Yazar : Şeyma BULUT

Mucizelere inanır mısınız? Bazen iyi şeylerin de olacağına dair umudunuz var mı? Tüm şartların kötüye gittiği bir zamanda bir insanın çıkıp her şeyi değiştirebileceği fikri, bana uzak değil. Hem bu ülkede yaşayıp hem de buna nasıl inanmaz ki insan zaten? Atatürk bir mucize yaratmıştı. Olmaz denileni yapmış, ülkeyi kurtarmıştı. O boyutta bir şey olmasa da insanın en azından dokunduğu hayatları kurtaracak kapasitede bir varlık olduğunu düşünüyorum. Ayrıca bu sadece savaşarak güçle olan bir şey de değil. Bazıları vardır ki içindeki iyiliği etrafına yayarak birilerine yardım edip olmazı oldurabilir, Ali Vefa gibi. Nasıl gencecik bir kızı kurtaran o genç bir kahramansa içindeki sevgiyi insanlara bulaştırıp bilgi ve zekâsını onlar için kullanan Ali de bir kahraman.

Ali bunu nasıl başarıyor? En başında mucizelere inanıyor. Kahramanların olduğuna, hâlâ bir yerlerde sevginin kazanacağına dair inancı var. İşin ucunda birini kurtarmak için ufacık bir umut gördüğünde vazgeçmemesi bu yüzden. Özellikle söz konusu çocuklar olduğunda her şeyini ortaya koyuyor, Ali. Bir zamanlar abisi için yapamadığını, diğerleri için yapmak istiyor. Zaten bu yüzden cerrah olmadı mı? Ne demişti : “Ben çocuklar büyüsün istiyorum, kimse vaktinden önce cennete gitmesin. O zaman büyürler, aileleri olur. Aileleri onları çok sever, her yerde sevgi olur, ne güzel olur”.

Ali’nin tek bir arzusu vardı: Cerrah olmak. Çocuklar daha çok yaşasın diye istiyordu bunu. Şimdiden gelecek planlaması yapmak yanlış olsa da ondan müthiş bir çocuk cerrahı olur. O küçükleri ondan iyi kim anlar ki? Tek başına yaptığı ilk ameliyatında hastasının da bir çocuk olması tesadüf değil.

Ali, sevginin gücüne inanıyor. Kendisini feda eden hastası için de Betüş için de aynı şekilde çabaladı. Küçücük bir kızın ablasına bir şey olmasın diye hastaneden kaçtığını, diğerinin de başka bir insan zarar görmesin diye fedakârlık ettiğini gördü. Zira kendisi de öyle biri. Hayata dair umutlarını ne olursa olsun, asla kaybetmiyor. Bizler de sevgiye inanırız ancak hayatımızı onun etrafında şekillendirmeyiz. Ali’nin farklılığını tıp terimleri  başka şekilde tanımlasa da bana göre onun farkı burada. İçinde yaşadığı güzellikleri insanlara aktarabildiği için özel. Sevgi paylaştıkça çoğalır. Ali de bunu en güzel şekilde yapıyor. Yarattığı mucizeleri bu yüzden sadece savant sendromuna bağlayamıyorum ben. Deha, farklılık bir hediyedir. Onu iyilik için kullanmayı başaranlar da gerçek kahramanlardır.

Ali’nin de bir kahramanı var : Ferman. O en başından beri hocasına hayran. Onun gibi olmak istiyor. Hatırlarsanız Ferman’ın Ali’yi cerrahiye geri aldığı bölümde, “Sizin gibi olmak için her şeyimi veririm.” demişti. Ardından Ferman’ın onu kurtarması, yol göstermesi Ali’nin gözündeki yerini çok yükseğe taşıdı. Ali’nin inancına karşın Ferman, inanmıyor kahramanlara. Peki neden? Hele de kanlı canlı örnek varsa ortada niye inanası gelmiyor bu adamın? Bence bir zamanlar çok istemesine rağmen kimse gelip yardım edememiş ona. Ana neden bu olsa da iyilerin sık sık kötülükle sınanması da onun “kahraman”larla ilgili negatif fikrinin oluşmasına yardım etmiş, bana kalırsa.

Mucizelere inanan insanlar, birilerinin gelip günü kurtaracağını düşünürler. Ferman’ın sıkıntısı bu. İyi şeylerin, iyi insanların başına geleceğine inanmıyor zira masum kardeşi için kimse mucize yaratmadı. Kardeşini kurtaramadığı için de kabul etmiyor bu durumu. Halbuki illa birini kurtarmak için fiziksel olarak müdahale etmek mi lazım? Ferman’ın görmek istemediği bu değil mi? Aslında o farkında olmasa da kardeşini kurtardı. Onu sevdi, ona baktı, kimsesiz hissettirmedi kendini. Üstadın dediği gibi her şey bir insanı sevmekle başlar. O da önce Fatoş’u sevdi sonra da Ali’ yi.
Ali’ye kimsenin etmediği şekilde yardım ediyor, onu cerrah olmanın dışında hayata bağlayıp her geçen gün daha iyi olmasını sağlıyor. Benim lugatımda bunların hepsi bir insanı kurtarmakla eşdeğerdir. Ferman kendine bu konuda inanmadığı için de kahramanların gelip insanları kurtaracağını düşünmüyor. Yaşadıklarını düşününce onu yargılayamam. Zaten kız kardeşinin de dâhil olduğu sürpriz sonrasında da durum net olarak ortaya çıktı. Ferman mucizelere, kahramanlara inanmıyor olsa da hayatındaki insanlara inanıyor. Onların inancına, iyiliğe olan bağlılığına hayran. Bu yüzden kardeşine, benim kahramanım sensin deyiverdi. Zaten onu diri tutan bu değil mi? Ferman’ı ne doktor olması ne de Beliz’e duyduğu aşk ayakta tutuyor. Fatoş’un ona koşulsuz sevgisi ve güveni onu ayağa kaldırıp devam etmesini sağlayan. Ali’ye yardım etme sebebi bile o. Kardeşime yardım edemedim, sana edeceğim dedi. Sözünde de durdu ama o da Ali’ den bir şey öğrendi: Bazen mucizelerin gerçekleşebileceğini.

Ali Vefa, Berhayat Hastanesine geldiği günden beri birçok güzelliğe sebep oldu. Önce farklılıklarının mesleğini icra etmek için engel olmadığını gösterdi. Dokunmadan sevebilmenin mümkün olduğunu, birini sevmek için kalpten sevmenin yeteceğini tek bir kelime söylemeden anlattı insanlara. Bununla da kalmadı başkalarının sevgilerini bile tamir etti. Partide Açelya’ya Demir’in ona değer verdiğini anlattı mesela. Adil Hoca ve Selvi hemşirenin yeniden konuşmasını sağladı. Bunların hepsini de içindeki çıkarsız sevgi ve insanları bu duyguyla okumasıyla başardı. O hastanede kahramanlar vardır belki ama benimki Ali Vefa.

Ali, her kahraman gibi başkalarının yardımına koşup muazzam bir performans sergilerken sıra kendine geldiğinde eli kolu bağlanıyor. Nazlı’ya bir türlü açılamadı. Bugüne kadar bunu yaşamaması, onun için yabancı bir duygu olması ve belki de daha önce hiçbir yerde bu kadar kabullenilmemesi sevgiyi söylemeden yaşamasına sebep oldu. Şimdiyse durum farklı. Nazlı’ ya söylemesi lazım ama bir türlü nasıl yapacağını bilemiyor. Düşündükçe de işin içinden çıkamadı. Zira sevginin her şeklini bilirken aşkın nasıl yaşanacağı konusunda tek bir fikri yok. İşin kötüsü Nazlı da olabildiğince acemi bu konuda. Bu hem iyi hem kötü aslında. Kötü çünkü iki şaşkın da ne yapacağını bilmiyor ve daha itiraf sürecinde çok zorlandılar. Güzel olan yanıysa bu bilinmeyen duyguyu birlikte keşfedip yaşayacaklar. Aralarındaki ilişki olabilecek en masumane şekliyle başladı. Ali’den duyduğum ilanı aşk sözleri daha önce gördüklerim gibi değildi ve bayıldım. Ali kendi içinde herkesi severken sevgisini paylaşmak istediği insana seni sevebilir miyim diye soruyor. Ali Vefa’nın nahifliği, duygularını gerçekten yaşaması bu karakter gerçekten kurgu mu diye sorgulatıyor insana. İyi ki varsın Ali, iyi ki!

Mucize Doktor‘da bu hafta da güzel yerlere değinerek mesajlar verdiler. İnsanların neler başaracağına, mucizelerin olduğununa ve bir gün herkes için gerçekleşebileceğine inandırmak istediler, bizi. Hikâyenin işlenmesi, karakterlerin her bölüm mantık çizgisinden çıkmadan gelişmesi gibi faktörler nitelikli bir rejiyle de birleşince iyi bir dizi çıkıyor karşımıza. Bu çizgi bozulmadan uzun zaman devam eder umarım.

Tüm ekibin yüreğine sağlık. Yazıma Oğuz Atay’ın bu güzel sözleriyle son veriyorum. Haftaya görüşmek üzere. Sevgiyle kalın ve mucizelere inanmaktan asla vazgeçmeyin.

“Acaba iyi bir şey olacak mı? Hayır, dedim kendime. İyi şeyler birdenbire olur, bu kadar bekletmez insanı.”

Benzer Yazılar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.