Yazar: Tuğçe YELİZ

Öğretmen, hiç kuşkusuz bu sezonun en iddialı ve adından sıkça söz ettirecek işlerinden birisi olacak. Benim bu projeyle yolum İlker Kaleli’nin adını ilk duyduğum anda kesişti. Bir izleyen olarak benim için belirli isimler vardır ve bu kişilerin adı bir projede geçiyorsa o iş mutlaka sağlamdır, izlenir. Nitekim Öğretmen de tam tahmin ettiğim gibi beklentimi karşıladı ve merakla oturduğum televizyon karşısından daha büyük bir merak duygusuyla kalktım. Peki, ne dedi bize ilk bölümünde bu proje?

Bölümün, hatta belki de dizinin ana teması Tolstoy’un “İnsanı bedenen ameliyat etmek için uyutmak, ruhen ameliyat etmek içinse uyandırmak gerekir.” sözüyle çok net ve izleyeni yormadan ortaya konmuştu. Açık konuşayım ben, bu hikâyeyi izlerken sanki çok özlediğim bir tada yeniden ulaştığım hissine kapıldım. Çekim açıları, olayın geçtiği mekânlar, ışıklandırma ve efektler çok güzel bütünlük sağlamış ve bu da hikâye için kurulan dünyayı daha da gerçekçi kılmış. Konunun zaten gerek anlatım gerekse yapı bakımından diğer işlerden ayrı oluşuyla farkını gösterdiğini belirtmeye gerek bile duymuyorum. Şimdi diyeceksiniz ki “Eee bu uyarlama!” Evet, uyarlama ama bu tarz işleri seyirciye aktarmak sanılandan daha zordur. Benim ölçütlerime göre Öğretmen, bunu beklediğimden de iyi başarmış. Senaryo, oyuncuların karakterleriyle bütünleşmesiyle daha da pişmiş ve insanı içine çeken bir iş çıkmış ortaya.

“Peki, bu kadar olumlu düşüncenin içinde hiç mi olumsuz bir eleştiri yok?” Dediğinizi duyar gibiyim. Olmaz olur mu, var elbette ama eleştiriden çok küçük bir fikir ayrılığı benimki.

İlk bölümün amacı; zorbalığa dikkat çekmekti ve bu, çok da güzel bir noktaydı. Sosyal medyanın bireyler üzerindeki gücü ve insanların birbirleri üstündeki etkisi Rüya üzerinden ele alındı; evet ama bunu yapmak için psikolojik şiddet yöntemini seçmek bana çok doğru gelmedi. Amaç her ne kadar Rüya’nın hissettiklerini sınıf arkadaşlarına aktarmak olsa da bir yanlışın başka bir yanlışa çanak tutularak yapılması çok içime sinmese de konunun çok katmanlı oluşundan dolayı bir sonraki hamlenin nereden, nasıl geleceğini henüz tam olarak kestiremedigimden erken de konuşmak istemiyorum.

Bölüm fragmanları televizyonda dönmeye başladığı ilk andan beri aklımda tek bir soru vardı “Neden bir öğretmen üzerinden aktarılıyor bu konu?” Jeneriğin girmesiyle beraber sorumun cevabını yavaş yavaş almaya başladım.

İnsanların karakteriyle ilgili ilk tohumlar ailede atılır; evet ama bu tohumların filizlenmesi, okul çağında başlar. Öncesinde çocuğuzdur zaten; neyin ne olduğunu, ne kadar olduğunu hesaplayamayız. Okul denilince hepimizin aklına önce, ders kitapları ve millî eğitimin belirlediği müfredatlar geliyor ama oraya eğitim yuvası deniliyorsa “okul” kelimesi duyulduğunda akla gelenler bundan çok daha fazlası olmalı. Rüya’nın başına gelenler sınıf ortamında gerçekleşiyor diye bunları söylüyorum ama günlük hayatta hangimiz böyle bir zorbalığı yapmadığımızı ya da buna maruz kalmadığını iddia edebilir ki?

Rüya, sözüm ona hayatını kaybetmeden önce 12/A sınıfına dur diyebilecek ya da bu durumu engelleyebilecek hiç mi kimse yoktu; orası muamma ama bundan sonra başkalarını kurban vermemek için öğrencilerinin ruhunu uyandırarak ameliyat eden Akif Hoca, beni hem ürküttü hem de çok etkiledi.

Hem öğrencilerine vicdanın ne olduğunu hatırlatmak için çırpınan hem de bu yolda gözünü dahi kırpmadan defalarca bomba patlatabilecek gözü kara bir adam var karşımızda. Ben Akif Hoca’yı da onu bu noktaya getiren hikâyesini de çok merak ediyorum ama en çok merak ettiğim nokta Gizem’in üstünde yakaladığı etkiyi diğer öğrencilerde nasıl yakalayacağı ve Zeynep Hoca’nın Rüya ile bağlantısı.

Gizem demişken Afra Saraçoğlu’nun beni istemsiz şekilde ağlatan performansına değinmeden geçmek istemiyorum. Bana Gizem karakterinin üzüntüsü de pişmanlığı da çok güzel geçti. Öyle ki o sahneden sonra kendimi sorgularken ve gözümden yaşlar süzülürken buldum. Sevgili Afra Saraçoğlu’nu sergilediği performans için can-ı gönülden tebrik ederim.

 

İlk bölüm çok çarpıcı çarpıcı bir noktada bitti. Her ne kadar Akif Hoca’nın bir cana, hele ki öğrencisinin canına, kıymayacağına emin olsam da yeni bölüm için sabırsızlanıyorum. Her karakterin kendine has bir konusu ve “Bu olmamış, bu oyuncuya bu karakter oturmamış.”  diye nitelendirebileceğim hiçbir unsurun olmadığını yeniden dile getirmeliyim. Sahne önü ve arkasının da bu projenin altını besleyerek doldurduğunu vurgulayıp çok rahat söyleyebilirim ki Öğretmen, daha uzun süre yayın yolculuğuna devam edecek bir iş izlenimi veriyor ve dolayısıyla da eksiğiyle fazlasıyla benden ilk durakta tam not alarak memnun bir ifadeyle televizyon başından kalkmamı sağladı.

Bu arada bölümle alakalı olarak İnternette gezinirken gördüğüm ve çok beğendigim bir sözü de şuraya eklemek istiyorum: “Psikolojik baskıyı ölçecek bir makine icat edemediler çünkü etselerdi o zaman herkes bilirdi; bunun intihar değil, cinayet olduğunu.” Bende bu söze ek olarak diyorum ki matematiği, fiziği, kimyayı, Türkçeyi herkes öğretebilir. Mühim olan insan olabilmeyi öğrenip öğretebilmek.

Öğretmen‘in yeni yayın hayatında ömrü uzun, şansı bol, yolu açık olsun.

Yazan, çeken, oynayan, kamera önü ve arkasında emek veren herkesin emeğine, yüreğine sağlık. Görüşmek dileğiyle. Sevgilerimle…

 

 

Benzer Yazılar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.