YAZAR: Şeyma BULUT

Mavi… Hemen, herkesin sevdiği, baktığında insanın içini huzurla dolduran bir renktir. Bir deniz kıyısına gidip masmavi gökyüzünün aynı tonlardaki denizle birleşme noktasına baktığınızda insana hayaller kurduran, içini mutlulukla dolduran ve bu umutları tanımlarken kullanabilecek en güzel renktir. Bugüne kadar onlarca şair, yazar ve sanatçı onu, hayallerin içinde harmanlayarak sunmuştur. Baktığımızda sıradan bir renk gibi dursa da kimine göre huy, kimine göre huzur ve kimine göre de aşktır. Bir insanın hayatında mavi eksikse birçok şey eksiktir. Tıpkı Demir gibi… O, tüm hayatını grinin müphem tonlarıyla geçiren, hayatında mavi olmayan bir adamdı; ta ki Selin’le tanışana kadar.  Selin hiç beklemediği bir anda, elinde bir begonyayla kalbinin kapısını araladı. Şimdi begonyanın hayalleri gerçeğe dönüştürmek için açtığı kapıda, muhteşem bir mavilik bekliyor onları. Aslında bakacak olursak ikisinin de bağlı oldukları bir kökleri yok. Hayatın içerisinde oradan, oraya savruluyorlar. Şimdiyse o mavilikte kök salma zamanı…

Bu hafta Her Yerde Sen’de aşk rüzgârları eserken gizliden de olsa bir de savaş başladığının ayak seslerini duyduk. Alara ve Selin arasında başlayan bu gizli savaşın kısa süre içerisinde halka açık bir hâle geleceğini düşünüyorum. İki kadının da açık bir şekilde Demir’e ilgisi olduğunu fark etmemek için ya kör ya da duygusuz olmak lazım. Selin’in nahif duyguları karşısında Alara’nınkinin takıntı olduğu belli oluyor. Selin, ortama daha fazla dayanamayarak biraz da ailesini düşünerek gittiğinde aslında farkına bile varmadan Alara’ya karşı da ilk zaferini kazanmış oldu.  Çünkü Demir, kalan ve giden arasında bir tercihe bile gerek duymadan Selin’in ardından gitti. Halbuki hem iş yerinde kendi koyduğu kurallar gereği hem de iş ilişkisinden dolayı Alara’yı tercih etse hiçbirimiz şaşırmazdık. Demir’se Selin’e, Alara’yla arasında bir şey olmadığını anlattı. “İlgilendirmese bile söylüyorum” dedi. Selin şimdilik fark etmese de Demir üstü kapalı bir şekilde “Benim için önemlisin!” mesajını vermeye çalışıyordu. Aslında ilk karşılaştıkları andan itibaren bunu yüzlerce defa gösterdi Selin’e. Onu ayrı bir yere koyduğunu, değer verdiğini… İşin güzel yanı artık Selin de bunun farkında.

Demir, babasının gelme ihtimaliyle bile kısa çaplı bir kriz geçirdi. Vedat, onu ikna etmeye çalışsa da o pek ikna olacak gibi değildi. Gün geçtikçe Demir’in geçmişindeki canavarlar daha da belirgin hâle gelmeye başladı. Selin’in ailesini gördükçe istenmediğini, yalnızlığını hatırladı. Zaten hâlâ Selin’e ailesini anlatmama sebebi de bu. Onun kendisine acımasını istemiyor. Anlamayacağını düşünüyor, belki de kendisi için üzülmesini istemiyor. Demir eline aldığı çiçekle köklerinden nasıl kopartıldığını, yalnızlığa itildiğini anlatmaya çalışıyordu. Babasının kendisini bu hâle getirdiğini anlatırken, onu asla affetmeyeceğini haykırır gibiydi. Farkında olmadığıysa köklerinden kopardığı çiçeğin, hayaller ve umutla özdeşleştirilen begonya olmasıydı. Vedat, Demir’e bir çiçek hediye etmek için ondan yardım isteyen Selin’e bu çiçeği verdi. Demir, yalnızlığını en fazla hissettiği anda, elinde bu çiçekle Selin ona gittiğinde yeniden köklerini ve umudunu uzattı aslında. Hayat böyle değil midir ? Evrenin çok değişik bir çalışma şekli vardır. Senden aldıklarını, hiç beklemediğin bir anda önüne sunar. Masmavi eteği, elinde bagonyasıyla Selin’in, ona hem renklerini hem de hayallerini verdiğini düşünebiliriz. O şu anda kendisine sunulan bu hediyenin pek farkında olmasa da hayat ona hiç beklemediği anda tüm kaybettiklerini tekrar verdi. İşte bunun adı aşkın mucizesidir. İşin içinde aşk varsa tüm kaybettiklerini daha güzelleriyle yerine koyabilirsin.

Demir’i bu hafta eski zaman âşıklarına benzettim ben. Eskiden erkekler, sevdikleri kadınların saç bağlarını, mendillerini yanlarında taşırlarmış. Bu “Sen her zaman benimlesin.” demenin bir şekliymiş. O da tıpkı o zamanlardaki adamlar gibi Selin’in bilekliğini yanından hiç ayırmadı. O bileklikle uyuyan, iş yerinde bile uzun uzun ona bakan Demir’in her zaman yanında Selin’i hissettiğini gösteren güzel bir ayrıntıydı. Zaten Alara’yla yaptığı konuşmada da hayatında ve yanında Selin’i istediğini, onun için değerli olduğunu söyledi. Artık bunu sesli olarak da dile getirdiğine göre, rica etsem Selin’e de söyleyebilir mi?

Demir geçmişindeki canavarlarla uğraşırken, Selin de sevdiklerini kaybetmemek uğruna bir savaşın içerisinde buldu kendisini. Dizinin ilk bölümünden bu yana onunla ilgili bize verilen en bariz bilgi, sevdiklerini kaybetmekten korkan bir kadın olması. Bir yandan ailesini, bir yandan Demir’i, bir yandan da arkadaşlarını kaybetmemek için büyük bir savaş veriyor. Onu bu hafta bir cenderede oradan, oraya savrulurken gördük. Halbuki bu durum ona hiç uyan bir şey değil. O hep hayat dolu ve fıkır fıkır bir kız. Bizim gördüğümüz iki tane Selin var aslında. Biri etrafına ışık ve renkleri güneş gibi dağıtan kadın, diğeriyse üzüldüğünde teselliyi annesinin kucağında bulan, sevdiklerini kaybetmemek için kendisinden bile vazgeçen kız çocuğu. Selin, başta hayvanlarını, ailesini, arkadaşlarını kaybetmekten korkarken şimdi daha büyük bir korkuyla karşı karşıya kaldı: Demir’i kaybetme korkusu. Hayatında asla yalan söylemeyen, yalana ihtiyacı olmayan o, şimdi kendi söylediği yalanlarla başa çıkmak zorunda. Karşısında da yalana asla tahammülü olmayan bir insan var. Alara tehlikesini de düşününce bir noktada Selin, bunları anlatmak zorunda kalacak gibi hissediyorum. Her şeye rağmen artık onun küçük dünyasında çok önemli bir insan oldu, Demir. Sadece ailesini ve arkadaşlarının fotoğraflarını sakladığı gizli odasında artık o da var. Onu düşünürken gizlice çektiği fotoğrafını yanlışlıkla yaksa da en çok sevdikleri için girdiği odaya bu sefer tutulduğu adam için girdi. Selin de böyle işte…Dünyasını herkese açmayan, açtığındaysa geri dönülmez bir şekilde o insanı saran bir kadın. Demir ne kadar şanslı olduğunun farkında mıdır acaba? Farklılıklarını bir kenara bıraktıklarında masalları andıran bir peri masalı izleyeceğimize ben eminim, umarım onlar da emindir.

Bir zamanlar apayrı yönlere bakan iki farklı insan, artık aynı yöne bakıyorlar. Koskoca bir kalabalığın arasında, tesadüfen yan yana geçerken birbirlerini görmeden, hissedebiliyorlar. Aşkı küçük kelimelere sığdırmaktan nefret ederim. Sözcüklerle tanımlanamayacak bir duyguyu kısıtlamak gibi gelir bana. Rüzgârın güneş ışıklarıyla dans ettiği bir saatte, yüzlerce insanın yürüdüğü bir deniz kıyısında sadece onu görebiliyorsan sözcüklere pek de ihtiyacın kalmıyor. Selin’le Demir habersizce birbirlerine rastladıkları an, etraflarındaki o kalabalığı fark etmiş gibi durmuyorlardı. Selin, sanki uzun zamandır aradığı ama bulamadığı bir şeyi görmüş gibi umut dolu bakarken Demir’se hayatı boyunca görmeyip de görme yetisini kazandığı ilk anda renkleri gören biri gibi değil miydi? Oldukça huzurlu, büyülenmiş ve şaşkın… Selin ve Demir’in bu hâle geleceklerini kim bilebilirdi ki ? Şimdi yaşadıklarıysa maviyle harmanlanmış bir peri masalı gibi, güzel ve dokunaklı.

Ayda ve İbo’ysa çoktan kendi masalsı dünyalarının içine daldılar. Sürekli yan yana ve el ele gördüğümüz çift de aşkın değiştirme gücünün etkisi altındalar. Bazıları bunu karakterinden ödün vermek olarak görse de ben aşkın iyileştirici gücü diyorum. Özellikle böyle ters ve kötü yanları ortadan kaybolduğunda insanın sevdiği dışındaki herkesle olan bağları da daha kuvvetli ve kalıcı olabilir. Her ne kadar Bora hususunda ben İbo’ya hak versem de oldukça sert çıkıştığı gerçeğini de göz ardı edememiştim. O da beni duymuş olacak ki bu hatasından döndü ve ileride Ayda’yla oluşacak olası bir arkadaş anlaşmazlığının da önüne geçmiş oldu.

Aşk, insanı olduğundan daha iyi ve sakin bir insana dönüştürüverir. Peki bu aşk masalı büyülü bir mekânda, sonsuz bir döngüye girmişse? Ayda ve İbo ilk yakınlaşmalarını bir ormanda yaşadılar. Önce kayboldukları için başlarına gelen bu güzelliği fark edemeseler de ben ormanların oksijen sağlamak dışında bambaşka mekânlar olduğuna inanırım. Bilinen çoğu masalın bir şekilde ormanlarla ilişkilendirildiğini fark etmiş miydiniz? Peter Pan, Uyuyan Güzel, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’le daha niceleri…Hepsi bir şekilde ormanlarla ilişkiliydi. Peki neden? Orası bir büyülü yaşam alanıdır. Bir ağaç ölür, ardından bir yenisi filizlenir tıpkı Anka Kuşu gibi. Ayda ve İbo da bu masallardaki kahramanlar gibi bu büyülü mekânın etkisi altına girerek bütünleştiler. Tıpkı o masallardaki gibi sonsuza kadar mutlu yaşayacaklar. Ben buna çok inanıyorum…

Hayat böyle mucizelere gebedir. Selin, Demir, İbo ve Ayda hayat koşturmacasında yaşarlarken birden kalplerinin diğer yarısını buluverdiler. Belki hiçbirinin aklında yoktu bu. Sorsan, asla derlerdi ama oldu ve bazen bir ömür bulunmayacak bir hediye gibi aşk onların kapısını çaldı.  Arthur Achopenhauer’un Aşkın Metafiziği adlı eserinde söylediği gibi “Bunca gürültü patırdı niye? Niye bunca itiş kakış, tepinme, korku,endişe ve dert? Sonuçta amaç, sadece her bir Mecnun’un kendi Leyla’sını bulması değil mi?”

Bazen diğer yarını bulmak ya onlar gibi güzelliklere sebep olur bazen de şer ittifakını doğurur. Alara ve Burak’ın bir araya gelmesi iyilik değil, yıkıcı bir ikilinin bir araya gelmesiydi. Birbirlerini hemen tanıdılar. Tabii ruhunun yansımasını görünce insan kayıtsız kalamıyor sonuçta. İkisi de oldukça şımarık, bencil ve istediklerini elde etmek için ellerini çamura bulaştırmaktan geri durmayan insanlar. Bir sorunla karşılaştıklarındaysa asla kendilerini suçlamazlar. Alara, Demir’in hareketlerinden babasını sorumlu tuttu mesela, kendisine asla toz kondurmadı. Onun istediği biri, nasıl olur da kendisini reddeder? Mümkün mü bu? İlla ki onu vazgeçiren birisi vardır. Burak da ondan farklı değil. Fotoğraflarını çekenin Selin olduğunu düşünerek ajanlık işine soyundu. Esen’in gazabından kurtulmak için sıkıştığında hem onun hem de Ferruh’un düşünmeden Selin’i ateşe atacağından da şüphem kalmadı. İkisi de sıkıştılar. Uzay’ın taktiğiyle şirkette para aklamaya karar verdiler ancak Demir yutmadı bu durumu. Bu durumda köşeye sıkışan bu ikili, kendilerini kurtarmak için çok daha tehlikeli bir yola gireceklerdir. Esen’in Selin’in evine gönderdiği cenaze çelengini andıran o çiçek de başlarına sardıkları belanın boyutunu açıkça ortaya koydu.

Ben hâlâ fotoğrafları çekenin Esen olduğunu düşünüyorum. Sadece fotoğraf çektiği için Selin’i suçlayan Burak ve Ferruh onun gizli odasına girmek için doğum gününü bahane ederek o eve gittiler. Odaya bir şekilde girmeyi başarırlarsa oranın sadece özel bir anı odası olduğunu gördüklerinde çıtayı daha da yükselterek daha da riskli işlere girecekleri kesin gibi duruyor. Bu kadar riske girerken tam karşılarında duran Demir tehlikesiyse onların sonunun sandığımızdan da kısa sürede geleceğinin habercisi bence.

Son sahnede tam anlamıyla bir kaos vardı. Bir yanda Selin’in ailesinin gittiğini sanan Demir ve Selin’in eve gelmesi, diğer yandan Burak yüzünden onların sırlarını öğrenen Alara. Demir ve Selin arasındaki yakınlaşmayı şu anda tek gören kişi Azmiye olsa da, daha şimdiden İbo bile şüphelenmeye başladı. Havada dolaşan aşk kokusunun kendisi dışında birini etkilediğini de ancak o havadan nasibini almış biri görebilirdi. Semih, şimdilik kızının Burak’tan hoşlandığını düşünse de Selin’in Demir’le olan durumunu kısmen de olsa birlikte eve gelmeleriyle anlayacaktır diye düşünüyorum. Selin’in düşündüğünün aksine bu durum sıkıntıya sebep olmaz. Hissettirmese de Semih, Demir’i sevdi. Onun doğru bir insan olduğunu fark etti. Babalar bilir zaten. Çocuklarının etrafındakilere bir baktıklarında, notlarını verirler. Genelde de haklı çıkarlar. Hangi baba kızının hayatında Demir Erendil gibi birini istemez ki? Bundan ötürü oldukça rahatım. Her şey açığa çıktığında Demir’in hayatındaki en önemli açıklardan biri daha kapanacak ve sevdiği kadınla birlikte, bir ailesi de olacaktır.  Zaten ne derler bilirsiniz, bir kadının hayatına giren doğru bir erkek, kazanılmış bir evlattır. Demir yapayalnız hayatına tüm kalabalığıyla giren bir kadın…İşte bu mucizedir, Demir’in mucizesi…

Güzel, romantik ve eğlenceli bir bölümdü. Yazıma son vermeden önce bahsetmek istediğim bir ayrıntı daha var. Semih ve İbo’nun sokak hayvanlarıyla ilgili yaptıkları konuşmanın her kelimesine BAYILDIM. Bu dünya sadece insanlara tahsis edilmiş bir yer değil. Hayvanlar, bitkiler ve başka canlılar…Burada hep birlikte yaşıyoruz. Sokaktaki hayvanlara yardım etmek bir nevi görevimiz aslında. Onların yaşam alanlarına saygı duymak, korumak, ilgilenmek unuttuğumuz şeyler maalesef. Her Yerde Sen’i emsallerinden ayıran en önemli özelliğiyse zaman, zaman böyle önemli noktalara küçük ama etkili dokunuşlar yapması. Dizinin senaristlerini bu duyarlılığından dolayı tebrik ediyorum. Dizilerde verilen bu tip ufak mesajların insanların etkileyeceğine de inanıyorum.

Yazan, çeken, oynayan tüm ekibin emeğine sağlık. Yazıma Haydar Ergülen’in bu güzel dizeleriyle son veriyorum, haftaya görüşmek üzere.

“Öyle bir yazdı ki
sanki gökyüzünde oturuyorduk..

Seni öpmek gökyüzünü öpmek gibi
mavi bir şeydi..”

Benzer Yazılar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.