YAZAR: Ayça AKMAN

Dünya iyilikle dönse keşke, Kaan‘ın söylediği gibi. Her birimiz içimizdeki o umuda tutunmayı başarabilsek. Masallara benzese hayat, iyi kötüyü eninde sonunda alt etse sonsuza dek mutlu yaşasak. Büyüklerim hep dillendirdiler “Doğru sendeler ama asla yıkılmaz.” dediler, bu mottoyu kalbime kazıdım ben. Kaan‘ın Bahar‘la konuşmasını dinlerken bu yüzden titredi içim: Doğru söylüyorsun çocuk; dünya iyilikle dönecek çünkü o giderse düşmanlıkla nefretin olur hayat, pes ettiğimiz için kötülerden kalmaz farkımız, en azından denemeliyiz Cihangir gibi.

İskender’in vurulmasıyla noktalamıştık son bölümü. Cihangir’in silahından çıkan kurşun hedefini bulurken kalbim gördüklerimi yadsımış, arka planda mutlaka başka şeylerin olup bittiğine, inandığımı dile getirmiştim. Öyle de oldu zira hayatı elinden alınan bir insan, sevdiğinin hayatını alamazdı ellerinden. Halka, polisiye – aksiyon – suç geleneğiyle çoğu zaman aksiyona dayadığı için hikâyenin duygu ayağının kısa kalmasından bazen şikayetçi olduğumu anımsıyorum. Bu hafta şöyle bir arkama yaslanıp karakterlerin iç dünyalarına yelken açmanın keyfini sürdüm diyebilirim, bunu özlemişim hem de çok. Cihangir’in yaşanmışlıkları, bırakın empati kurmayı hayal bile edilebilecek şeyler değil, biz sıradan insanlar için. Ama o bu alemin içinde, olup biten her şeye rağmen temiz kalabildiğini gösterdiği için katil sıfatını yakıştırmadık ona, kondurmadık hatta. İrem, Müjde, İskender, Vekilharç, İlhan, Kaan ve anımsayamadığım birçokları için hayatını ortaya koymuştu sadece, manevi kazancını önde tutarak. Hümeyra’yla konuşmaları onun insanlığının sağlamasını yaptı bir anlamda. İntikam kaybettiği hiçbir şeyi geri getirmeyecekti ki. Anıları, hayatı, anne babası ezcümle elinden alınanlar takvimden kopmuş yapraklardı, telafisi yoktu ama sahip olduklarını korumak için bir şansı vardı ve artık hayatta kalarak Halka‘yı yok etmeyi nihai hedef olarak önüne koymuştu; Kaan’ı koruma pahasına büyük bir risk alarak. “Kaan içimizdeki tek yalansız.” derken ben, içimden hiçbiriniz masum değilsiniz diye geçirmeden edemedim ki bölüm sonlandığında aklımıza kazınan tek gerçek de bu oldu.

Hümeyra birçok olayın kilit ismiydi bu hafta. İnce ince muhbirlik görevini hakkıyla yerine getirişine şahit olmakla kalmadık korktuğunun başına geleceği ana da adım adım yaklaştık. İlhan’ın; ona Cihangir’in İskender’i öldürerek Halka‘nın başı olduğu haberini verdiği, oğluyla konuşmasını istediği sahne benim açımdan bir pişmanlık manifestosuydu. Ey kader, sen nelere kadirsin! “Yaşattığını yaşamadan ölmez insan.” sözü aslında ne kadar umut verici bir temennidir. Kocasını öldürür, oğlunu alırsın bir kadından, yıllar yılı haber bile vermezsin, yok sayarsın, kader de gelir oğlunu senden geri alır; madden değil belki ama manen. Yüzüne bile bakmaz o evlat, seni dinlemez neticede onun öz annesine el açar yardım istersin. Hümeyra vicdan muhasebesini yapmış kadere teslim olmuştu. Cihangir’in yanında anne yüreği, evladının katil olmadığını öğrendiğinde mutlu oldu belki ama kendi oğlunun ağzından “İntikam almam, hoşunuza giderdi diye düşündüm.” cümlesini duymak nasıl bir yakıcı yüzleşmedir tahmin bile edemiyorum. Haklısınız gerçekten de hayat öğretiyor, insanlar değişiyor Hümeyra Hanım; tıpkı sizin itiraf ettiğiniz gibi. İnsanın iyi bir şey yaptığını zannederken kötülüğe sebep olduğunu anlaması kadar feci ne olabilir? İskender, size yılların pişmanlığıyla gelip Eren‘in emanetleri olan anahtar ve Halka sembollü kutuyu teslim ettiğinde ne hissettiyseniz o da benzerini yaşıyordu şüpheniz olmasın. Sizi yıllar yılı nefretle intikam sarmalında bırakarak iyi bir insan olma şansınızı aldı elinizden. Affedilecek şey değil yaptığı doğru, hele hele öldürüleceğinden korkup ona güvenmişken arkadaşı… Genç de olsanız, emir kuluydum racona kapıldım da deseniz, telafisi yoktur giden canın. İskender elinin kirli olduğunu bildiği için geldi af dilemeye giderayak, yakalanmayı bile göze ala ala. Vicdan terazisi dengesini kaybetmiş kalbine yük olmaya başlamıştı ölümün kıyısından döndükten sonra. Kızını da alıp hayatını temize çekmek istedi her şeyi geride bırakıp giderek ama Çağatay’ın da başka bir planı vardı.

Çağatay, ah Çağatay! Ergen tavırlarına, buz mavisi arka fon eşliğinde yaptığın “deli“ monologlara bakıp seni fazla hafife alıyorlar  hep, akıllanmadılar. Oysa biz senin kan tüplerini Kaan‘ınkiyle değiştireceğini tahmin ettik, sadece onun kardeşin olduğunu öğrendiğinde nasıl ve ne şekilde tepki vereceğini pek kestiremedik. Ama şaşırdık mı? Hayır! Sır insanı güçlü kılar biliyorsun, bu yüzden o bilgiyi kendine sakladın, tıpkı insanların sırlarıyla ayakta duran Halka’nın yaptığı gibi fakat seni bir konuda takdir ettim, senden başka İskender’ in ölümünden şüphelenen çıkmadı. Avcı gibi iz sürdün, Terzi‘yi vurduktan sonra salıveren Cihangir’den anında nem kaptın. Böyle bir katili bile affeden merhametli temiz yürek, “manitasının şeker babasını“ nasıl vurabilirdi ki, değil mi? Gittin Müjde‘nin de ağzını aradın. Onun “Babamı öldüren, ölecek!” söylemlerine, anahtarla babasının Halka‘daki yerini alma seremonilerine hiç kanmadan hem de. Özcan da İskender’ in mekânının önünde Doktor amcayı görünce taşlar yerine oturdu tabii. Temel amacın Cihangir’ i koltuğundan etmek biliyoruz, bunun için tuzak üzerine tuzak kuruyorsun fakat bilmediğin bir şey var. Altemur bey senden hiç hazzetmiyor, hatta senden korkuyor. Sen İskender ‘i yanına katıp onun oyunlarını açık etsen bile o koltuk sana gelmeyecek kanımca çünkü patron Cihangir‘den seni istedi; onun gibi “sakin güç” değilsin  ve ağzınla kuş tutsan olmaz o iş! Bir de unutmadan ekleyeyim, Terzi’yi, Altemur’un üzerine öldürmek için gönderdiğinde sen de patrona verdiğin sözü tutmadın, Ruhi‘nin Terzi’yi öldüreceğini kendisinden saklamadın. Güvenilmezsin, işte bu yüzden artık Vekilharç da senin kader ortağın olmamayı seçti.

Şu Halka aleminde kimse Vekilharç‘ın yerinde olmak istemezdi, herhalde. Faruk Amir cinayetinden içeri girmemek için Çağatay’a tahammül edeyim diyor; baba katili evlat, Altemur‘un gazabını üzerlerine çekmek  için neredeyse elinden geleni yapıyor. Üstelik garantili olsun diye işledikleri cinayeti kaydeden patron tarafından “kimse benim zekâmla boy ölçüşmeye kalkmasın.“ diyerek mimleniyorlar. Hümeyra‘ya elini uzatıyor, tüm söyledikleri muhbirimiz tarafından polise aktarılıyor. Müjde yardımıyla Altemur‘un şantajından haberdar olan Kaan‘ın yardım talebini kabul edeyim, patronun sırlar odasını ve parmak izini vereyim bari diye düşünüyor; polis buluşma mekânlarına baskın yapıyor. Su testisi su yolunda, Vekilharç… Üzerinizde ah var, hiç şüphen olmasın senin yaptıkların da bir gün önüne konacak.

Cemal Amir belki de hayatının hatasını yaparak Kaan‘dan habersiz operasyon yaptı Vekilharç’a. Acılıydı, öfkeliydi. Faruk Amir’ i toprağa vermiş, kanını yerde bırakmamaya kilitlenmişti. Cihangir’e yöneltti tüm oklarını, balistik aksini söylemiş olsa da parmak izi çileden çıkarmıştı onu. Kaan’a yüklenerek ona bir gün süre verdi arkadaşını aklayacak bir delil getirmesi için. Hasta bir insan o, tedavi de olmayacak ta ki örgütü çökertene kadar. Zaman sizin için bu kadar değerliyken hayatınızı adadığınız bir amaçsa söz konusu olan bazen öfkenizle idealiniz aklınızın önüne geçer. Hümeyra, işte bu şartlarda Vekilharç’ın amirin ölümüyle ilişkisini öğrenip hem bu bilgiyi hem de onun devamlı değişen telefon numarasını Cemal ‘e vererek görevini yaptı, şerhini de koyarak: Kaan bunu duymamalıydı. Ama hep söylerler, hayat siz plan yaparken başınıza gelenlerdir. Kaan, ne kadar çabalasa da Cihangir‘le hayal ettikleri “sırlar odasını” yok ederek Halka’yı çökertme planları ertelendi bir süre. Lakin tek kaybettiği bu olmadı Cengiz‘in oğlunun. Mekâna gelip onun köstebek olduğunu duyan Cihangir‘i de kaybetti şimdilik ki muhtemelen bu telafisi en zor kayıp benim baktığım yerden.

“Güven ruh gibidir” der şair “terk ettiği bedene bir daha asla geri dönmez.” ** Bundan sonra ne mi olur? Kaan artık şüphelendiği ikinci muhbirin peşine düşer, Cihangir güveneceği kimsenin kalmadığını düşünerek kendisiyle hesaplaşmaya girer. İkisinin arasındaki bağ kolay çözülecek bir bağ değil, üstelik onları birleştiren – sebepleri farklı olsa da – ortak bir amaç var, Halka’yı ortadan kaldırmak. Tabii artık ikisi de tehlikede; Çağatay, Kaan’ın kimliğinden haberdar, Altemur’sa aldatılmayı içine sindirecek insan değil. Patron; İskender‘le Cihangir’i yaşatır mı, işbirlikçi İlhan kurtulabilir mi, küçük Halka’nın akıbeti ne olur? Beklemek düşüyor payımıza yine.

Yazan, yöneten, oynayan ve emek veren herkesin emeklerine sağlık.

 

 

*Sezen Aksu, şarkı

**W. Shakespeare

Benzer Yazılar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.