YAZAR: Şeyma BULUT

Zamanla ilgili ne kadar çok şey söylenmiş, en popüleri de “Zaman her şeyin ilacıdır” sözü, elbette. Ben buna katiyen inanmıyorum. Bence zamanla ilgili denecek tek şey takvim yapraklarının eskimesi, hepsi o kadar. Muhteşem bir bardak düşünün. Onu alıp tuzla buz ettik diyelim. Sonra da büyük bir sabırla toplayıp bir ara getiriyoruz. Ardından da bir köşeye koyup beklemeye başlıyoruz. Şimdi size soruyorum, vaktin geçmesi neyi değiştirir? Yeniden kullanabilsek bile geçen süre onu eskisi gibi yapar mı? Yapmaz tabii ki. Nare’nin kalbinin durumu da bu. Sancar yıllar önce onu öyle bir tuzla buz etti ki yıllar sonra artık sevdiğine inansa da hiçbir şey eskisi gibi olamaz.

Nare uzun zaman önce tek bir şey istedi: Sevdiği adamın ona inanmasını. Sancar onun üstüne basıp öyle bir geçti ki en derin arzusu gerçekleşse de kalbinin acısını almadı işte. Zaten nasıl olacak ki bu ? Nare, Sancar’a her baktığında ölüme gittiği geceyi hatırlıyor. Yaşadığı acıları, yalnızlığını. Bu öyle tek anla geçebilecek bir ıstırap değil. Zaten Sancar da geçmesi için bir şey yapmadı. Evet sevdiği kadına olan öfkesi geçti ama o ruhundaki karanlık hâlâ orada. Sadece yönü değişti. Sekiz sene önce Nare’yi cezalandıran Sancar Efe, bugün de Akın ve kendisini cezalandırmak istiyor. Zaten bu yüzden “Affetme!” demedi mi? Yaptığı kötülüğün farkında. Anlayamadığıysa şu: Nare’yi kaybetmek ona en büyük ceza. Sevdiği de beni sonsuza kadar kaybettin, kızını kaybetme demedi mi ona? Zira Sancar’ın bu öfkeyle atacağı her adım Melek’le arasına koyduğu büyük bir engel. Nare bunu istemiyor. Ne yaşandıysa yaşandı, artık Melek için birlikte devam etmek en büyük arzusu. Peki ya, Sancar için o kadar kolay mı bu? ASLA!

Sancar’ın yaşadıklarını hazmetmesi zor. Onu anlıyorum. Öyle bir gerçekle baş başa kaldı ki ne olduysa oldu ben önüme bakarım, diyemez. Zira onun için geçmiş asla geçmedi. Nare’nin kendisine ihanet ettiğini düşünerek o öfkeye sığınarak devam etti hayatına. Şimdiyse tek dayanağı da elinden gitti. O zaman bu adam ne yapar? Tabii ki önce sevdiğine zarar vereni ardından da kendini yok etmek ister. Şimdi karşıdan bakınca biraz saçma geliyor değil mi? Hadi Akın tamam da ya kendisi? Sancar kendisiyle ilgili olumlu olan her şeye kapalı bir insan. Bu adam daha küçücükken kendisini sevilmeye layık görmemiş yahu. Affedilmeye layık görür mü? Onun kafasındaki şu: Nare’me zarar verdim. Kendim dahil onun canını acıtan herkesi yok edeceğim. Sancar böyle biri. Değişmez. Biri hata yaptıysa bedelini ödemeli. Kendi yapınca da durum değişmiyor. Ah bir anlasa. Onun attığı her adımın sevdiğine verdiği zararı bir görebilse her şey yoluna girecek aslında. Yıllar önce yaptığıyla Nare’yi önce yalnızlığa sonrada korkunç bir kâbusa hapsetti. Şimdi yine aynı eşikteler. Sanıyor ki kendisini yok ederse sevdiği ve kızı mutlu olur. Nare’nin onun için verdiği mücadeleyi, zarar görmesin diye nasıl çırpındığını anlayamıyor. O yakıcı öfkesini kontrol edip gözlerini açmadığı sürece de göreceğe benzemiyor ne yazık ki.

Sancar’ın durmaması, Nare’yi yıllar önceki hâline getirdi aslında. O zamanlar sevdiğinin kendisine olan öfkesiyle yanmıştı, şimdi de Akın’a olan öfkesiyle harap oluyor. Hayallerine yaklaştığı anda yeniden elinden kayıveriyor o huzurlu hayat ihtimali. Bir yanda sevdiğini kaybetme korkusu diğer yanda küçük kızının normal hayat yaşama ihtimalinin gidişi. Ne yapsın ki bu kadın? Ne Sancar’ı durdurabiliyor ne de Melek’e istediği hayatı yaşatabiliyor. Şimdi sevdiğini affetmeyerek zaten kaybetmiş olmuyor mu diye sorabilirsiniz. Nare için Sancar’la ortak bir gelecek diye bir ihtimal yok artık. Yaşadığı kâbus buna izin vermez. Bu kadın onsuz bir hayata alıştırdı kendini bir şekilde. Ancaaak onun olmadığı bir hayata değil. Ne yaşanmış olursa olsun, Nare için Sancar’ın iyi olması çok önemli. Bu yüzden ilk şok anında sarmalamadı mı sevdiği adamı? Onsuz başına neler geldiğini göstermek için deli gibi sakladığı videoyu önüne koymadı mı ? Bak dedi, sensiz benim başıma gelen bu. “Sensiz olmaz!” demekti aslında anlatmaya çalıştığı. Sancar ise henüz onu duyamıyor. Önceden masumiyetini duyamıyordu, şimdi de dur çağrısını. İçindeki öfke öyle büyük ki kulaklarını sağır etmiş. Nare’nin bir süre daha çabalayacağını görebiliyorum ama nereye kadar. Bu kadın ölesiye yorgun. Gücü bittiğinde ne olacak peki? Nereye dayanacak?

Nare’nin Muğla’ya geldiğinden beri tek bir dayanağı var aslında: Gediz. Ne zaman yıkılsa ne zaman üzülse bu deli dolu adam tüm gücüyle yanındaydı. Bu da ister istemez aralarında bağ kurulmasına sebep oldu. Aslında bu çok olağan bir şeydi. Nare’nin yaşadığı hayatı düşünsenize bir şekilde her zaman tek başına devam etmiş. Şimdiyse yıkıldığı anda onu ayağa kaldıran biri var hayatında. Sancar her yıktığında onun yarasını iyileştiremese de elinden tutan biri. Zaten her yaşadığı sıkıntıda bu adama koşması da bu yüzden zira ona güveniyor. Gediz’in onun yanında olacağını, yalnız bırakmayacağının farkında. Bu da ilerleyen zamanlarda Sancar’ın en büyük kâbusunu yaşamasına sebep olabilir. Zira bir kadın her zaman aşkını tercih etmeyebilir. Öyle bir yorulur ki sadece bir dayanak arayacak vaziyete gelebilir. İşte tam bu noktada Gediz’in varlığı Sancar için büyük bir tehlike. Açıkçası ben de böyle bir duruma çok da uzakta olmadığımızı hissetmeye başladım.

Bir süredir Gediz benim kafamı çok karıştırıyordu. Aşkı ve dostu arasında kalan bir adam olarak ne yapacak, nasıl yapacak hep bir merak içerisindeydim. Bu hafta itibariyle diyebilirim ki ne yapıyorsa aşkı için yapıyor. Sancar da önemli, ona bir şey olmasın istiyordur eminim ama o kadar. Attığı her adım Nare için.  Sancar ona sarılıp teşekkür ettiğinde kılı kıpırdamadığı gibi gerçeği de söylemedi. Bu sebeple diyebilirim ki o güçlü dostluk artık yok. Ortaklık evet ama sağdıçlık tamamdır. Ancak pek şaşırmadım. Yazılarımı düzenli takip edenler ilk kapıştıklarında Gediz’in Sancar’a olan hislerini kaybettiğini söylediğimi anımsayacaklardır. Onun Nare’ye yaşattıkları, Gediz’i arkadaşını sorgulamaya itmişti. Hatırlarsanız Gediz, Sancar’ı affeder mi diye sormuştum size. Bugün geldiğimiz noktada hâlâ o öfkeyi taşıdığını söyleyebilirim. Bu andan sonra onun önceliği hep Nare olacak. Söz konusu sevdiği kadın olduğunda hep Nare’nin yanında yer alacak. Ona göre seven böyle yapar. “Âşıksan inanırsın” demişti ve çizgisinden gram sapmadı. Bana soracak olursanız bir noktada Gediz, Sancar ve Nare arasında kalırsa tercihi asla ortağından yana kullanmaz. Ehh Nare de bir bakıma onun kurallarıyla oynamayı kabul etti. Bu da ilerleyen zamanlarda Sancar’ın acısını daha da artıracaktır.

Şimdi yazar hanım öyle diyorsun da hem Akın hem de Kahraman hususunda Gediz, Sancar’la birlikte dediğinizi duyar gibiyim. Kesinlikle öyle. Zira ortak düşman onlar. Akın ikisinin de en değer verdiği iki insana zarar verdi. İlerisini konuşmaya gerek bile yok. Kahraman da öyle ayrıca. Geçmişte ne yaşandıysa işin içinde hem Müge hem de Zehra var. Burada da ortak çıkarlar var yani. O yüzden bu ikisinin bir arada hareket etmesi bana dostluktan çok ortaklık gibi geldi. Yeri gelmişken söyleyeyim. Muğla’da tüm taşlar yerinden oynamak üzere. Zira Sancar ve Gediz açık açık Kahraman’a savaş ilan ettiler. Ufak ufak adımlarla Kahraman’ı tanımaya başlasam da ne desem ya eksik ya da yanlış olacak. Sağdıçlardan nefret etmesi ve geçmişte yaşanan kaza dışında pek bir şey bilmiyorum. Bu üçlü arasında çıkacak muharebede ilk raunt sağdıçların oldu. Fakat bu bir zafer değil. Zira Kahraman’ın bakışları “Bekleyin ulan. Kâbusunuz olacağım!” der gibiydi.

Akın demişken onu da es geçmek olmaz. Sevgili sapık ruhlunun düştüğü hâli büyük bir keyifle izledim ben. Onun gibi insanları öldürmenin ödül olacağını düşünenlerdenim. Bu yüzden Müge’yi fazlasıyla takdir ettim. Akın nasıl ki onu aptal yerine koyarak ruhunu yavaş yavaş ölüme terk etti Müge de aynısını yaptı. Onu çaresiz bırakarak ölüme terk etti. Akın başıma daha kötü ne gelebilir diye düşünürken de karşısında Sancar’ı buldu. En büyük kâbusunu yani. İleride ne olur bilemem tabii ki ama Akın için sonun başlangıcında olduğumuzu hissediyorum.

Finale geldiğimizde beni çok etkileyen iki olay yaşandı: İlki Kavruk, ikincisi Nare ve Sancar.

Ahh Kavruk, ahh! Bu hafta onun her sahnesinde göz yaşlarıma hakim olamadım. Sancar ve Kavruk’un çok özel bir dostluğu var.  Bir dost düşünün ki sizin için her şeyini feda edebilecek kadar vefalı olsun. Kavruk, Zehra’ya olan aşkını Sancar’ın emanetlerine sahip çıkmak için onu hayal kırıklığına uğratmamak için gömdü. Sancar’ın bilmesi bile bu durumu değiştirmedi. Zira Sancar onun sadece dostu değil ailesi de diğer yandan. Sevmenin, bağlılığın bedeli bu kadar ağır mı olmalıydı peki? Ahh yalan dünya, ah! Ne kadar da acımasızsın sen bazen. Umarım Kavruk için hâlâ bir çıkış noktası vardır. Onun damla damla erimesini hiç ama hiç istemiyorum.

Son sahneye geldiğimizde yeni bir döneme girdiğimizi hissettim. Sancar artık Nare’ye güveniyor. Hatta bu öyle bir güven ki önüne resimli ispat koysalar da fark etmiyor. Geçmişten dersini almış belli ki. Sevdiğine inanıyor artık. Ama o kadar. Yaptıklarının sonuçlarını görse de yolundan da bir adım sapmadı. Akın artık onun elinde. Ehh, fazla söze gerek yok zaten. Nare’nin gözlerindeki hayal kırıklığı her şeyi anlatıyordu.

Güzel bir bölümdü. Tüm ekibin yüreğine sağlık. Yazıma Orhan Veli’nin bu güzel dizeleriyle son veriyorum. Haftaya görüşmek üzere. Sevgiyle kalın ve mucizelere inanmaktan asla vazgeçmeyin.

“Her şeyi söylemek mümkün,
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.”

Benzer Yazılar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

1 Comments