YAZAR: Tuğçe YELİZ

Yalnızlığın tanımı sizin için nedir ya da bu duygudan nasıl kurtulursunuz? Adeta boş bir sayfa olarak başlayan yaşamımızı, hayat boyu edindiğimiz deneyimlerle doldururuz. Bu süreçte anlamlı ilişkiler kurabilmek, varlığımızın birileri için mühim olduğunu hissetmek, bizim için önemli olan insanlarla birlikte olmak, yaşadığımız zamanı daha anlamlı kılar. Doğduğumuzda nasıl “hoş geldin” diyen ve güven veren bir el arıyorsak yaşlılıkta da ölüme doğru ilerlerken güvenli bir elin varlığını her zaman hissetmek isteriz. İşte tüm bu nedenlerden dolayı, yaşamda anlamlı gerçek bir ilişkinin yerini maddesel hiçbir şey dolduramaz.

Yalnızlık her zaman tek başına kalma hâli de değildir üstelik. İnsan kalabalıkların içinde de kendini tek hissedebilir. Özellikle yeterli ilgi gösterilmeyen bir ailede büyüyen kişilerde değersizlik, önemsizlik ve ilişkinin bir parçası gibi hissetmeme duyguları gelişebilir.

Şanslı olup zamanla kendini gerçekten bulabilenler başına gelenleri başkaları tatmasın diye elinden gelen her şeyi yaparak bu durumu minimuma indirmek için çabalarlar. Tıpkı, Ali Vefa gibi. Ali, kendine acımak yerine kendini geliştirmeyi seçerek çevresinde onu hor görenlerin aksine her durumda bir çıkış yolu bulmayı başarmış, tüm olumsuzluklara başa çıkabilmiş. Çocukluğu, ailesi dahil onu dışlayan insanların içinde geçtiği için yalnızlık duygusunu iliklerine kadar ezbere bilip kendine bir hedef belirlemiş ve bu göreve en iyi şekilde hizmet etmek için hemen hemen kendisiyle aynı kaderi paylaşan çocukların boşlukta savrulmamaları adına onlara bir parça rehber olabilmek için canla başla çabalıyor.

Ali’nin en sevdiğim özelliği asla pes etmeyişi. Karşılaştığı durum ne olursa olsun kolaya kaçıp kenara çekilmek yerine kaybedecekse bile savaşarak kaybetmeyi seçmesi Ali’yi benim gözümde kahraman kılıyor. Özellikle çocukların kahramanı.


En çaresiz durumların, en imkânsız görünenlerin bile bu hayatta bir çözümü olduğunu Ali hem hastanedekilere hem de biz izleyenlere bir kez daha kanıtlayarak umut oldu.

İlk bölümlerde Ali’nin hastalarla kuracağı diyaloğun problem olması korkusu, söz konusuydu ancak bu haftaki bölümde Ali herkesle iletişim kurabileceğini ve yapacaklarının sınırı olmadığını bir kez daha vurguladı ve göğsümü kabarttı. Öyle ki bana göre katlanılması zor, sözüm ona bir “anne”yi bile gayet profesyonelce idare etti ve ortak paydaya getirebildi. Bölümde iki farklı anne tablosu vardı benim için. Biri, evladını hayatının merkezine koyan, diğeri şanı, şöhreti ön planda tutan. Neyseki Ali’nin çocukları çözme konusunda olağanüstü bir yeteneği var ve bunun gayet bilincinde hareket ediyor da küçük arkadaşının aslında ne hâlde olduğunu inatla, sabırla annesine anlatabildi.

Ali her ne kadar 4 duygu bildiğini iddia etse de yenilerini de öğrenmeye çok açık.  Gerçekten sevildiğini ve istendiğini bildiği bir ortamda bulunmak, Ali’ye o kadar iyi geliyor ki önce insan iletişimini düzeltti, daha sonra onları daha iyi anlamaya, onlarla empati kurmaya başladı. Şimdi de içini kıpır kıpır yapan yepyeni bir duyguya yelken açıyor: Aşk.  Tüm duygularını en üst seviyede yaşayan Ali için bu durumu Nazlı’dan saklamak oldukça güç olsa da bence gayet iyi gidiyor.


Nazlı’nın desteğe en çok ihtiyaç duyduğu anda, yanında Ali’nin olması içimi ısıttı doğrusu. Ona hayallerinden vazgeçmemesi gerektiğini, hayatta her zaman her şeyin istediğimiz gibi gitmeyeceğini ama buna rağmen asla vazgeçmek gerektiğini en iyi şekilde aşılayan Ali, bir kez daha gönlüme taht kurdu.

Roger Garaudy ”Umut olmadan, umulmayanı bulamayız.“ der ve umut etmekten de hayallerimizin peşinden koşmaktan da vazgeçmememiz gerektiğini vurgular. Doğrusu da bu değil midir zaten? İlk engelde tökezlersen o yolun sonunu nasıl getirirsin ki? Unutmamak gerekir ki hayatta her zaman, her şey güllük gülistanlık olsa hayalini kuracak hiçbir şeyimiz kalmaz.

Ali’deki bu gelişmeler sadece Nazlı ya da çocuklar için değil Ferman açısından da çok etkili ve önemli. Onun bu denli bir şeyleri başarabilmesi, her geçen gün insanları biraz daha kendine hayran bırakmayı başaran bilgi birikimi, yetenekleri Ferman’ın iç dünyasındaki karanlıktan çıkmasına da ışık tutuyor. Hatta ilk  karşılaştığımızda Ali’ye sert davranan o Ferman yerini bambaşka bir adama devretmeye başladı bile.


Ferman, bu hikâyenin en kuvvetli temel unsuru bana göre. Geçmişinde yaşadığı olay nedir, bunda payı ne kadardır bilinmez ama ben onun Ali’ye her baktığında vicdan azabı duyduğunu hissediyorum. Bunun iki ihtimali var benim kafamda. Bu ihtimalin ilki, çok yakını veya sevdiği birinin benzer durumda olması ve bunu kendi hatası olarak görmesi. İkincisiyse aynı durumda olan bu kişinin Ali’nin aksine hayata tutunmayı başaramayıp yaşam kalitesini minimalize etmiş olması.Bu sebeplerden hangisi ne kadar doğru şu an hâlâ gizemini koruyor ama sebep ne olursa olsun Ali’nin gelişimi önce Ferman’ın kendi kabuğunu kırmasına daha sonra da sıkıntısı her neyse onun çözümüne sebep olacak, buna eminim ve merakla bekliyorum. Ali yalnızca çocukların değil yardıma ihtiyacı olan herkesin mucizesi olacak, etrafına iyilik saçacak ve iyileştirdikçe kendi de iyileşecek.

Mucize Doktor, bu hafta hayallerimizin peşinden koşmanın önemini ve imkânsız gibi görünen her şeyin bir çıkış noktası olabileceğini en somut şekilde gözler önüne serdi. Hayatta çaresiz olan bir şey yoktur, umutları yok edip kendimizi yalnızlığa teslim etmemek gerekir. Umudu bitmiş insan, yaşamayan insandır.

Ben bu haftaki bölümü çok daha başka sevdim ve hayatımın birçok alanında kendimi sorguladım, gördüklerimden ders aldım. Ali Vefa sen, sadece çevrendekilere değil izleyenlere de deva oluyorsun. Nazlı’nın da dediği gibi senin gibi birinin varlığına inanmak güç. İyi ki varsın…

Yazan, çeken, oynayan, emek veren herkesin emeklerine sağlık. Haftaya önce ekran karşısında pazar günleri de @dizifilm.biz ‘da görüşmek dileğiyle. Sevgilerimle….

Benzer Yazılar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.