YAZAR: Feyza ZENGiN

İnsanlar ikiye ayrılır. Elinden geldiğini yaptığına inanan ve ötesi için uğraşmak istemeyen, bu imkânsız deyip kenara çekilenler; bir de imkânsızlığa aldırış etmeden var gücüyle uğraşıp imkânsızı mümkün kılanlar. Eminim ki o insanlar sayesinde tarihte pek çok şey başarılmış, dünyada pek çok konuda ilerleme sağlanmıştır. Doktor Ali Vefa’nın hikâyesi de başlı başına bir imkânsızın başarılma hikâyesi. Hem Ali’nin kendi hayatı, hem de yaptıkları sürekli yeni imkânsızları mümkün kılıyor. Bizim payımıza da keyifle bu serüveni izlemek düşüyor.

Bu haftaki bölümü Ali’nin iyimserliğine ve gelişimine hayran kalarak tamamladım. Ali yaşadığı onca acıya, zorluğa, terkedilişlere rağmen hala mutlu ve pozitif hayata karşı. Yok sayılmaya, istenmemeye o kadar alışkın ki bu yüzüne söylendiğinde şaşırmıyor asla. Bu durum onun günlük hayatını etkilemiyor. O bir doktor olarak can kurtardığı sürece hayat güzel ve mutluluk verici. Her ortamda mutlu olmanın, oraya ait hissetmenin bir yolunu bulmuş mesela, terk edildiği o soğuk yetimhaneyi bile kendisine yuva olarak görebilmiş, şimdiki evini oraya benzetmeye çalışıyor, musluğun oradaki kadar damlatmasını istiyor ve bununla uğraşabiliyor.

Damlatan bir musluğu tamir edecek tornavida için evin altını üstüne getirirken söz konusu işi olduğunda akan sular duruyor. Kendini o kadar geliştirdi ki çevresel faktörlerden o kadar da etkilenmiyor artık. Ameliyathaneye girdiği anda dışardaki olaylar dışarda kalıyor, sadece hastaya odaklanabiliyor. Üstelik hata yapmasını dört gözle bekleyen Kıvılcım’a rağmen. Sahi o Kıvılcım ne sinsi, ne sahte bir konuşma yaptı öyle. Dost gibi görünüp onu manipüle etmeye çalıştı ama unuttuğu bir şey vardı. Ali hedefe kilitlendiği zaman, o cerrah giysilerini giydiği zaman onun için önemli olan tek şey hastanın kurtulması, kimin onun hakkında ne düşündüğü değil. Bu aslında büyük bir lüks. Çoğumuz günlük hayatta bunu başaramazken duygusal iniş çıkışlarımız tüm performansımızı etkilerken Ali tüm bunlardan muaf. Bu da doğal olarak yaptığı her işe başarı olarak yansıyor.

Ali iyi ki de etkilenmiyor bu dış etmenlerden ve her ortama ait olmanın bir yolunu bulabiliyor. Yoksa evde ve okulda istenmeyen bir çocuk olmasına rağmen bunca şeyi başarması nasıl mümkün olabilirdi? Okulda istenmeyişi benim için hiç sürpriz olmadı. İzlerken küçücük Ali’yi hiçbir yere sığdıramayan o koca koca insanların boyları devrilsin istedim gerçekten. Bir çamaşır makinesi izleme vaadiyle dolaptan çıkabilecek Ali’ye ulaşamayan o eğitimcileri, saçını okşayıp bağrına basmayı beceremeyen o anne – babasını, görünüşüne bakıp sakat doktor diyen hasta yakınlarını nerelere havale etsem acaba? Ali Vefa’nın mucizesi, otizmli bir doktor oluşu değil bence, tüm bu insanlara, bu yok sayılışa rağmen hâlâ güne gülümseyerek uyanabilmesi, onu iyi etmek için parmağını bile kıpırdatmamış insanlara takılmadan insanları iyi etmek için var gücüyle çalışıyor olması.

İnsanları iyi etmeyi o kadar istiyor ki Ali, Adil Hoca’nın insan ilişkilerini geliştirmesi gerektiğini söylemesi üzerine hiç düşünmeden harekete geçti. Bu çabasını da ekran başında kâh gülerek kâh ağlayarak izledim. Bu konuda ilk yaptığı tüm dişlerini göstererek gülümsemeye çalışmak oldu Ali’nin, en çok güldüğüm sahnesi de buydu. Ama sonra hedefe kilitlendiğinde, çatı katında hiç tanımadığı bir adama otizmli oluşunu, babasının onu sevmediğini anlatıverdi Ali. Kendini geliştirmek diye buna derim ben. Yılmadan çaba gösterdi, başarılı olup olmadığını kendince ölçtü ve başardığında sevindi. Hastalarının duygularını anlamaya çalıştı, anladı demiyorum çünkü onun için mantıklı ve doğru olan bizler için öyle olmayabilir. Karısı tarafından terk edilen adamın yaşamak istememesi, ameliyatı reddetmesi Ali için saçma ve mantıksız çünkü küçücük bir olasılık varsa ona inanmalı ve yola devam etmeli. Ali hayattaki tüm olaylar için büyük bir iyimserlikle sürekli olasılık hesabı yapıyor. Çoğumuzun düşük bulup yüzüne bakmayacağı olasılıklar Ali için mümkün olabilir, demek. İmkânsıza değil, düşük ihtimallere inanıyor, şans veriyor. Ali için olasılık sıfır değilse her şey “olabilir”. Asla pes etmediği için de kimilerine imkânsız gelenin peşine düşüp oldurana kadar uğraşabiliyor. Bunu başardığı anlar oldu ama başaramadığı bir an da geldi ve biz o anda Ali’nin aslında hayatın içindeki imkânsızlıklara, kötü olasılıkların gerçekleşmesine pek de hazırlıklı olmadığını gördük. Yaşlı adamın ölümünü kabullenemedi Ali çünkü o herkesi kurtaracağına inandığı için doktor olmuştu. Ondan beklenen her şeyi yapmıştı, hasta ile konuşmuş, ameliyata ikna etmişti. Ancak Adil Hoca’nın da dediği gibi iyi olmak, iyileşmek sadece kişi kendisi isterse mümkün olan şeyler. Bunu kabullenmek çok zor oldu onun için ama yine de bir noktada başardığını düşünüyorum. Nitekim anne ve bebeği kurtardıkları ameliyattan sonra gözleri gururla parlıyordu.

Bu ameliyattan sonra Ferman Hoca’nın takdirini kazanan Ali’yi bağrıma basasım geldi. Gözlerindeki mutluluk ve ışık beni benden aldı. “Başardın oğlum” diye uzun uzun sarılmak istedim. Ferman ve Ali’nin ilişkisi artık farklı bir boyuta taşındı kanımca. Ferman, Ali’yi asistanı olarak benimsedi, ayaklarının üzerinde durması için ona fırsatlar yaratıyor. Bunu Ali otizmli olduğu için yapmıyor o da artık ekibin bir parçası olduğu için yapıyor. Ali de diğer asistanlar gibi vizitlerde söz alıp ameliyatlara katılıyor, çözüm önerilerini sunuyor ve Ferman onu dikkate alıyor. Ali de Ferman’ı benimsemeye başladı. Hatta dikkatimi çekti, omzuna dokunan eline hiç tepki vermedi. Adil Hoca ve Nazlı’nın en küçük temasını bile tolere edemeyen Ali, Ferman’a izin verdi ve üstelik bundan hoşnut oldu. Ali’nin Ferman’a güvenmeye başladığına işaret bence bu.

Ferman’ın, Ali’nin kendi ayakları üstünde durması için uğraşmasını alkışlarken Adil Hoca ve Nazlı’nın Ali’nin her adımını kontrol etme çabalarını biraz yadırgıyorum açıkçası. Final sahnesindeki Ali’nin yanında olup yanlış anladın çocuk diye teselli etmek isterdim. Ali, Nazlı’ya çok kırıldı. Hatta belki de geçmişinde onu istemeyen onca insana toplamda bu kadar kırılmamış olabilir çünkü Ali, belki de hayatında ilk kez, bir yerlerde istendiğini hissetti. Sadece Ali olduğu için, sadece iş arkadaşı hatta komşu olduğu için birinin evine misafir oldu. Maalesef bunun kendiliğinden değil de onun iyiliği için onu kollamak isteyen birilerinin çabası sayesinde gerçekleştiğini öğrendiğinde kırgınlık kaçınılmaz oldu. Adil Hoca ve Nazlı’nın bu fazla korumacı tavırlarına hak vermekle birlikte ilerleyen zamanda Ali için zararlı olabileceğini düşünüyorum. Adil Hoca haklı olarak küçük şehir ve büyük şehir arasındaki yaşam farkını bildiği için onu korumaya çalışıyor. Önce Ali’nin kendi evinde kalmasını istedi. Bu gerçekleşmeyince Nazlı’ya ona göz kulak olma görevini verdi. Bazen bize iyilik gibi görünen hareketler farkında olmadan sevdiklerimizi incitiyor olabilir. Kısa sürede bunun farkına varıp Ali’nin gönlünü almayı başarmalarını umuyorum.

Bir gönül almayı da Beliz’den bekliyorum. Çocuk sahibi olma konusunda çok istekli olan Ferman’ın gönlünü kırdı çünkü. Beliz, Ferman’la aynı hisleri paylaşmıyor bu konuda. Henüz bilmediğimiz bir sebepten bu konuda çekingen, görüş bildirmek istemiyor Beliz. Bu durum, bir noktada, Ferman açısından ilişkilerinde bir soruna sebep olacağa benziyor. Çünkü Ferman’ın bir şekilde çocuklara karşı zaafı var. Baba olmak istemesi bir yana, konu çocuk hasta olunca serinkanlılığını yitirip duygularıyla hareket edebiliyor Ferman. Adil Hoca durumu biraz sezdi. Bunun nedenlerini hikâye açıldıkça öğreneceğimizi sanıyorum, sabırsızlıkla bekliyorum.

 Keyifle izlediğim projenin her aşamasında emeği bulunan, yazan, yöneten, oynayan ve çeken herkesin emeğine sağlık. Haftaya görüşmek üzere.

Benzer Yazılar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

2 Comments