YAZAR: Şehriban Simay Demir

Geçen hafta Zeynep’e odaklanmış ve Mehdi’yi biraz üstü örtülü geçmiştik. İşte tam da bu maksatla Mehdi’yi daha iyi anlamak için oturdum, bu hafta ekran karşısına.Onu odağa alıp büyük resme baktığımda aslında onun sadece mahallenin süper kahramanı, ağır abisi, yardımsever vatandaşı olmadığını; bundan çok daha fazlasının Mehdi’de var olduğunu fark ettim. Yeri geldiğinde şiir okuyabilecek kadar nahif, yıllar önce ölen arkadaşının mezarını yaptıracak ve onun bilyelerini onca zaman saklayacak kadar vefalı, işten çıkarıldılar diye ihtiyaç sahiplerine erzak yardımı yapacak kadar düşünceli, yardıma muhtaç olanlara kol kanat gerecek kadar merhametli, koruyucu ve sahiplenici bir karakter o. Ne var ki biraz dikkatli baktığımızda kendisiyle pek de barışık olmayan, ben değil “biz” dili kullanacak kadar benliğini, kendisi ile ilgili her şeyi gömmüş ve farkında olmaksızın hayatın ona biçtiği rolleri üstüne giyerek görevini sorgusuz sualsiz yerine getiren biri olarak çıktı karşımıza Mehdi.

Bünyesinde barındırdığı birden fazla toplumsal kimlik, ihtiyaç hâlinde kendiliğinden tek tek ortaya çıkıveriyor. Mahallede birinin yardıma ihtiyacı mı var, mahallenin abisi oluveriyor. Annesi evlenmesini mi istiyor, o üzülmesin bir daha hastalanmasın diye görücü randevusunu kabul eden hayırlı evlada dönüşüveriyor. Onun tehdit eden biri mi var o zaman da hiç düşünmeden, neredeyim ben demeden kafa göz dalan bir kabadayı kimliğine bürünüveriyor.

O zaman geriye tek bir soru kalıyor: Gerçekte Mehdi kim? Bütün bu farklı kimliklerin hepsini, tek bünyede barındırıp durmadan birinden diğerine geçmek ciddi bir ruh yorgunluğu yaratır ve bu durumdaki biri,  bir çıkış yolu bulamazsa çöküş kaçınılmaz olur. Üstelik Mehdi, göründüğünden çok daha derin bir karakter. Dış dünyaya; sırtına geçirdiği iyi evlat, dürüst adam, şefkatli ve yardımsever genç ya da ağır abi giysileriyle çıksa da yarım kalmış bir eğitimin eksikliğini hisseden, hissettikleriyle tek başına yüzleşen ve kendi için bir hayat düşüncesini bile isteye yok etmiş bir adam o.  Vermeye o kadar alışmış ki talep etmeyi ya da almayı bilmiyor. Tıpkı Zeynep gibi… Üstelik o, bu durumla kendi içinde hiç yüzleşmemiş, bunu sorgulamamış ve daha fenası Zeynep’in aksine o bunun farkında bile değil “henüz”.

Mehdi, Zeynep’i gördüğü ilk anda, ondan etkilendi aslında. İçindeki iyilikten, doğallığından, onun deyimiyle ‘değişik’ oluşundan etkilendi. Bu devirde bulunması güç olan, iyi insanı bulduğunu düşünüyor. Zeynep için aklında “Bu kız ya beni terk eder ya da çok üzer.” düşüncesi olmasına rağmen ona yine de evlenme teklif etti. Peki ama neden? Sadece annesi istedi diye mi, sırf Zeynep doğal ve iyi bir insan ya da onlardan biri olduğunu düşündüğü için mi? Evet, hepsi var ama bütün bunların ötesinde en çok da Mehdi sevilmek istiyor ve buna ihtiyaç duyuyor. Annesini çok seviyor ama karşısında evladına çok düşkün ona sevgisini sakınmadan sunan bir anne yok. Muhtemelen Mehdi’nin doğduğu ev de onun kaderi ve geçmişte yaşananlar, şu anki anne – oğul ilişkisini yaratmış.  Şimdi diyeceksiniz ki “Eee ablası ona annelik etmiş, onu sevmiş, kollamış.” doğru da ancak ablası onu çok sevse de bu anne sevgisi yerine geçememiş ve ona yeterli gelememiş. Babasız bir çocuk üstelik Mehdi. Erkek çocuklarda baba figürünün eksikliği çok önemli. Gerçi babası hayattayken ilişkileri nasıldı, neydi bilemiyoruz ama aile içinde değerli kabul edilse de dolu dolu bir sevgi görmediği açık. Çok muhtemel ki mahalleye kol kanat germesi de o sevgi açlığının bir tür dışavurumu. Mehdi, dile getirmese de içten içe “Zeynep beni sever.” diye düşünüyor. İşte, kader de dese annem istediği için de dese evlenme teklifinin sebebinin derinlerinde bu sevilme arzusu var. Belki de ilk kez, birinin onu sadece Mehdi olduğu için sevebilme ihtimaline tutunuyor.

Peki ya Zeynep, sırf annesini mutlu etmek için mi kabul etti bu evliliği? Onun da başka sebepleri, kendince haklı nedenleri var. O en çaresiz, en çıkmazda hissettiği anda Mehdi’yi yanında buldu. Bu yüzden ona “Ben ne zaman böyle hissetsem karşıma sen çıkıyorsun.”dedi. O, aslında Mehdi’ye sığınıyor. Çaresizliğini, ruhundaki boşlukları onunla gidermeye çalışıyor. Zeynep’in de baba sevgisi ve kollayıcılığı noktasında büyük açlığı var. Öz babası, fiziksel ve psikolojik şiddet uygulayan, onu para için kullanan adam. Ondan sevgi ve ilgi görmemiş bir çocuk Zeynep. Bir anlamda onun yerine koyduğu abisinin ölümü onu başka bir limana sığınmaya itiyor. Ne var ki yıllar sonra yüzüne acı gerçek bir kez daha çarpıyor. Onu yetiştiren, büyüten ailede de bir “baba sevgisi” yok Zeynep’e karşı. Karısı istiyor diye onu kabullenmiş bir adamla yüzleşiyor yıllar sonra. Yaşça kendinden epey büyük olduğu belli olan nişanlısı Faruk için de durum çok farklı değil. Ondan da aç olduğu şefkati görme şansı yok.

“Zeynep niye kimseye sığınmadan ayakları üstünde durmayı denemiyor, neden okulunu bitirip güçlü bir iş kadını olmayı seçmiyor?” diyebilirsiniz. Ayakta durmak için mutlaka bir erkeğe mi gerek var? Tabii ki hayır! Ancak tartışmasız bir de gerçek var: Özgüvenli kadınların neredeyse tamamı, bu özgüven duygusuna babaları sayesinde sahip oluyorlar. Yani babasının prensesi olmuş bir kadın ilerde bir başkasının kraliçesi olmak için kendini paralamıyor, “Ben, bana yeterim!” diyebiliyor. Yoksa o noktaya gelebilmek için hayat çok ağır törpülüyor, kadını. Zeynep, asla bir babanın “prensesi” olamamış ve hep o şefkat dürtüsüyle hareket etmiş bir kadın. Annelerini kırmamak için kendini parçalaması ve bitmeyecek bir borcu ödemek adına sürekli kendinden vermeye kalkışması da bundan. En sevdikleri tarafından istenmeme, kabul görmeme duygusu etrafını sararken Mehdi ona çalkalandığı, nereye gideceğini bilemediği bir denizde durgun, korunaklı bir liman gibi geliyor, bu yüzden ona niçin sığındığını ben içtenlikle anlayabiliyorum. Mehdi’den duyduğu “Yanındayım” sözcüğü Zeynep için o kadar değerli ki… Aslında hayatı boyunca en sevdiklerinde duymak istediği belki de tek sözcük bu. Koşulsuz, şartsız “sadece Zeynep olduğu için” hayallerine, umutlarına, geleceğine destek olmak için buradayım diyebilmek… Ve bunu Zeynep’e hiç tanımadığı Mehdi sundu. Tam da o noktada, Mehdi ile evlenmek artık annesinin arzusunu yerine getirmekten çıktı ve  bu kez de ona sığınmak, onun yanında rahat nefes almak hâline dönüştü ve bu da beni çok şaşırtmadı. Evet, evliliklerinin çıkış noktası belki yanlış; belki bu evlilik şu an için bir hata ama aynı durumda olan herhangi iki insan da aynı şeyi yapardı diye düşünüyorum.

Mehdi’yle Zeynep evlenmeye karar verdi vermesine ama bence evlilik iki kişi arasında değil iki aile arasındadır. Onlarda da tam böyle oldu. Zeynep’in ailesi Mehdilere taşındı ve dahası Mehdi’nin evi de pek sorunsuz değil. Anne otoriter, Müjgan anneye öfkeli, Mehdi’ye çocuğu gibi bağlı ve kendi kimlik karmaşasını yaşarken şimdi kardeşini ondan alacak biri gibi görüyor Zeynep’i. ”O Mehdi’mi bizden alacak, bizden uzaklaştıracak.” diyebilecek kadar hükmünü vermiş durumda. Baba evinde mutlu olamamış, hayattan beklediğini bulamamış bu yüzden de mutluluğa tepkili bir karakter Müjgan. Bu nedenledir ki Zeynep’e sağlam bir görümce ve birçok konuda köstek olacağının mesajını da verdi bize.

Nikâh günü gelip çattığında Zeynep ne kadar ciddi bir karar aldığının yeni yeni farkına varsa da annesinin manevi baskısıyla oturdu o nikâh masasına. İmzayı attıktan sonra da Mehdi’nin bambaşka bir yüzü ile tanışıverdi. Doğduğu ev kaderi olsa da bir de yıllar içinde öğrendikleri ve biriktirdikleri var Zeynep’in ve Mehdi’nin bu yeni yüzü en çok da onlarla uyuşmuyor. “Sakın bir daha beni durdurma!” diyen o kaya gibi adamın inanılmaz soğukluğu, Zeynep’i ilk anda şoke etti bile. Üstelik bunun ardı arkası da gelecek. “Ağır abi” Mehdi’nin üç adım gerisinde durup onun her kararına saygıyla “evet” diyecek kadın değil Zeynep. Ne doğasında ne yaşantısında var, bu kabulleniş. Öte yandan Mehdi’nin de yıllar içinde kemikleşmiş, keskinleşmiş ve o mahallede, o koşullarda rahat yaşayabilmesini sağlayan bir tarzı var. İlk kez yüz yüze geldikleri bu çok büyük farklılık, zamanla aynı evi paylaştıkları insanların da o hayata müdahale etmeleriyle giderek büyüyecek ve hayat düşündükleri kadar basit ve düz gelişmeyecek.

Bölümü, iki dünya arasında sıkışmış Zeynep  ve bununla henüz tanışan Mehdi’nin, yeni hayatlarındaki ilk ciddi sorunla noktaladık. Bu sorun, Mehdi ve Zeynep’in yaşamında neleri değiştirecek bekleyip göreceğiz.

Yazan, çeken, yöneten, oynayan ve set arkasında emeği geçen herkesin eline emeğine sağlık. Haftaya görüşmek üzere.

Benzer Yazılar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.