olayı sanıp aldanmayalım. Afişinden de anlaşıldığı üzere devasa büyük, saldırgan ve farklı boyuttan gelen öldürücü yaratıklar dersek filmi seyretmek için ilgi çekici bir konu ortaya çıkacaktır. King, bu hikâyesinde markette kapalı kalan birbirinden farklı bu insanların aynı zamanda inanç, beraberlik, hayata bağlılık, çatışma gibi kavramları üzerinde bizlere güzel mesajlar veriyor. İnsanoğlunun elinden teknolojiyi aldıktan sonra hayatta kalmak için ne kadar acımasız olabildiklerini gösteren bu filmin finali plot twist türünde belki de filmin en iyi sahnesi. Stranger Things dizisinin bu hikâyeden, bu filmden etkilendiğini görmemek mümkün değil.

5-1408

Stephen King’in aynı adlı kısa hikâyesinden uyarlanan bu film, korku ve paranormal olayları anlatan ama aslında bunlara inanmayan bir yazarın, esrarengiz ve dehşet dolu olduğu söylenen bir otel odasında bir gece kalmak istemesi ve burada yaşananları; acaba gerçek mi, rüya mı yoksa oyun mu dedirtecek şekilde bizlere anlatan John Cusack ve Samuel L. Jackson’un oynadığı alışılmış King hikâyelerinden farklı bir konu ile bizlere sunulmuş.

Diğerlerinden farklı olarak karşımızda yaratıklar, uzaylılar yok. Üstelik film de şehir merkezinde büyük bir otelin odasında geçiyor. Tek ortak nokta, King’in her hikâyesinde olduğu gibi aslında karakterlerin psikolojilerine, yaşamlarına çok fazla değinerek bizlere ince mesajlar veriyor olması. Bu filmde de kahramanın içsel ve inanç sorgusunu fazlasıyla göreceksiniz. Filmin sonu beni tatmin etmese de King hikâyelerini sevenlerin seyretmesi gereken bir yapım demeliyim.

6-PET SEMATARY (Hayvan Mezarlığı)

1989 yılında yazarın aynı adlı romanından uyarlanan düşük bütçeli ve oyuncu performansı kötü olan film, değişik ve ürpertici konusuyla iddiasını kaybetmediğinden 2019 senesinde yeniden çevrilerek gösterime girdi. Filmin konusu; küçük kırsal bir kasabaya yerleşen bir ailenin evlerinin yakınında bulunan Kızılderililerden kalan taş mezarlığı öğrenmeleriyle hayatlarının korkunç şekilde değişmesi. Bu mezarlığa gömülenlerin dirileceği fakat gelenlerin kendileri gibi olmayacağı efsanesiyle birlikte ailenin hayatı da bundan zincirleme etkilenir. Önce besledikleri kedi ölen aile, çok zaman geçmeden çocuğunun kazada ölmesi üzerine bu mezarlığı tercih ederler. Günümüz zombi filmlerinin daha basit anlatılmış hâliyle kötülüğün doğuşu başlamış olur.

“Tanrı’nın işine karışılmaz.” mantığıyla bunun tersi olması durumunda ne olacağı, korkunç bir senaryoyla kaleme alınmış. Sonunun saçma olmasını bir yana koyarsak konusunun bu derece ilginç ve yaratıcı olduğu bu filmin hem 89 yılı hem de 2019 versiyonlarının bana hikâyesi kadar çarpıcı gelmediğini belirtmeliyim.

Benden kısa notlar

  • Stephen King‘in novella türünde yazdığı, korku türünden bağımsız olan Esaretin Bedeli öyküsünden uyarlanan film “En iyi 100 Film” listelerinde ilk sıralarda yer alan bir başyapıttır.
  • Tom Hanks’ın başrolü paylaştığı ve unutulmaz filmlere damga vuran Green Mile(Yeşil Yol) ise yazarın aynı zamanda duygusal yanı ağır basan dram türünde de ne kadar başarılı olduğunu gösterir nitelikteydi.
  • Yazarın TV dizisi olarak uyarlanan birçok hikâyesi bulunmaktadır. Bir sonraki yazılarımda bu dizileri de sizler için kaleme alacağım.
  • Yazar olmak isteyenler ya da yazdıklarının okunmayacağı gibi motivasyon kırıcı düşünceye sahip olanlar için; Stephen King gençlik yıllarında birçok kez yazdıklarını yayınevine göndermiş fakat sayamayacağı kadar çok kez reddedildiğini söylemiştir.
  • 1980 yapımı kült filmi, The Shining’ i seyreden yazar, romana sadık kalınmadığı için sitem edip tepki göstermiştir
  • The Shining’in devamı niteliğinde olan DR.Sleep (Doktor Uyku) 22 Kasım’da sinemaseverlerle buluşacak.

 

 Bol okurlu ve bizlere de bol eserler veren yılları olması dileğiyle Stephen King’ e bizden nice seneler 🙂 

                                           

Benzer Yazılar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

6 Comments

  1. İlker 21/09/2019

    Merhaba öncelikle yazının devamı gelecek mi ? Gelecekse king külliyatına daha hakim birine yazdırmanızı tavsiye ederim.Çok eksik bir yazı olmuş. The stand (mahşer) hiç sözetmemeniz çok kötü.The shining,misery,dolores claiborne,dark tower... ve netflix’in uyarladığı yapımları hiç yazmamışsınız.Sanırım yazıyı biraz acele ile yazdınız ama bunlar önemli ve olması gereken yapımlar.Biliyorum çok fazla filme uyarlanan yapımı var bu yüzden konuyu biraz daha detaylıca araştırmanızı tavsiye ederim. Dreamcatcher’ı sadece moda olan obje ile değerlendirmeniz iyi güldürdü.

    1. Sinem ÖZCAN 21/09/2019

      Merhaba, İlginiz için teşekkürler. Eleştirinizi de ilgi ve saygı ile karşılıyoruz. Seçimleri yapan arkadaşın kişisel tercihleridir. Kişisel değerlendirmeler farklılık gösterebilir. Farklılık da zenginliktir diye düşünüyoruz. Bu yazı detaylandırılmadan adı üstünde "tadımlık" değerlendirmelerdi. Eksiğimiz, kusurumuz olabilir. Sürçü lisan ettikse affola. Saygılar.

  2. Dreamer 22/09/2019

    Tadımlık bölümünüze keyifle bakıyorum.İt filmi kesinlikle 1 numara😊 yabancı dizilere de sayfanızda ağırlık verilse çok iyi olur

  3. naz.karden 23/09/2019

    Bu filmlere bakınca aklıma çocukluğumda seyrettiğim RoseRed konağı geldi.Keşke yenien çevrilsede bizlerde gerilerek seyretsek :)

    1. ŞEYMA 29/09/2019

      Rose Red Konağı King'in en özel eserlerinden biridir. Mini dizi olarak 4 bölüm çekilmiş, çok beğenildiği için dizi versiyonu filme çevrildi. Umarız yeni versiyonu da çekilir, biz de izler ve yazarız 🙏🥰