YAZAR: Şehriban Simay DEMİR

Yaşamın bizi değiştirdiğini söyleriz genellikle. Tecrübeler edinir, yaptığımız hatalardan dersler alırız. Hayatımızın geri kalanını ona göre şekillendirir, rotamızı ona göre belirleriz. Fakat tüm bunlar yavaş yavaş mantıklı bir çerçevede gelişir. Gerçek hayatta bir travma yaşamadıysak yahut çok büyük bir olay döngüsüne girmediysek bir anda olmaz bu değişim. Bir anda bambaşka biri olmaz, karakteristik özelliklerimizi kaybetmeyiz. Bizi biz yapan, tanımlayan özelliklerimizi yitirmeyiz, evriliriz sadece. Kurgu evren de karakterlerini böyle işler, daha doğrusu böyle işlemesini bekleriz. Ortada bir sebep sonuç ilişkisi yokken karakterler bir anda kendileri olmaktan çıkıp bambaşka davranışlar sergilemez. Eğer sergilerlerse durup bir düşünürüz; neler oluyor diye. Çünkü karakter savrulursa öykü de inandırıcılığını kaybeder. Tıpkı bu hafta Ayşen’de olduğu gibi.

Hikâyeyi yazan kalemler değiştiğinde, yeni gelenlerin kendi dokunuşlarını yapmak istemesi gayet doğaldır. Yeni olaylara alan açabilir, karakterlerle oynayabilirler amma orada bir kırmızı çizgi vardır, karakterlerin özüne dokunmamak! Maalesef Ayşen bu hafta “tanıyamadım” diyebileceğim kadar değişmişti. Tavırları, davranışları yaptıklarıyla önceden izlediğim Ayşen’den çok farklı biri vardı karşımda. Biz Ayşen’i nasıl bildik? Net, maceradan uzak, sorumluluk sahibi ve en önemlisi ailesine, aile bağlarına değer veren biri olarak. Önceliği ailesi olan Ayşen; mesleğine aşkla bağlı, eğitimli, başarılı, ayakları üzerinde duran mantıklı bir kadın figürüydü. Onun Ateş’e karşı duruşunu destekledik, hak verdik. Ateş gibi  güvenilmez, sorumsuz bir karakter değişmediği takdirde Ayşen’in onunla işi olamazdı.Peki, o bu bölüm ne yaptı? Mantığını devre dışı bıraktı.Babasının istemediğini bile bile sırf Ateş’e inat, önce görücüyü kabul etti, sonra da evlenmeyi. Abisi Demir’in, ablası Süheyla’nın söylediklerini de yok saydı. Yani ailesi için yaşayan Ayşen bir anda tüm bağları önemsiz bir ayrıntıymış gibi kenara attı hem de anne babasını hayal kırıklığına uğratmak pahasına! Ama bence asıl hayati soru şu: Ne oldu da bizim kız daha düne kadar sadece etkilendiği ama asla ilgisini bile belli etmediği Ateş’e bir anda deli divane âşık olup “İçimde fırtınalar kopuyor, yüreğim nasıl sızlıyor bilmiyorlar.” diyecek noktaya geliverdi?  Daha önce Ateş; Ayşen’in ona âşık olmasını istiyorsa onun için mücadele etmeli, sorumluluk almalı ve samimiyetine Ayşen’i inandırmalı demiştik. Böyle bir şey oldu mu? Hayır! Hadi diyelim ki Ateş bin kere gerçek durumu anlatmasına rağmen o anlamadan dinlemeden Yasemin’le ikisinin sevgili olduğuna hükmetti ve onu kıskandı. Dört bölüm boyunca o kıskançlığın altını dolduracak bir şey gördük mü? Yine hayır! Ateş’in “ Görücü mü geliyor göstermem!” tavrına çok sinirlendi, “pasaklı, tembel” söylemleri onu çileden çıkarttı desek eski Ayşen bir inat uğruna kendi hayatını kökten etkileyecek – çok pardon ama – salakça bir karar alıp evliliğe evet der miydi? Elbette ki demezdi. Eee, bu kız niye böyle oldu o zaman derseniz tek cevabım karakter dönüşümüyle gelen kapris ve şımarıklık olur. Bu hafta daha önce hiç görmediğimiz şımarık, bencil, dengesiz bir Ayşen izledik. Bunu da zaten bölümün en ayağı yere basan repliğiyle Yasemin vurguladı.Evet dert ve sıkıntı çeken sadece Ayşen’in ailesi değil. Ama Ayşen empati kurmaktan çok uzak, artı çoğu zaman duygu yoksunu. Bu “Bazen insanlar sevgilerini kolay gösteremezler, hayatla mücadele yöntemim bu benim.” bahanesiyle geçiştirilecek bir şey de değil. Başlarının üzerinde bir çatı olsun diye uğraşan Ateş’le Yasemin itilip kakılmaktan helak oldular. Sabah kazandıkları evi akşam kaybedip sonra tekrar kazanıyorlar, bitmeyen bir maraton gibi.  Ve buna bizzat Ayşen’in ailesi sebep oluyor. Gerçekten de asıl dert, iki ortağın mahalleye gelişleri değil Ayşen’in içine attıkları ki artık kendisiyle yüzleşmesinin vakti geldi de geçiyor bile kanımca.

Ayşen karakteri ne yazık ki değişti, savruldu. Biz bunu gördük. Onun aksine Ateş’te olması gereken değişimin “d” sini bile göremiyoruz hâlâ. Ateş Avcı’da bir tık ilerleme yok. Babasına rest çeken, onun parasıyla değil kendi kazandığıyla geçinmek isteyen insan, bir an önce yaşamını düzene sokmak için harekete geçer. Lakin Ateş hâlâ yerinde sayıyor. Ne iş bulabilmiş ne de onun önüne yığınla taş koyan babasını durdurmak için tek hamle yapabilmiş değil. Lafta o kendi ayakları üstünde durmak istiyor bunun için çabalıyor ama sonuç: elde var sıfır. Yani laf var, icraat yok. Demir’in de dediği gibi tam bir dilli düdük hepsi bu. Peki ama Ateş neden böyle? Cevabı basit aslında. Ateş; Yasemin’in de Ayşen’in de dediği gibi sorumsuz biri. Sorumluluk almak ne demektir bilmiyor, hiç almamış ki!  Kader ortağını bile Ayşen’in tek cümlesiyle silmekten çekinmeyen bir yapısı var. Uğraşlarını unuttu, nasıl mücadele ettiklerini düşünmedi bile. “Buradan git dersen giderim!”dedi. Bu kadar basit mi kendisine o kadar güvenen ortağını bir çırpıda silivermek? Sorumsuzluğuna bencilliğini de ekleyin, Ateş bu! Yaşamı boyunca baba parası yiyerek halasının şımartmalarıyla büyümüş. Babası ondan ne istediyse tersini yaparak ona karşı içinde birikenleri dışarı yansıtmış hep. Artık sorumluluk almayı öğrenmek, bencilliği bırakmak zorunda. Özgür, babasından bağımsız bir hayat mı sürmek istiyor; uğraşacak, iş bulacak, yani savaş verecek bunun için. Ayşen’in  kalbini mı kazanmak istiyor; kusura bakmasın da zırt pırt kızın odasına dalıp gözlerine bakmakla olmaz o iş! Mücadele etmek zorunda. Fakat biz her iki konuda da değil yol katetmek adım attığını bile göremiyoruz.Umudum tükenmek üzere.

Ayşen’le Ateş konusu pek yolunda gitmese de Demir’le Yasemin neyse ki çölde vaha gibiler. Onların mevzusu tamamen rayına oturdu. Demir de Yasemin de duygularının farkında. Demir haklı olarak duyduklarından sonra onları sevgili sandı bu yüzden hâlâ bir adım atmıyor. Yasemin’se yeni yeni öğrendiği hislerini kabul etmiş gibi duruyor. Yanlış anlaşılmayı düzeltmek için yana yakıla Demir’i aramasından ona değer vermeye başladığını da görebiliyoruz. Gerçi Demir, o anın sıcaklığıyla “ Karı kocasınız, neyi yanlış anlayacağım?” diyerek lafı sağlam yapıştırdı, Yasemin de karşılığında onu kek kalıbına koyup fırınladı ama bu atışmaların sebebi hepimizin malumu:)) Demir bir süre daha “bayan” a takılıp sinir etmeye devam edecek, Yasemin’se bu “hırtlığa” bir müddet daha tahammül etmek zorunda kalacak gibi görünüyor.

Yasemin ve Demir, Nilay Deniz ile Yiğit Kirazcı’nın ellerinde harika bir seyirliğe dönüşüyorlar. Ben onları izlemeye gerçekten doyamıyorum. Ayrıca Yasemin’in gittikçe açılan ve derinleşmeye çok müsait karakterini Nilay Deniz çok güzel yoğuruyor. Onun dobra, esprili, sempatik ve sarkastik yönlerini tam dozunda verdiği için komedisi de aynı şekilde temiz ve sağlam çıkıyor. Bu bölüm Sevda’nın “Erkeğin dediği olur; en iyi o bilir, ben bilmem” sözlerine karşı tavrı da tepkisi de gayet yerinde ve güzeldi. “Erkeklerin bir ne yediğimize karışmadığı kalmıştı.” lafıyla taşı tam da gediğine oturttu. Bu arada Yasemin’in “Doktora gitmeyi düşündün?” mü tavsiyesine Sevda’nın uymasını dilerim. Zira insanın kafasını yaran taşı, hatıra diye saklaması pek de akıllıca bir davranış değil. Belki fırsattan istifade psikiyatr, seviyoruz diye kimsenin her dediğini yapmak zorunda değiliz, hele erkeklerin istediği gibi yaşamak zorunda hiç değiliz tarzı birkaç cümle sıkıştırır araya da içimiz soğur!

Dizi hakkında gözlemlediğim birkaç şeyi de daha belirtmedenn yazımı bitirmek istemiyorum. Biliyoruz ki Çatı Katı Aşk bir aile dizisi. Yılmaz ailesinin yaşadıklarını ve ortakların çatı katına taşınmalarının ardından gelişen olayları anlatıyor. Ancak bir sorun var; dizi hâlâ merkezinde ne olması gerektiğine karar verebilmiş değil. Ayşen ve Ateş arasında oluşması gereken aşk mı, yoksa Yasemin’le Ateş’in söylediği yalan üzerinden mi ilerleyecek hikâye? Öncelikle buna karar verip ona göre odak belirlenmesi gerekiyor diye düşünüyorum.Eğer dizinin bel kemiği Ateş’le Ayşen’se tez elden bizim Ayşen’in ona niye âşık olduğuna ikna olmamız, Ateş’i de eylem içinde görmemiz gerekiyor. Çünkü bu haliyle dizi felçli ve yürüyemiyor. Diğer yandan çözülmesi gereken onca sorun varken bir de evlilik konusunun ortaya çıkmasını gereksiz buldum.

Peki, hiç mi olumlu bir şey yoktu dediğinizi duyar gibiyim. Tabi ki vardı; Şuayip’in daha geri planda olması yerinde bir karar olmuş. Zaten dört kafadarın birlikte göründükleri sahneler o damarı fazla fazla karşılıyor. Ayrıca Süheyla’yı daha sıcak, daha ilgili ve koruyucu bir abla olarak görmek çok hoşuma gitti, ilk defa onda abla sıcaklığını hissettim. Önce kapı önünde kardeşlerini babasına karşı savunması, daha sonra  babaanneye tavır koyması ve mutfakta Ayşen’le konuşması içimi ısıttı doğrusu. Umarım  ileride Yasemin’le Demir’in ilişkisi ortaya çıktığında hiç kimse bu ilişkiyi kabul edip onaylamasa bile Süheyla onaylar. Gözlerindeki aşkı gördüğünde destekçileri olur, tıpkı âşık olmadan evlenmesini istemediği kız kardeşine yaptığı gibi. 

Çatı katı sakinleri daha çok yorulacak gibi duruyor. Zira Asaf Avcı’nın da kayınvalide Saadet’in de durmaya hiç niyetleri yok. Asaf, Ateş’in zaafını bulmaya, oradan onu avuçlarına almaya kararlı. Onu en yakınından yani karısından vurmayı denedi fakat işe yaramadı çünkü Ateş’in zaafı Yasemin değil; Ayşen. Asaf Avcı bunu öğrendiğinde Ateş’i ve Yılmaz ailesini Ayşen’in geçmişiyle  sınamaya kalkarsa hiç şaşırmam. Neler olacağını zaman gösterecek…

Haftaya görüşmek üzere…

 

Benzer Yazılar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.