YAZAR: Şehriban Simay DEMİR

Bir dizide sanırım beni kendine çeken ilk şey izleyiciye ne vadettiğidir. Çatı Katı Aşk,Yeşilçam tadında aile ve aşk dizisi diye sunulduğunda ilgi alanıma girmişti bile. Birbirlerine değer veren, temellerini sevgi ve saygı üzerine kurmuş bir aile… Açıkçası özlemişim sıcak, oyunsuz, çıkarsız saf sevgiyle birbirini seven insanları izlemeyi.

Yılmazlar, bir kale gibiler. Birbirini koruyup kollayan, her daim birbirine destek olan, sadece kan bağıyla değil can bağıyla bağlı aile bireyleri…Baba Celal, kendisini ailesine, çocuklarına adamış bir baba. Daha ilk bölümden sevdim onu. Kalbini kırmaya dayanamadığı karısının gönlünü alacak kadar ince ruhlu bir eş o. Kızına, onu terk edip giden anne babasına bile saygı göstermesi gerektiğini öğütleyecek kadar düşünceli bir adam.  En az onun kadar düşünceli karısı Perihan; içten, nazlı ve Celal’in dilinden en iyi anlayan kişi. Yılmazların orta yol bulucusu, oluşabilecek bir tartışmayı yahut gerginliği yumuşatmak da anlaşılan, çoğu zaman ona kalıyor. Bu arada unutmadan söyleyeyim: Karı kocanın; “Sinop mantısı mı, Kayseri mantısı mı has mantı” atışması, bana Neşeli Günler’deki “Turşu limonla mı yapılır, sirkeyle mi?” ölümsüz diyaloglarını ve o nefis  Adile Naşit ile Münir Özkul sahnelerini anımsattı. O tatlı atışmalarını da tebessümle izledim.

Onların tatlı didişmelerinin yanı sıra bir de evin büyük annesi Saadet Hanım var. O, bana biraz temkinli göründü. Önceki kiracı Sami onları aldatıp dolandırıldığı için olsa gerek Ateş ve Yasemin’e güvenmedi. Eh,onların birbirini tutmayan ifadeleri, telaşlı hâlleri de şüphe uyandırıcıydı doğrusu.

Evin büyükannesi Saadet Hanım, biraz şüpheci hâliyle Ateş ve Yasemin’i en çok zorlayacak kişi gibi duruyor şu an; Ateş’i hiç gözü tutmadı, Yasemin’e de inanmayan gözlerle bakması onları daha çok sıkıştıracak gibime geliyor. Anladığım kadarıyla pek de bir işte dikiş tutturamayan damat Şuayip ve onun çok sevgili karısı Süheyla, ailenin eğlence damarı. Tabi bir de evin biricik oğlu Demir ve öz evlatlarından ayırmadıkları üvey kızları Ayşen var.

“Dizide üvey bir kız var dediklerinde acaba hangisi ona kötü davranacak diye düşünmeden edemedim.” yorumu takılmıştı sosyal medyada gözüme. Ben de benzer hislerle baktım ekrana ama korktuğuma uğramadım. İlk bölümden kuşkuya hiç yer bırakmayacak biçimde anladık ki Yılmazlar Ayşen’e kan bağıyla değil can bağıyla bağlı. Onu büyüten Yılmazları aile bilip hayatını onlara adayan Ayşen, mahallelinin de aynı zamanda göz bebeği desek yanlış olmaz herhalde. Şimdilik Ayşen’in gerçek anne babası hakkında pek bir bilgiye sahip olamasak da bu bilginin bize sadece aralarındaki bağlara değinmek veya sadece aile sevgisini göstermek için verildiğini düşünmüyorum. İleride Yılmazlarla gerçek ailesi nasıl bir çatışmayla karşımıza çıkar bilmesem de bunun tüm hayatlarını etkileyeceği aşikâr.

Ayşen, kusursuz bir aileye sahipken Ateş onun tam tersi, ailesiz.Görünürde güçlü ve zengin. Deyim yerindeyse ağzında altın kaşıkla doğmuş, büyümüş. Belki parası olmuş ama hiç baba sevgisi tatmamış. Kalabalıklar içinde yapayalnız aslında. Anne özlemiyle ve baba sevgisine hasret büyümüş yaralı bir çocuk o, bence. Belki de bu yüzdendir sürekli güler yüzlü oluşu, sürekli karşısındaki onu sevsin diye tatlı dille kendini ifade etmeye çabalaması. Ayşen’i neredeyse tacize varan bir ısrarla takip ettiğini gördüğümde önce bu geldi aklıma. Yine de gerçek bir ilgi mi Ateş’inki yoksa istediğini elde etmeye alışmış bir erkek çocuk şımarıklığı mı anlayamadım. Aslında sevgisiz büyüyen çocuklar eksik büyürler. En ufak bir sarsıntıda yıkılıverirler. Ateş’in her şeyle dalga geçmesi, hiçbir şeyi umursamıyormuş gibi davranması bence sadece etrafına ördüğü bir duvar. Sırf kimse onu sarsmasın, içindeki o yaralı, sevgiye muhtaç çocuğu görmesin diye var o duvar. Ama Ayşen “ …bu bizim hayatımız” la biten karşı saldırısında sanki bu duvara görünmez bir gedik açtı. Ben Ateş’in sadece umursamaz yahut sorumsuz olduğunu düşünmek istemiyorum. Babasına kendisini anlatırken ağlayan duygusal bir karakterden ya da sokak kedisine açtır diye gece gece süt verecek kadar düşünceli görünen bir adamdan, beklemem bu sorumsuzluğu ve duyarsızlığı. Yanılmamayı diliyorum.

Ateş’in baba sevgisinden yoksun oluşu onun babasına karşı asileşmesine sebep olmuş. Asaf Bey’e göre o “İnsanın yüreğine indirebilecek bir evlat.” Babası onu anlamak yerine yaptıklarını şımarıklık olarak nitelendiriyor. Halbuki yaptıklarıyla sadece ondan sevgi dileniyor, Ateş ama Asaf Bey bunun farkında bile değil. Ateş bilincinde mi şu an emin değilim ama babasının söylediği o şımarıklıklar, doktorluğu bırakıp rallilerde yarışması aslında hepsi “Beni gör!” çırpınışları. Evet, ralli onun tutkusu ama bana kalırsa babasından görmediği alakayı bu yolla gidermeye çalışıyor. İçinde oluşan o koca boşluğu, rallide elde ettiği takdir ve tatminle, kendini sevdirerek kapatmaya çabalıyor. Tıbbı bitirip doktor olmak istememesinin tek sebebi de Asaf Bey’e olan öfkesi gibi duruyor şu an. Çünkü ona “Yok öyle hiçbir şey yapmadan doktor babası olmak, sevgi vermeden  saygı görmek.” dedi. Ateş’in babasıyla ilişkisi ne kadar gerginse Yasemin’le de o kadar rahattı. Yasemin’le evi kiralama çabalama sahnelerini ve bunu başardıktan sonraki atışmalarını gerçekten eğlenerek izledim. Evde kırk yıllık evliymiş gibi çorap kavgası yaptıklarında kahkahalarıma hakim olamadığımı itiraf etmeliyim.

Yasemin ailesine bir söz verdi ve okulunu bitirmek için İstanbul’da kaldı. Ev arkadaşlarının onu ezmesine izin vermeyip “Ben ezik değilim sadece param yok” deyip başı dik o evden çıktığında içimden helal olsun dedim. Onun azmine, ev  arkadaşlarının yaptıklarına rağmen pes etmeyip devam etmesine bayıldım doğrusu. O babasına verdiği sözden dolayı hiç tanımadığı biriyle sahte evlilik planlayıp aynı evde kalmayı kabul etti. Ne olursa olsun bence büyük cesaret. Düşünüyorum da ben yapabilir miydim emin değilim. Ekranlarda cesur, dobra ve sempatik kadın karakter izlemeye bayılırım. İşte Yasemin tam da böyle bir karakter bence. Önce hastanede sonra mantıcıda karşılaştığı Demir’e de lafını hiç esirgemedi. Demir’le aralarındaki tatlı sert atışmalarını severek izlerken aynı evde yaşayacak olmalarının getireceği ihtimaller zinciri de gözlerimin önünden geçti. Demir tam bir “ örnek evlat”. Ailesini ayakta tutmak için savaşırken onlara dayanak da olan bir yapısı var. Tez canlı ve biraz fevri olmasına rağmen azar işitme pahasına tanımadığı bir insana yardım ettiğinde iyiliksever yönü de çıkıverdi ortaya. Yasemin artık okulunu ailesine yük olmadan bitirmek, Demir ise mantıcıyı çekip çevirmek zorunda ve ikisinin beraber yaşadıkları ev dışında bir ortak noktaları daha var: mutfak! Buharı tüten mantı tencereleri onları bu yolda da birleştirirse hiç şaşırmam.

Yılmazlar sevgi dolu bir aileyken yaşadıkları mahallenin de onlardan aşağı kalır yanı yoktu. Sanki farklı evlerde yaşayan koca bir aile, o mahalle. Emin dayının söylediklerine göre mahalleden birinin başı sıkıştığında  sadece yardım olsun diye, karşılıksız tüm mahalle birleşiyor ve yardım ediyormuş, manavından berberine, bakkalından emlakçısına kadar… Sıcacık, sevgi dolu bu mahalleye şimdi belki de sevginin bile ne demek olduğunu bilmeyen, aile özlemiyle büyümüş bir yabancı ve yanında ailesi için her şeyi yapabilecek bir ortak geldi. Kader mi tesadüf mu bilinmez ama hayat hepsini tek çatı altında topladı. Şimdi neler olur, Efsun ve Gülriz’den dolayı oyunları açığa mi çıkar bunu ancak izleyip görebileceğiz .

Haftaya görüşmek üzere…

 

Benzer Yazılar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

2 Comments

  1. Selin 13/07/2020

    Merhaba,ben çok uzun zamandır siteyi takip ediyorum.Yeni bir Furkan Andıç dizisi görünce kesinlikle Şeyma hanım yazar diye bekliyordm. Ancak bu yazıyı görünce büyük bir şok ve üzüntü yaşadım.Simay hnm da güzel yazmış ancak Şeyma hanım onun ruhunu anlardı.Simay hanımın emeğine sağlık, ancak geçen sene her yerde sendeki ruh burada yoktu. Üzgünüm. İyi çalışmalar diliyorum.