YAZAR : Irmak TERCANER

Sen Çal Kapımı’da geçtiğimiz haftayı, basına servis edilen sözleşmenin, ödül töreninde patlaması ile bırakmıştık. Proje başladığı ilk günden beri gerek cesareti ve fevriliği gerekse de hayatı, bir sonraki adımı düşünmeden hesapsız kitapsız yaşaması ile tanıtılan Eda, bu özelliklerine bağlı kalmış, hem Serkan’ı koruma içgüdüsü ile hem de Selin’in ısrarlarına yenik düşerek magazincilerin karşısına dikilmek için yola koyulmuştu. Bu kararıyla oldukça zor bir durumda kalması muhtemel Eda, bölümler boyunca karşılaştığı güçlüklere hiçbir şekilde müdahale etmeyen, çözümü yine Eda’nın kendisinden bekleyen Serkan Bolat tarafından durdurulmuş ve Serkan, hanesine koskocaman bir artı puanı kapmıştı. Bir skandalın ortasında birbirine sığınan Serkan-Eda ikilisi, kaçış yolu olarak masmavi suları seçmiş ve bölüm, bu masmavi sular gibi hızla akmaya başlamıştı.

Tüm bir hafta heyecanla yeni bölümü beklememe sebep olan sahne, önceki bölümde sürekli vurgulanan, olayların seyri açısından kritik konumda bulunan Serkan-Selin konuşması idi. İkili arasındaki konuşmanın, Serkan ve Eda için yeni bir yolun ya da oyunun başlangıcı olacağına dair inancımdan dolayı, sahne benim için, bu hafta olmazsa olmazlar arasındaydı. Sen Çal Kapımı, bir sözleşme üzerine kurulu bir öykü ve sözleşmenin kuralları var. Ne zaman ki Selin, Eda’yı kıskanacak, ne zaman ki Ferit’ten ayrılıp Serkan’a geri dönecek işte o zaman hem bu oyun hem de bu oyunun garantörü konumunda bulunan sözleşme, işlevini yitirecek ikilinin yolları ayrılacaktı. Dün gelinen noktada, Eda’yı fazlasıyla kıskanan, Ferit’i sevmediği gözlerinden okunan ve Serkan’ı kaybettiğine pişman bir Selin vardı. Kâğıt üstündeki sözleşmenin reelde sonuç vermeye başladığı böylesine bir durumda, Serkan-Selin konuşmasından çıkacak nasıl bir sonucun ya da hangi tür detayların, bu oyunun devam etmesini sağlayacak kilit taşları olacağını merak ediyorum. Serkan hata affetmeyen bir karakter. Eğer Serkan’ın derdi, Selin ile barışmak değil aksine Kaan Karadağ’ın yakın arkadaşı ile nişanlanarak ona karşı en büyük hatayı yapan Selin’e karşı daha önce kurguladığı bir planı devreye sokmak ise sözleşme olayı sonrası konuşmayı ertelemesini anlayabilirim. Lakin, atlanan bu konuşma, Serkan’ın planının bir parçası değil sadece senaryoda bu bölüm için es geçilen bir nokta ise buna ciddi bir şekilde itirazım olacaktır. Zira bu sahne benim nezdimde, Serkan ve Eda’nın oyununun devamlılığını seyirci gözünde geçerli kılmaya devam edecek, onların ilişkisini birbirine bağlamada kilit bir rol üstlenecek çok kritik bir yerdeydi. Bu yüzden eğer bir plan yoksa ortada, keşke bu erteleme yoluna hiç sapılmasaydı diye düşünmeden edemiyorum.

Geçen hafta, Eda ve Serkan arasındaki güç savaşının yumuşadığından ve birbirlerine karşı gardlarını indirmeye başladıklarından bahsetmiştim. Her ne kadar aldıkları iş noktasında zaman zaman rekabet ortamı yaşasalar da yine genel hatlarıyla, her ikisinin de savaşmayı  bir kenara bırakıp birbirlerinin hayatlarına hızla dahil olmaya devam ettikleri bir bölüm izledik. Serkan, kendi yaşamının ve çevresindeki herkesin kontrolünü elinde tutan, yönetmeyi bir hayat felsefesi haline getirmiş, katı bir adam. Hayatı boyunca onun karşısında kendi doğruları için savaşan, ona rağmen var olabilen bir karakter hiç olmamıştı, ta ki Eda gelene kadar. Eda’nın, Serkan için bir ilk olduğuna ve ilklerin her daim insanı afallatacağına olan inancımdan mıdır nedir, ilk donelerini geçen hafta gördüğüm Serkan’ın değişimi ve dönüşümü, bu bölüm de beni heyecanlandırmaya devam etti. Haftalardır vurgulanan iki şey var: Serkan’ın hata affetmediği ve kimseyi özel alanına yaklaştırmadığı. Serkan, bu bölüm her iki kuralını da yerle bir etti! Evet, iş konusunda Eda’ya çok kızdı, bir süre hatasını anlaması için onu yalnız bıraktı ama ona arkasını dönmedi. Dahası, kimseye özel hayatını, travmalarını göstermeyen Serkan, tam da bu hafta Eda’ya belki de bu travmaların en büyüğünü açtı. Gerek iş konusunda Eda’nın hatalı olduğuna inandığı bir noktada yine onun yanında yer alması gerekse kapalı bir kutu olmasına rağmen travmatik geçmişini, abisini, her yıl aynı gün gittiği özel alanını Eda’yla paylaşması; Serkan’ın değişiminin ve ona karşı her geçen gün daha da gün yüzüne çıkan duygularının en net delili. Gelinen noktada, Serkan’ı bir yanı delice Eda’ya koşmak isteyen ama ayağında bulunan tonlarca yük yüzünden adım atamayan bir insan olarak tanımlıyorum. Onun, ilk kez bu hafta önümüze serilen travmatik aile geçmişi yüzünden kendi hayatına duvarlar ördüğü çok aşikâr. Tüm katılığı, keskinliği ve kontrol manyaklığı bu koruma mekanizmasının sonucu. Eda çıkıp gelene kadar Serkan, kendi isteği ile içine girdiği bir hapisteydi ve ilk kez, Eda’yı tanıdıkça sevdikçe dışarıda bir özgürlüğün, hayatın olduğunu yeniden hatırladı. Sözün özü, Eda, Serkan’ın ruhuna dokundu ve bu, ona çok iyi geldi.

Duygu ve mantık; insanın var oluşunda, yaşamını idame ettirebilmesinde ve onun dünya üzerindeki diğer tüm canlı türlerinden ayrılmasında belirleyici iki ana özelliktir. Sen Çal Kapımının duygusu Eda ise, mantığı Serkan. Nasıl ki, Serkan’ın değişiminde, kendisini yeniden buluşunda ve duygularını ön plana çıkarışında Eda kilit bir faktör ise; Serkan da işin mantık noktasında Eda için vazgeçilemez bir öğretici. En başından beri, Eda’nın fevriliği, güçlü bir karakter oluşu gibi yönleri sıkça vurgulandı ancak arka planda ilk başta göze çarpmayan, süreç içerisinde kendisini gösteren bir özelliği daha vardı: Duygusallığı. O, duygularıyla yaşayan, en doğru kararların duygularla verildiğine inanan bir insan ve bu bölüm, Eda’nın kendi duygusallığının nelere yol açabileceğini en net şekilde gördük. Art Life’ın müşterilerinden Fikret Bey’in çılgınca fikrine, ‘’Hayır’’ demek için çıktığı yolda ‘’Evet’’ diyen bir Eda Yıldız duygusallığı izledik, biz. Fikret Bey’in eşinin rahatsızlığını Eda’ya açması, onun fikrini değiştiren etken oldu ve bir kere daha Eda duygularına yenilip, kendisinin ve Art Life’ın içine düşeceği durumu göz ardı ederek, başına buyruk bir tavırla hareket etti. Hiç kuşkusuz ki, bir insanın duygularına hitap edebilmek, bir insanı mutlu edebilmek ve empati yapabilmek eşsiz bir duygudur. Fikret Bey’le eşinin durumu göz önünde bulundurulduğunda, birçoğunuzun ‘’Hata mı, olsun varsın! En azından sonunda mutlu oldular ve Eda başardı!”dediğinizi duyar gibiyim ancak ne yazık ki gerçekler böyle değil. İş yaşamı engebelerle doludur, orada ani bir karar mı verdiniz, plansız mı hareket ettiniz, o zaman kaybedersiniz. Kaldı ki mevcut durumu göz önünde bulundurduğumuz zaman her ne kadar planlanan iş, en sonunda başarılmış gibi lanse edilse bile bir ucunun eksik olduğunu görebiliyoruz. Sevda Hanım’ın o sahneye çıkışı, istenen yüz yirmi maddenin tam eksiksiz yetiştirilmesiyle değil Eda’nın ikna gücü ile mümkün oldu. Bu bir galibiyet değil aslında ciddi bir mağlubiyetti. Her daim Serkan’ın, Eda’ya göre çok daha fazla değişime ihtiyaç duyduğunu düşündüm ancak iş hayatı mevzu bahis olduğunda, ailesini kaybettiği günden beri kariyerini hayatında oldukça önemli bir yere yerleştirmiş Eda’nın, değişmesi şart. Duyguların, ruhu arındırdığı doğrudur ama unutmamalı ki bazen mantık, hayat kurtarır. Nasıl ki Eda, Serkan’ın ruhunu arındırıp duygularına hitap ederek onu yeniden hayata katıyorsa Serkan da, aslında Eda’da mevcut olan ama duygularının arkasında saklı kalmış mantığını görünür kılacak tek insan. Her ikisinin de birbirlerinden öğrenecekleri çok şey var ve dönüşümleri, tek tarafın çabası ile değil, iki tarafında karşılıklı özverisi ile mümkün olacak.

Altıncı bölüm fragmanlarını gördüğümden beri sabırsızlıkla beklediğim Aydan Hanım’la Eda arasında geçen o etkileyici sahneye değinmezsem, şişer kalırım. Aydan Hanım’ın dışarıya çıkma korkusu yani psikolojideki adıyla ‘’Agorafobi’’si olduğu, haftalardır vurgulanan bir durum. Korku, beyinde yaratılan ve kötü sonuçlar doğuracağı düşünüldüğü için insanların hareket alanlarını kısıtlayan, bazen de güzel deneyimler yaşamanın önünde bir engel oluşturabilen bir olgudur. Aydan Hanım’ın hayatını korkuları kuşatmış durumda ve onu yönetiyor. Onun yaşadığı bu korku; ilişkilerini, aile bağlarını, fiziksel ve ruhsal sağlığını yani onun her şeyini etkilemiş durumda. Bugüne kadar sergilediği tüm davranış ve tutumlarında bu korkuyu, arka planda bu korkuya sebep olan o travmanın izlerini görmek, gayet mümkün. Onun bu durumunu öğrendiğim ilk andan beri sezgilerim, Eda’nın bu olaya kayıtsız kalamayacağını dolayısıyla Aydan Hanım’a arkasını dönemeyeceğini söylüyordu. Daha önceleri, Eda’nın oldukça duygusal bir karakter oluşundan bahsetmiştim. Duygularıyla yaşayan, sevmeyi çok iyi bilen Eda gibi insanlar, başka bir insanın karşı karşıya kaldığı bir zorluğa şahit oldukları zaman öylece çekip gitmezler. Bu, onların ruhunda yoktur ve içlerinde bulunan savaşçı tarafa uymaz. Eda, Aydan Hanım’a hiç beklemediği bir yardım eli uzattı çünkü o, böyle bir insan. ‘’Hayal edebiliyorsan gerçek kılabilirsin’’ diye çok sevdiğim bir söz vardır. Bir insana, bir şeyi başarabileceğini hayal ettirdiğiniz noktada o hayali gerçek kılmak mümkün olur. Dün izlediğim bölüm sonrası, Aydan Hanım için aklımdan geçen şey tam olarak buydu. Eda, korkular karşısında kifayetsiz kalacak sığ söylemler yerine, Aydan Hanım’a korkusunu yenebileceğini, bir şeyleri başarmanın çok da zor olmadığını delillerle göstererek çok zekice bir hamle yaptı. Bazen korkuyu yenebilmenin tek bir adımla başladığına inandırdı. Yani Eda, Aydan Hanım’a korkusunu yenebileceğini hayal ettirdi ve bence Aydan Hanım’dan hanesine kocaman bir artı puanı da kaptı. Bu iki karakter üzerinden oluşturulan çatışmayı baştan beri sevenlerden oldum. Bugüne kadar sergilediği tüm yüzeysel görüntüsüne rağmen ben, yine de Aydan karakterinin samimiyetine inanıyor, geçmişte yaşadıklarının bugünlerine zemin hazırladığını düşünüyorum. Eda’nın hayatlarına girişiyle birlikte yalnızca Serkan’ın değil, Aydan Hanım’ın da hep pozitif etkileneceği kanısında oldum. Dün izlediğim sahne, bunu doğrular nitelikteydi. Eda’nın, Serkan’ın annesine açtığı kapı, onu güne çıkarması çok içten bir yardımdı kabul ama Aydan’ın, aralarının çok da iyi olmadığı bir zamanda, Eda’dan gelen bu yardımı kabul etmesi de ciddi bir adımdı. Bence Eda’nın o “kalbindeki dilinde” hâli, Aydan’a iyi gelen bir şey. Bu yüzdendir ki, birbirleriyle tüm atışmalarına rağmen ben, Eda ile Aydan Hanım arasında zamanla daha iyi bir diyalog gelişeceğini düşünüyorum. Bu arada hazır sırası gelmişken söylemeli, Eda’nın Aydan Hanım’a yardım etme kararında Serkan’ın annesi olmasının hiçbir payı yoktu, bana göre. Aynı durumda kim olursa olsun Eda, kararını verir, o insanı korkularıyla yüzleştirirdi çünkü bu,onun yaradılışı.

Son olarak söylemek istediğim bir şey var: İyi bir senaryo, iyi bir satranç oyunu gibidir. Her bir hamle, bir amaca hizmet etmeli, bu hamleler birbirlerini destekleyerek gücü arttırmalıdır. Her şeyden önce bütünsellik barındırmalı ve kopukluğa yer vermemelidir. Bu bağlamda, senaryo boşlukları, bir proje için şüphesiz ki en tehlikeli noktalardır. Ayakları yere ne kadar sağlam basarsa, boşlukları ne kadar az olursa ve bütünlük ne kadar sağlanırsa o senaryo, o kadar başarılı olur.

Sen Çal Kapımı, sezon başından beri zaman zaman senaryo boşluklarının gözüme çarptığı bir proje. Bu tarz boşluklar, yakın vadede olmasa bile uzun vadede sıkıntı doğurabilir. Zaman zaman karşıma çıkan bu eksikliğin seyir keyfini düşürdüğünü söyleyip ve ilerleyen bölümlerde çözülmesini umduğumu belirterek yazıma veda etmek istiyorum.

Haftaya kadar sevgiyle kalın! Herkesin emeğine sağlık.

 

Benzer Yazılar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.