Nare ve Sancar

                                                                           Yazar: Sinem ÖZCAN                        

Geçen haftaki yazımı yeni düğümün nereden geleceğini anlamak için gri hücrelerime fazla mesai yaptırıyorum, diye noktalamıştım.  Gelen fragmanların da ışığında hafta boyu düşünüp durdum. Evet, Akın bir oyuna getirildiğini fark ettiği an geri döner ve kendi mücadelesini sürdürür; evet, Müge açığa çıkar ve çarşı pazar karışır; evet, Nare kızıyla kendine Sancar’ın burnunun dibinde bir hayat kurar da çatışma nerede düğümlenecek? Çok dürüst olayım, zihnimden geçenlerin hiçbiri tatmin etmedi beni, taa ki yeni bölümü izleyene kadar veeee “Vayyy be!” ünlemesiyle kalktım ekran başından. Vay be! Çünkü ben en büyük düğümü atlamışım ya, hafta boyunca…  Gözümün önündekini görememişim ya… Dağ gibi Sancar Efe, karşımda “Yahu kadın, beni bi’ fark et!” demiş durmuş da ben ona habire “Az çekil kenara!” demişim ya…Sancar ve Nare

Evet ya, yeni düğüm Sancar’ın kendisi elbette… Kendini, ardından Müge’yi, Akın’ın ellerinden kurtarmayı başaran Nare; yeni, yepyeni bir savaşa giriyor artık. Sancar’ı, Sancar’dan kurtarma savaşı, bu! Henüz kendine aklıyla açıklayamasa da Sancar, Nare’nin doğru söylediğini sezmekte ve bu gerçek Sancar’ı, Nare’nin düştüğünden de yüksek bir dağın tepesinden alaşağı eder. Nare, un ufak olan kemiklerini büyük acılarla da olsa toplayıp yapıştırır da Sancar’ın parçasını bile bulamaz. Nare’yi hayatta tutan kızı oldu ama Sancar’ın o noktada kızını da ikinci plana itecek kadar öfkeyle döner gözü ve Nare, bunun çok farkında. İşte, bunu da herkesten çok bildiği için o kriz anında bile Müge’yle Gediz’e “Sancar, kesinlikle görmemeli!” diyecek kadar korku dolu. Biliyor çünkü hem de Sancar’dan da iyi biliyor ki Sancar’ın ona inanması demek, Sancar’ın yok etmesi ve yok olması demek. Akın, ölmüş kalmış ne bizim umrumuzda ne de Nare’nin derdi. Gel gör ki Akın’ı yok eden Sancar’ın maddi manevi ayakta kalması da imkânsız. İşte, tam da bu yüzden ikinci büyük düğümü buraya attı kalemi tutan eller ve bana sorarsanız bu ilkinden de büyük, ilkinden de güç ve çözümü şimdilik görünmeyen bir kördüğüm. Yükselip tepeden baktığımda karşıma çıkan bu… Yeni ve ilkinden güçlü bir çatışma kuruluyor ve bu sadece Nare ve Sancar’ı değil etraflarında kim var, kim yok herkesi darmadağın edip de kuruluyor. İlk kurbanlar Müge ve Gediz oldu, bile.Müge Gediz Sancar Nare

Sonuna kadar anladım ben Müge’yi… Kızamadım, öfkelenemedim ona. Hayatını üstüne kurduğu hayal, avcunun içinden kayıp gitti onun. Tam dokuz yıl büyük bir aşkla sevdiği bir adam var karşısında. Bir gün bile yanlışını görmemiş, bir gün bile gerçek yüzüne dair bir açık vermemiş bu adam. Gün geliyor, biri çıkıp diyor ki “Bu, senin tanıdığın adam değil! Bu adam sadist, bu adam tecavüzcü ve bu adam seni hiç sevmedi, sen bir piyonsun!” Ne yaparsınız? “Sağ ol bacım, sen iyi ki beni uyardın, ağzın dert görmesin.” mi dersiniz yoksa ölümüne savunmaya mı geçersiniz? Dokuz yıldır tanıdığınıza inandığınız bir adam var karşınızda, sevgisinden hiç şüphe duymamışsınız! Tabi ki iftira diyecek, tabi ki sen yalan söylüyorsun diye feryat edecek ama yine de içindeki sağ duyu onun gözlerini gerçeğe kapamasına da engel olacak. Kanıt istedi ki istemeli zaten ve o kanıtı gördüğü anda da dünyası yerle bir olsa da körü körüne “ama…” lara sığınmadı. Tamam, gerçeklerle yüzleşmek onu perişan etti; tamam, paramparça ama sükûnetini kazandığı ilk anda Nare’den çok daha şanslı olduğunu fark edecek kadar da akıllı. Ne Nare gibi yapayalnız, o ne de Nare kadar büyük zarar gördü. Uçurumun kıyısından döndü hepsi o. Bunu idrak ettiği anda da Akın’ın düşman hanesine bir artı daha ilave olur.Sadıçlar birlikte

Sadece Müge’nin inkârı değil, Gediz’in de öfkesi ve tepkisi sonuna kadar haklı. Sancar’ın paranoyaklığı tescilli, anlamadan dinlemeden hüküm vermesi de alışıldık ve görünürde bu suçlamaya inanmasını gerektirecek en küçük bir veri yok Gediz’in elinde; araba için istenen yüz bin dolar hariç ki bunu da önemsemez Gediz çünkü kadınlarla büyümüş ve onlarla yaşamaya alışkın her adamın kadınlara dair öğrendiği ilk gerçek, kadın denen varlığın en olmadık zamanda, en olmadık şeyi yapabilme potansiyelidir. Aklına araba düştüyse o an, o arabayı alır bir kadın, kardeşim. Kadın mantığını anlamak için çabalamayı bırakmış her adam da bunu normal kabul eder ki Gediz de öylesi zaten. Onun asıl anlayamadığı Sancar değil, Nare oldu zaten. “Ablamdan ne istiyorsun, o sana iyilikten başka ne yaptı?” diye feryat ederken sadece Müge’nin değil kendi duygularının da hesabını soruyordu bilinçsizce. O, sorgusuz inanmıştı Nare’ye üstelik onun en iyi arkadaşı olmayı da sineye çekmişti ama “en iyi arkadaş raconu”nu da çiğnemişti ona göre Nare. Ondan sır saklamış, yetmemiş bir de ablasına iftira(!) atmıştı. Gediz’in beynine girdiğinizde olup biteni kişisel algılaması kadar doğal bir şey yok. Yok ama “en iyi arkadaş raconu”nun en önemli kuralını unuttu Gediz. Evet, dostluk arkadaşının suçuna ortak olmak, onu koşulsuz kabullenmek, onun sevdiklerini de sevmek ve onların da yanında durmak ama bu, dostunun yanlışına hak vermek ya da yanlış yapmasına göz yummak değil asla. Dostun cinayet işlerse eline küreği alır, mezarı kazarsın, doğru fakat “Ellerin dert görmesin, iyi ki öldürdün!”  de demezsin. Onu başkalarına karşı korur kollarsın, doğru ama bazen onu, ondan da koruman gerekebilir. Nare’nin mektubu Gediz’e bırakıp ona yalan söyleyip ortadan kaybolması bir “arkadaşlık kazası” ve Gediz’in sitemi de çok içten. Kırıldı çünkü. Nare ona hata yaptı mı yaptı ancak bazen daha büyük bir felaketi önlemek için birini kırmak gerekebilir. Nare de bile isteye bu tercihi kullandı. İş Müge’ye gelince orada hatalı olan Gediz! Sancar’a tepkisini doğru bulurum da Nare’ye hayır! Tam da o noktada en yakın arkadaş gibi davranıyordu Nare çünkü. Dostunun kanı canı ablasını Akın’dan ve Müge’nin kendisinden kollamaya çalışıyordu. “Seversen inanırsın”ı ilke edinen adamın bu defa da o inancı göstermesini beklerdim. Demek ki neymiş, Gediz Efe? İşin ucu sana değince inanmak öyle pat diye olmuyormuş! Kırgınlığın giriyormuş devreye, duyguların, sevgin ortalığı karıştırıyormuş ve birine güvenin bir diğerinin inancına mâni olabiliyormuş.NareyleGediz

Aslında Gediz’in sorunu, ablasının köstebek olması kadar Akın denen adama âşık olması ve bu, iki kardeşi de çok ağır yıkacak o kesin. Bu depremi nasıl atlatacaklar, enkaz altından nasıl çıkacaklar bilemiyorum ama Gediz de eski Gediz olamayacak en azından bir süre. Ancak Gediz’in de Müge’nin de Nare ve Sancar’dan şanslı oldukları kesin. Kapanıp ağlayabilecekleri kucaklar var çünkü. Bundan böyle Akın artık iki sağdıcın da ortak düşmanı hem de tamamen farklı kişisel nedenlerle fakat Akın da vazgeçecek adam değil, bir yolunu bulup gelecektir geriye hem de aldatıldığını anladığı ilk anda gelecek ve iplerini oynatacağı bir Müge bulamasa da yanında, kaldığı yerden devam edecektir.Sancar

Akın’ın derdi Nare’yi ele geçirmek; Gediz ve Sancar onun yoluna çıkan engeller sadece ama karşı taraf için durum öyle değil; Akın, onların tek hedefi. Sancar, Akın’ın yaptıklarına gözleriyle tanık olmasa da içten içe biliyor, içten içe bildiğini görmese de olur. Sadece sezgisi bile onun katlanamayacağı kadar acı, üstelik tek pişmanlığı da bu değil. Nare’ye duygularının üstüne bir de vicdanı Menekşe’ye karşı sızlıyor. Menekşe’nin gerçek yüzünü bilse o yükü taşımaz; annesini evden kovan adam, o ama şu an gördüğü kadının ”günahına girdiğini” düşünüyor. Bu bile başlı başına onun için taşıması çok ağır bir yük. Sancar, bu yükleri çok ama çok zor taşır. Kızı, bir noktada onun temiz havası olsa da o havayı solumaya hakkı olmadığını düşüneceği zaman da gelecek, ne yazık ki.Yahya annesini koruyor

Akın’ın yarattığı cehennemden çıkmak için dört kişi birden debelenirken öte yanda kendi cehennemini yaşayan bir de Yahya var. Bu hafta herkese hak verdim farkındayım ama Yahya da haklı, yani arkadaşlar! Herkesin onu sevdiği, ona güvendiği ama asla ciddiye almadığı bir hayatı yaşıyor. O hayatı seçmemiş, fikri sorulmamış sadece ona bir şeyler sunulmuş ve sorumluluklarını yerine getirmesi beklenmiş. Kimsenin ilk tercihi de olmamış. Karısının bile… Hep orada olduğu bilinen ama hiç görülmeyen adam Yahya. Siz, bu adama “Ne var yani; bir eli yağda bir eli balda…” diyemezsiniz. Hiç kimsenin “en kıymetlisi” olamamak ne büyük yüktür, ne ağır bir cezadır ve insanı ne kadar yaralayan bir derttir, bunu görmek gerek. Epeydir huzursuz ve tepkiliydi Yahya ama Elvan’ın büyük bir densizlikle yaptığı konuşma bardağı taşırdı diye düşünüyorum ve bu gördüğüm Yahya, beni ürkütüyor! Yepyeni bir çatışma kuruluyor demiştim ve anladığım kadarıyla Yahya, sağı solu itekleyip tam da bu çatışmanın göbeğinde kendine yer açacak.

Yazan, yöneten, canlandıran ve ekran gerisinde yükün büyüğünü sırtlayan set ekibinin eline emeğine sağlık.

 

 

 

      

Benzer Yazılar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

3 Comments

  1. Sinem Özcan Muchas Gracias. Tus análisis nos ayudan a tener una perspectiva correcta de la historia. Siempre hacemos el esfuerzo de compartirlo traducido al español con la ayuda de google traductor y algunos arreglos de semántica para que las fans latinas de Sefirin Kizi podamos leerlo y disfrutarlo. Salud a tus manos @EnginAkyürekRD