Yazar : Şeyma BULUT

Hayatımızın kontrolü bizim elimizde mi? Her an, her dakika istediğimiz gibi yönetebiliyor muyuz hayatımızı? Bence hayır. Ne doğarken, ne ölürken kimse bize fikrimizi sormuyor. Yaşarken de bu durum aynı. Olacakla öleceğe çare yok, diyerek yaşayan bir varlık nasıl hayatına hükmedebilir ki? Bence asıl mesele, elimizde olmasa da ihtimaller uğruna mücadele etmektir. Sonucu değiştirecek gücümüz olmasa da ucunda ufacık bir ihtimal varsa o ihtimal için savaşmalı insan. Yoksa cansız nesnelerden tek farkımız, hareket edebilme kabiliyetimiz olurdu.

Ferman ve Ali’nin hayatları mücadele ederek geçti. Çok insana mucize oldular. Şimdiyse o mucizeye kendileri için ihtiyaçları var. Başarabilirler mi bilmiyorum ama bu iki savaşçı insanın bunu da atlatacaklarına inanıyorum ben.

Ferman Eryiğit: Berhayat Hastanesi’nin mükemmel cerrahı. Görünürde hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, yakışıklı; güzel bir kadınla hayatını paylaşan, işinde başarılı biri. Ferman göründüğünün aksine içinde sessiz acılar yaşayan bir adam. Bir kere asla geçmeyen bir vicdan azabı var. Kardeşine yardım edemediği için ne kadar insan kurtarırsa kurtarsın o boşluk dolmuyor. Bunu uzun zaman kimseye açamadığı için de iki farklı hayat yaşamak zorunda kaldı. Bu da onu yer yer çok sert ve hatta öfkeli bir adama dönüştürdü. Bu hâlinden memnun olmasa da içindeki acıyı kimseye göstermemek için buna mecburdu. Yine de idare etti uzun bir süre. Ta ki Ali kapısının eşiğinden bir adım atana kadar.

Ferman ilk zamanlar Ali’ye çok tepkiliydi. Onun başaramayacağını düşünüyordu. Hatta ilk gün “Benden öğreneceğin tek şey cerrah olamayacağın olur.” bile demişti. Aslında mesele ne Ali’nin tıbbi bilgileri ne de başka bir şeydi. Ali ona Fatoş’u hatırlatıyordu. Kardeşi gibi yıpranmasın, daha kötü olmasın diye onu uzaklaştırmak için elinden geleni de yaptı ama nafile. Ali artık onun hayatına girmişti bile.

Ali ve Ferman geçmişte kardeşleriyle sınandılar. Hayat da onlara mucizesini gösterdi. Böylelikle Ali kaybettiği abisinin yerine Ferman’ı koyarken Ferman da bir zamanlar Fatoş için yapamadıklarını Ali için yapmaya söz verdi. İkisi birlikte bir hayal kurup onu gerçekleştirmek, engelleri kaldırmak için sırt sırta verdiler. Daha güzel bir şey olabilir mi? Bu iki kardeşin önündeyse çok ciddi bir sınav var. Hayat memat meselesi. Şimdi ya birlikte başaracaklar ya da Ali hayatına yeniden abisi olmadan devam etmenin bir yolunu bulmak zorunda kalacak.

Berhayat Hastanesi belki de tarihinin en büyük olayıyla karşı karşıya. 12 saat gibi bir sürede insanları öldüren bir virüs var, zaman ve çare yok. Eğer bir şekilde çözüm bulunmazsa hastanenin savaş alanına dönmesi an meselesi. İçeride Ferman’la onun kontrolündeki Ali ve Nazlı; dışarıda Adil, Beliz ve Kıvılcım çözüm bulmak için her şeylerini ortaya koydu. Bu olay, bize haftalarca izlediğimiz karakterler hakkında tek bir şey öğretti : Kriz anlarında ne olursa olsun sakin kalabilen tek kişi Ferman’mış. Zaten onun tecride alınmasıyla acil servisin savaş alanına dönmesi tesadüf değil.

Acilde yaşananları gerginlikle izledim. Ben orada belki Betüş’ü bile anladım ama Nazlı’nın ne yapmaya çalıştığını anlamak oldukça zor oldu. Yerine koydum kendimi, düşündüm, ben ne yapardım? Bir doktor olarak böyle bir kriz anında gidip de Ferman’a bir zamanlar onun için hissettiklerimi söyler miydim? Ben söylemezdim. Nazlı söyledi. Belki amacı bugüne kadar hayran olduğu hocasına kendisindeki önemini göstermek, onu bir daha göremeyecek olmanın korkusuyla hiçbir şeyin gizli kalmamasını istemek olabilir. Bunun hikâyeye ne gibi bir katkısı olabileceğini sorguladım. Bu da beni Ferman ve Ali arasındaki ilişkiye götürdü. Ferman eğer iyileşirse olası bir Ali, Nazlı ilişkisini öğrendiğinde Nazlı, Ali’ye söyleyemezse Ferman susar mı? Bunu bilemiyorum ama susmayacağını düşünüyorum. Ferman, hastane meselesinde Beliz’e gerçekleri anlattığı gibi  burada da Ali’ye anlatabilir.

İlişkiler sırlar üzerine kurulmaz. Nazlı’nın Ali’ den gizlediği bir şeydi bu. Şimdi bu vesileyle Ali gerçeği öğrenirse belki canı yanacak, üzülecek ama böylece hayatın bir kısmıyla daha tanışmış olacak. Bu iki çocuk birbirini seviyor orada benim hâlâ bir şüphem yok. Aralarındaki bu büyük sır da açığa çıktıktan sonra başarabilirlerse yaşama ihtimalleri olan ilişki, çok daha sağlıklı olacaktır diye düşünüyorum. Tabii ki henüz bir şey söylemek için çok erken ki zaten şu anda Ali’nin gözü ne Nazlı’yı ne de başkasını görecek vaziyette. Bu ona acı verebilir ama Ferman iyileşmezse hiçbir kalp ağrısı o andaki acısının yerini alamaz.

Dizinin final sahnesinde Ali ve Ferman’ın vedası canımı çok yaktı. Ferman herkes için çok önemli ama Ali için bir tık daha fazlası. Ferman onun hocası, abisi, ailesi oldu. Ayrıca o bu acıyı bilmiyor da değil. Tarih kendini tekrar ederse diye de çok korkuyor.O panik anında da kimseye yardım edemedi, Ali. Onca gürültü ve hareketin arasında olduğu yerde kaldı. Belki Ferman’ın düşmesi bir nebze de olsa kendine getirebilir,onu çünkü o hastanede biri mucize yaratacaksa o kişi Ali Vefa’dan başkası olamaz. Belki  bu defa geçmişteki gibi izlemek zorunda kalmaz ve abisini kurtarabilir. Kim bilir? Merakla bekliyorum.

Mucize Doktor‘da bu hafta uzun zamandır ülke ve dünya gündemini meşgul eden bir konu işlendi. Fark yaratmak isteyen bir dizi olarak bunu yapmaları iyi olsa da ben ilk kez bir bölümü bu kadar vasat buldum. Bahsettiğim verilen duygu değil. Duygu noktasında da abartılı bulsam da esas meselem şu : Karantina ve virüs.

Şimdi uzman değilim ama her virüsün bir kuluçka dönemi yok mu? Bugün dünyayı sarsan corona virüsü ve daha önce gördüğümüz domuz gribi de dahil olmak üzere 12 saatte öldüren bir mikrop ilk kez gördüm. Fantastik türde bir film ya da dizi olsa anlarım ama burada biraz ayakları yere basmayan bir durum gibi geldi bana. Hadi bunu da geçtim. Maruz kalan insanı 12 saatte öldüren bir virüs, Ferman’ı saatlerce etkilemedi. Bu adam efsunlu mu? Herkese ilk fark edildiğinde ilaç tedavisi başlanmasına rağmen ona başlamadılar. Garip…

Karantinaya gelelim. Orada da yanlış üstüne yanlış yapıldı. Öncelikle bantların ardından çekilmesi gereken brandalar neredeydi? Ayrıca bu tip salgınlarda herkese bir koruyucu kıyafet dağıtılır o da yoktu. Çoğu kez çenenin altında olan maskeler dışında koruyucu bir önlem görmedik ki orada bir hamile kadın da vardı. En azından onu tecride almalı, kıyafetler verilmeliydi. Herkes ortak alanda birbirine çok yakın durdu. Kalan yönetmelik vs konulara gelmeyeceğim bile. Bu ekipten böyle bir hata beklemezdim.

Genel anlamda da sıkıntılar vardı. Betüş karakterini bu hafta ne diye izledik, ben hiç anlamadım. Bölümün son yirmi dakikası tansiyon çok yükseldi. Üst üste sahneler verilirken araya izleyiciyi soğutmak amaçlı verilen Betüş, duyguyu da sıfırladı. Bugüne kadar hiç bir hasta hikâyesi bu kadar uzamamıştı. Demir’in babasının aniden yere düşmesi, Ferman’ın virüs kapması ve içeride yaşanan kaos… Tüm bu olayların ortasında Betüş’ün sinir krizi, sahnelerin etkileyiciliğini de geçirilmek istenen duyguyu da öldürdü. Mesele içeride birinin ameliyat edilmesiyse Tanju’nun hastası muazzam bir fırsattı. O hikâyenin malzemesi, tuzu, biberi her şeyi yerindeydi. Maalesef pişirilmedi. Aksiyonun bu kadar yüksek tutulduğu, duygu yoğunluğunun üst seviyeye taşındığı bir bölümde keşke o duygu aynı hızda yok edilmeseydi. Ayrıca sekiz yaşında, çok ağır bir ameliyatı yeni atlatmış, hayati riski belki de devam eden bir çocuğun karantina bölgesinde ne işi var? Ver ilacı uyusun. Bence   hiç bir mantığı yoktu o sahnelerin ve tamamen etkileyiciliğin katili olmuş.

Üzülerek söylüyorum ki bugüne kadar izlediğim en vasat Mucize Doktor bölümüydü. Bugüne kadar olayları ajite etmeden her duyguyu dosdoğru geçiren bir diziydi, bu diziden beklemezdim; umarım ilk ve tek olur.  Son yarım saat özellikle başıma ağrılar girdi. Hatta ev ahalisi de aynı şekildeydi. Sağlık olsun, ne diyelim.

Tüm ekibin yüreğine sağlık. Yazıma Edip Cansever’in bu güzel dizeleriyle son veriyorum. Haftaya görüşmek üzere.

Bir hüzün kaç kişinin hüznü olurdu

Çıkarsak toplamak yerine,

Her hüzün başka türlü olurdu;

Seninle her uzaklık gibi böyle.

Benzer Yazılar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.