Yazar: Şeyma BULUT

Yıllar önce benim için çok değerli bir insanı kaybettim. Yaşadığım acının tarifi yoktu. O acıyla baş etmeyi zamanla öğrendim ama bunu öğrenirken benliğime de hiç istemediğim bir duygunun tohumları ekildi : Korku. Sevdiklerimi kaybetme korkusuydu, bir daha aynısını yaşarsam diye uzun yıllar içine girdiğim bir kabukta yaşadım. Kimseyi özel alanıma almadım. Güya insanlar olmayınca acı ve korku da olmayacaktı. Yıllar geçtikçe bunun kendime söylediğim kocaman bir yalan olduğunu anladım.

Size bir sır vereyim mi? Korkmam diyen insan görmedim ben hiç. Herkes bir şeylerden korkar bu hayatta. Nazlı, Ali, yapışık ikizler, küçük Filiz ve hatta hastaneye gelen o panik atak hastası kadın… Hepsinin ortak duygusuydu, korku. Ali, Nazlı’nın onu sevmemesinden; Nazlı, Ali’yi incitmekten; ikizler birbirini kaybetmekten; küçük Filiz de ailesinin bir daha onu sevmeyeceğinden korkuyordu. Bunların arasında beni en çok etkileyense Nazlı oldu. Zira onun ürkekliğinin altında çok nahif bir duygu yatıyordu: Ali’yi incitme korkusu.

İlk başta Nazlı’yı pek anlayamadım. Neden diye sorguladım kendimce. O anlattıkça hem çok hak verdim hem de kalbimi sızlattı. O, naz yapmıyor. Aman Ali biraz daha peşimden koşsun diye bir düşüncesi de yok. Eğer işler yolunda gitmezse çok sevdiği bir insanı incitebilme düşüncesi onu kahreden. Nazlı dışarıdan bakıldığında hemen kırılıverecek bir insan görüntüsü çizse de ben onun çok özel ve güçlü bir kadın olduğunu düşünüyorum. Onun geçmişiyle ilgili çok fazla ayrıntı verilmedi ama alkolik bir babanın kızı olduğunu ve zor bir gençlik dönemi geçirdiğini biliyoruz. Belli ki hayatı hep bir mücadele içinde geçmiş ve doktor olmuş. Aşktan ve ilişkiden uzak durmuş. Geçtiğimiz bölümden de hatırlayacak olursak birine böyle duygular beslemesi zaten Nazlı’yı yiyip bitiren bir şey. Sevdiği insan Ali gibi biri olunca da devreleri yandı tabii ki. Haksızlık mı ediyor? Hayır. Ali gibi birini sevmek, onunla arkadaş olmak çok kolay ama bu kadar sınırları olan bir insanla sevgili olmak, işte o zor olanı. Karşısındaki insanın yapısı, farklılığı onunla yaşanacak aşk ilişkisini de çıkmaza sokuverir. En azından Nazlı böyle düşünüyor. Haksız da sayılmaz. Ali’yi incitmek çok kolay. Hatta bazen farkında olmadan da insanlar onu incitebiliyor. Nazlı bunu da tecrübe etti. Hatırlarsanız Adil Hoca’yla yaptığı iş birliğinde Ali çok üzülmüştü. Eh, bu kız nasıl korkmasın şimdi? Eminim ki onunla bir ilişki olmaz gibi geliyordur ona. Bazen zor gibi görünen şeyler o kadar kolaydır ki insan hep bir zorluk beklediği için çıkışı göremez. Başkalarına anlatırken gayet iyi anlatıyor Ali’yi, kat ettiği yolu değil mi? İkizleri ikna ederken ne kadar güzel anlattı Ali’yi. İçine dönünce de korkuları onu esir alıyor bana sorarsanız, bu yüzden bu kaosu yaşıyor. Kendi alanından çıktığı anda o saf ve güzel insanla onu hem zor hem de güzel bir yolculuk bekliyor, benden söylemesi.

Aslında görecek de işte, Nazlı bir kere kendine güvenmiyor. İçindeki iyiliğin, etrafına yaydığı ışığın farkında değil. Ali bunun farkında. Ona defalarca söyledi. Etrafındakiler şanslı, sen farklısın dedi. Misal ikizleri ikna etmesi için Ferman Hoca onu seçti. Neden? Kendisiyle ilgili pek başarılı olamasa da karşısındakini anlama hususunda oldukça başarılı çünkü. Bir gün umuyorum ki o da görecek o içinde taşıdığı iyiliğin insanların hayatını nasıl değiştirebildiğini.

Ferman nasıl Nazlı’yı tanımışsa Tanju da aynı şekilde Ali’yi tanıyor. Zaten bana kalırsa ilk günden bugüne onu en iyi anlayan insandı Tanju. Ali’nin becerisini, kabiliyetini ve neleri başarabileceğini ilk gören gözdü. Bundan ötürü de onu ikizler vak’asına hemen dahil ediverdi. Ali’nin ona inanan insanları gördüğünde gözlerinde oluşan parıltı, beni mutlu ediyor. Keşke diğerleri de onu biraz olsun anlayabilseydi. Yavaş yavaş farkına varsalar da değişimini gerçekten gördüklerini pek düşünmüyorum. Misal, Nazlı. Ali ile ilgili korkularında haklı da olsa bu adamın her gün biraz daha yol aldığını, geliştiğini gözünden kaçırıyor. Ona çok yakından bakıyor zira. Aslında Ali ona dokunmasına izin verdi ve aşkla ilgili en ufak bir fikri olmamasına rağmen onun için mücadele ediyor. Nazlı kendi çekincelerinin farkında ve haklı ama bilmediği Ali’nin de korktuğu. Onun, kendini sevmemesinden, uzak durmasından korkuyor bu çocuk yahu! Daha nasıl göstersin? Demir’den flört dersleri bile aldı. Hatta trip bile attı. Bunlar Ali’den beklenecek hareketler mi?

Ali Vefa, bugüne kadar istediği her şey için mücadele etmek zorunda kalmış. Tıp fakültesinde okumak için, doktor olmak için, kendini ispat etmek için hep herkesten çok çabalaması gerekmiş. Eğer o da güvenli alanında kalsaydı ne Adil Hoca ne Ferman ne de Tanju ona yardım edebilirdi. O bildiği duygularla oldukça basit bir hayat yaşarken bu karmaşanın içine girmeyi gönüllü olarak kabul etti. Çünkü sevgi böyle bir şey. Onun dünyasında sevgi var. O; sevdiğine güvenmeye, onun yanında olmaya, ne olursa olsun asla bırakmamaya inanıyor. Zaten onun bu özelliği kurtarmadı mı küçük Filiz’i. Kimse sesine kulak vermezken o verdi. Evet belki Açelya da duydu ama belki tam hakim olmadığından belki de anlatamadığından ya da odungillerden Demir duymak istemediğinden başaramadı. Ali ise kendine has üslubu, hayata olan bakışıyla başardı bunu. Hep de başaracak. O hayatı izleyenlerden değil, yaşayanlardan. Korkular elbette var ama harekete geçmezsek bu hayatı sadece izleriz, tıpkı bir sinema filmini izlemek gibi. Ben de artık o filmi yaşayanlardanım, zor ama herkese tavsiye ederim. Yaşadığını hissetmenin daha güzel bir yolu yok bence.

Ali de Nazlı da korkularında yerden göğe kadar haklıydı. Hatta Adil Hoca da Selvi de haklı. Peki, kim değil biliyor musunuz? Gülin. Herkesi anladım da onu anlamadım arkadaş. Bu ne deyip duruyorum kendime. Güneş kendini paraladı o biraz olsun mutlu olsun diye. Hanımefendi sevgilim dediği insanla baş başa yemek yemeye bile korktu. Kıvılcım sorduğunda, evet Güneş benim sevgilim diyemedi. İlk günden bugüne bu ilişki için mücadele eden de uğraşan da sevdiğine sahip çıkan da Güneş’ti. Tek yapması gereken bu savaşı görmesi ve korkmadan o eli tutmasıydı. Onu bile beceremedi. Güneş’in bu hafta yaptığını çok sevdim. İlişkide tek tarafın yarış atı gibi koşması insanı yorar. Gülin artık o ilgiyi kaybettiği için mi yoksa Güneş gidince onu sevdiğini anladığı için mi bilmiyorum ama pişman oldu. Sevgi, onunla gelen mutluluk ucuz şeyler değil. Mücadele lazım, uğraşmak lazım. Ara verelim, sonra da  ben vazgeçtim  devam edelim deyince sevmiş olmazsın. Güneş, Gülin’e bunu net bir şekilde ifade etti. Bana kalırsa ben senin için uğraştım, sıra sende demenin bir değişik şekliydi. Pek umudum olmasa da umarım anlamıştır küçük hanım yoksa elindeki sevginin uçup gitmesi işten bile değil.

Korkular insanı bazen ele geçirebilir. Gerçekten mesut olmak ve yaşamın içinde olmak istiyorsa  insan bence harekete geçmeli, korkularının üstüne gitmeli. Ali Vefa bu konuda oldukça başarılı. Baktı ki Nazlı beceremeyecek, ikisi için de o adımı atmak ona düştü. Cesaretle sevgiyi karşılayan bir insanın daha önce lunapark düşüncesi bile onu kaçırabilecekken sevdiği insan için yapamam dediğini yapıverdi. Açıkçası basit basit aletlere binip geceyi öyle bitirirler demiştim ama Ali beni çok şaşırttı. Gondol sahnesinde Ali’ye hem çok güldüm, hem de onu sarmalayasım geldi. İç sesini de duyar gibi oldum: “Başımda bir aksiyon eksikti.” Peki, başardı mı? Evet. Sadece bunu becerse iyi. Bir de Nazlı’yı kahkahalara boğdu. Demir’den aldığı taktikleri sonunda uygulamayı beceren Ali, gecenin sonunda onu aşırı mutlu edecek şeyi öğrendi. Nazlı’nın onu sevmemesi korkusunun yersiz olduğunu, duygularının karışıklıklı olduğunu. Bana kalırsa Nazlı da bir nebze olsun kaygısını yenmiştir. Yaşadıkları o ufacık anda, endişelerinden sıyrılmış, eskisi gibi Ali’siyle mutluluk biriktiren bir kız çocuğuna dönüşüverdi. Peki, bu kadar kolay mı olacak? Pek sanmıyorum. İkisinin de aşması gereken onlarca engelleri var ama ilk adımı attılar. Ne demiş üstat, her şey bir insanı sevmekle başlar. Onlar en zor kısmı hallettiler, gerisini de saf sevgileriyle halledeceklerine dair şüphem yok.

Mucize Doktor‘da bu hafta da hayatın içinden birçok meseleyi izledim. Korkuları, onları yenebilmek ve yaşayabilmek adına cesur olunması gerektiğini pek güzel anlattılar. Ayrıca söylemeden edemeyeceğim, her hafta dizide bir sosyal soruna yer verilmesi de çok güzeldi. Beliz’in açmak istediği ücretsiz klinik konusuna bayıldım. İmkânı olan her hastane keşke yapsa böyle bir şey.

Hiç bitmesin dediğim güzel bir bölümdü. Tüm ekibin yüreğine sağlık. Yazıma Cemal Süreya’nın bu güzel dizeleriyle son veriyorum. Haftaya görüşmek üzere, sevgiyle kalın ve mucizelere inanmaktan asla vazgeçmeyin.

Sesinde ne var biliyor musun

Bir bahçenin ortası var

Sesinde ne var biliyor musun

Söyleyemediğin sözcükler var.

Benzer Yazılar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.