YAZAR:Şeyma BULUT

Bir hafta ara vermiştik Sen Çal Kapımı’ya. Kısa ara öncesi Selin, elindeki sözleşmeyi Eda ve Serkan’ın yüzüne sallarken acaba oyun ortaya çıkacak mı, çıkmayacak mı diye beklemeye başlamıştım. Bu anlaşmalı ilişkinin ortaya çıkmasının çok erken olduğunu ve çıkmaması gerektiğini düşünüyordum. Nitekim öyle de oldu. Ancak yine de aklımda birtakım sorular vardı. Eda ve Serkan’ın, sözleşmeyi birbirlerine karşı kalkan olarak kullanmaktan vazgeçmeleri gerekiyordu bence, aksi hâlde öykünün tıkanacağını düşünmeye başlamıştım ki ikisi arasındaki ilişki tam da beklediğim kıvama geldi. Birbirlerine adım atmaları ve bazı kuralları devre dışı bırakmaları gerekiyordu. İlk adım Eda’dan, ikincisi de Serkan’dan geldi. Şimdi sırada son bir adım kaldı: AŞK!

Sen Çal Kapımı başladığı günden bu yana birbirine taban tabana zıt bu iki karakteri ve özelliklerini konuşuyorum. Serkan’ın sert, kuralcı ve yalnız bir adam olması, Eda’nınsa tam aksine anlık yaşayan, plana programa gelemeyen yapısı bir araya gelmelerinin önündeki en büyük engel olarak çıkıyordu karşıma. Bu maninin ortadan kalkması için de ikisinden birinin değişmeye başlaması şart. Ben bu değişimi net olarak Serkan’da görüyorum.

Serkan; siyah – beyaz bir dünyada tek düze yaşayan bir adam. İşin acısı onun hayatındaki kimse de onun renkleri görmesini sağlayamamış. Ne ailesi ne arkadaşları ne de bir zamanlar ilişki yaşadığı Selin. Ben renklerin mutlulukla bir ilişkisi olduğuna yürekten inanırım. Rengârenk çiçeklerle dolu bir bahçede olduğunuzu düşünün. Hayalini kurarken bile yüzünüzde oluşacak tebessüme engel olamazsınız. Serkan buna sahip olmadığı için de anlık mutlulukları hiç yaşamıyor. Onunla ilk tanıştığımızda neredeyse gülmüyordu bile. Bahsettiğim zafer ya da alaycı bir gülüş değil yalnız. İçten, sıcacık bir mutluluk kıpırtısı. Bu hafta ise o gülümsemeye birçok defa şahit oldum. Yavaş yavaş anlık mutlulukların tadını almaya başladı bence zira artık hayatında ona o renkleri gösteren bir kadın var: Eda!

Serkan donuk, şaşkın ve ne yapacağını bilmez hâlde bir süredir. Bir şeyler söylüyor ama o sözcüklere ne kendisi inanıyor ne de ben inanıyorum. Sadece geride durmak için ağzından anlamsız kelimeler çıkıyor çünkü o dilini hiç anlamadığı bir ülkeye giriş yaptı ve nasıl iletişim kuracağını bilmiyor, öğrenmesi lazım. Bunun için de doğru şekilde iletişim kurmalı ama bu söylendiği kadar da kolay değil. Pek konuşkan bir yapısı yok çünkü buna ihtiyacı da yok amaaa Eda öyle mi? Pıtır pıtır konuşan, bazen inadıyla bezen de şirinliğiyle karşısındakini istediği her şeyi yapmaya ikna eden cıvıl cıvıl bir kız o ve de Serkan’a büyülü elleriyle dokunup hayatını güzelleştiriyor. Serkan, Eda’ya “mavi” dedi. Doğanın en güçlü, sarmalayıcı rengidir mavi. Kişiler arasındaki iletişimi, idealizmi ve adanmışlığı temsil ederken asıl alanı güvendir. Güvenle birlikte sadakati ve iç huzuru getirir bu renk insana. Serkan gibi kimseye güvenmeyen, tek başına yaşayan ve neredeyse gerekmedikçe konuşmayan bir adamın hayatına giren mavilikle değişim kaçınılmazdı.

Serkan Bolat, kurduğu tek kişilik dünyasına Selin dahil kimseyi sokmamıştı bugüne kadar. Ancak Eda onun yine en gizli duraklarını görebildi. Önce Apollon Tapınağı ardından Kurşunlu Şelalesi. Her iki yer de Serkan’ın yalnızlığında ziyaret ettiği mekânlar ancak artık bu değişti. Eda onun en özel anlarında onun yanında ve Serkan buna bile isteye izin veriyor.

Bu mekânlardan en ilginci de Apollon’un mabedi olan tapınak. Bu tapınakta şöyle bir yazı vardır: “ Nosce Te İpsum.” Yunan mitolojisinde Tanrılar bu tapınağı kendini tanımak, ölümlülerden farklı olmadıklarını anlamak için arınma yeri olarak görmüşlerdir. Ne kadar güçlü de olsalar evrenin içinde küçük ve aciz olduklarını kabul ederler. Serkan’ın egosunu, güç takıntısını haftalardır yazıyorum. Ancak denge çok önemlidir. Her şeyin bir dozu ve dengesi olmalı. Serkan da kendi dengesi için tüm ayrıcalıklarının, gücünün devre dışı kalacağı bir mekânda arınmaya gelmiş gibiydi. Serkan orada çıplak kalıyor. Zenginliği, başarıları, gücü her şeyini kapının eşiğinde bırakıp giriyor içeriye. Bu sebeple kimseyle paylaşmıyordu gizli yerlerini. Bildiğimiz gibi duvarlarının ardındaki adamı saklama hususunda takıntılı biri o. Öncesinde istemeden Eda’ya kendini açan Serkan artık bile isteye açıyor o kapıları. Üstelik o anda kendisiyle ilgili çok özel bir anıyı paylaştı Eda’yla. Köpeği Sirius’u nasıl sahiplendiğini ve onun hayatındaki önemini anlattı. Yüzyıllarca insanlara şifa olan bir tapınakta bir başka canlıya merhem olmasını anlatınca Eda da Melo ile olan ilişkisinden bahsetmeye başladı. Birbirlerine sözleşmenin ağırlığı olmadan, rol yapmak zorunda kalmadan kalplerini açıverdiler. O büyülü an bize çok şey anlatsa da verdiği çok önemli bir mesaj vardı aslında: “Sözleşme artık hükümsüzdür!”

Serkan Bolat’ın iç dünyasına girdikçe bize gösterdiği tüm özellikleri anlamını yitiriyor, benim için. Yukarıda o sığındığı tapınağın büyüsünden bahsetmiştim bir de o tapınağın sahibinden bahsetmek istiyorum: Apollon! Güneş ve ışıkla özdeş olan bir tanrıdır. En önemli özelliğiyse şifacı olarak bilinmesidir. Ya dünyaya şifa olur ya da insana. Apollon, güneş ışınlarını dünyaya gönderdiği saatte okunu kınından çıkarır ve hedefine doğru salar. O ok, tektir. Kalbinde bir dirhem kötülük barındırmayana şifa, kötülere de zehir olur. İyiyseniz yaralarınızı sarıp sizi kurtarırken kötü bir insansanız sizi zehirleyerek dünyayı sizden kurtarmış olur. Önce Sirius sonra Apollon! İki koruyucu, evrenin ve iyiliğin bekçisi. Serkan kendisini bu ikisiyle özdeşleştirmiş. Size bir sır vereyim mi? Serkan Bolat iyi bir insan. Tıpkı Sirius ve Apollon gibi koruyucu aslında. İş dünyasındaki acımasız görüntüsünün ardından öğrencilere burs veren, onlara gelecek sunan, sokakta gördüğü yaralı bir köpeğin başında günlerce bekleyip onu iyileştiren ve onun koruyucusu olan biri. Diğer yandan işin içine hainlik girdiği zaman da oldukça zehirli bir adama dönüşüveriyor. İhanet eden finans müdürüne verdiği tepki ve kendisini arkadan bıçaklayarak  alt etmek isteyen eski dostunu iflasın eşiğine getirmesi gibi. Aslında bunların hepsi, onun etrafındakilerden farklı, sığ olmayan bir insan olduğunu net bir şekilde gösteriyor.

Ancak Serkan hâlâ insanlara kendi özel alanında yer vermeye yanaşmıyor, Eda’yı bile neredeyse kapı önüne koyacak dediğinizi duyar gibiyim. İlk bölümden bu yana Serkan için çok şey söyledim ve bunu da bir noktada ailesinin geçmişine bağlamıştım hatırlarsanız. Hâlâ öyle düşünüyorum.

Ailenin başına 19 sene önce ne geldiyse bugünü de hâlâ etkiliyor. Hatta aileyi içeriden paramparça etmiş. Serkan’ın babasıyla olan savaşı, Aydan’ın agorafobisi, karı – kocanın odalarının ayrı olması ve de Alptekin’in elindeki o tek fotoğraf. Tüm bunları birleştirince aslında bir tek yere çıkıyor bu ama şimdilik bekleyeceğim zira kurduğum teoriye Kaan Karadağ’ın nasıl dahil olacağını merak ediyorum.

Kaan ile ilgili çok bir şey demek istemiyorum, daha önce defalarca söylemiştim zaten. Sadece Melo ile ilgili kısma da değinmeden geçemeyeceğim. Bir insanın amacı ne olursa olsun gencecik, hayalleri olan bir kadının dünyasıyla oynaması benim için kabul edilebilir değil. Umarım Melo bir zaman sonra gerçekleri görebilir. Ama burada Kaan’ın büyük şansından da bahsetmeden geçmek istemiyorum. Melek’e iş imkânı sağlamaya çalışarak onun hayatında çok önemli bir yere sahip olacağı kesindi fakat “kör istedi bir göz Allah verdi iki göz” durumunu yaşayacak. Melo, Bolatların yanında işe başlıyor. Yani artık Kaan’ın hem şirket içinde hem de Serkan’ın özel hayatına değecek biçimde sızabileceği bir alan açıldı. Ne diyeyim? Umarım Eda ya da Serkan bu duruma erken uyanırlar da Melekçiğin kalbi kırılmaz.

Yazımı bitirmeden önce ufacık bir ayrıntıdan bahsetmek istiyorum sizlere. Yukarıda Serkan’ın renkleri tanımaya başlamasından bahsetmiştim. Bunun en bariz örneği de tapınakta kahve içtikleri sahneydi. Serkan’ın elinde kırmızı, Eda’nın elinde mavi kupa vardı. Kırmızı, Serkan’ın siyahtan aşkla kurtulmasına mavi de hayatına dengeyi, mutluluğu ve huzurun geleceğine işaretti, bana göre. Serkan aşk sayesinde önce kırmızıyla tanışacak ardından Eda’nın maviliğinde huzuru bulacak bana kalırsa. Bakalım bu masal bizleri daha nerelere sürükleyecek? Heyecanla bekliyorum efendim.

Bu zor zamanlarda emek veren tüm ekibin yüreğine sağlık. Haftaya görüşmek üzere.

Sevgiyle, sağlıkla kalın ve mucizelere inanmaktan asla vazgeçmeyin.

Benzer Yazılar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.