YAZAR: Şeyma BULUT

Ah insanlar, ah! Hep ağızlarında bir değişim lakırdısı. Farklılık istiyorlar ya, her şey tekdüze olmasın falan,filan… Değişim şart efendim, filan diyorlar ya; peki, bu ne zamana kadar devam ediyor, biliyor musunuz? Farklılığı olan biriyle karşılaşana kadar. Hele de o insanın bir engelinin olduğunu kazara düşündüklerine eyvahlar olsun, diyorum ben. Zira ona başarılı olamayacağını, bu topluma ait olmadığını göstermek için bir çaba harcamaya başlıyorlar her zaman. Tabii ki toplumun her kesiminin tavrından bahsetmiyorum. Bu bir genelleme değil ancak mesleki tecrübelerim sayesinde ve bir asker kızı olarak şehir şehir gezdiğim için  gördüklerim hep böyle maalesef. “O yapamaz, onun buna kapasitesi yok; evinde otursun, onun ne işi var aramızda.” Hep duyduklarım bu yöndeydi. Ali’nin de tüm kavgası bu yönde değil mi zaten? İnsanlar onu olduğu gibi kabul etsin ve diğerleriyle eşit muameleye tabi tutulsun istiyor. Ali, Nazlı’ya kendini anlatırken bu durumun çok acı bir özetini yaptı: “Yaşamama izin vermediler, engel koydular.”

Ali Vefa hayatı boyunca yapmak istediği, yaşamak istediği her şey için mücadele etmek zorunda kaldı. Farklılığı hep onun önüne bir engel olarak çıkartıldı. Öncesinde cerrah olamayacağını düşünüyorlardı, şimdi de ilişki yaşamayacağını düşündüler. Ali’nin hayatındaki her bir değişim etrafındaki insanları da bir ikileme sürükledi: Yapar mı, yapamaz mı? Her defasında ispat etmesine rağmen, her eşikte yeniden aynı noktada buldu kendini. İlişki yaşamayı hayatını etkilemeden becerebilir mi, yoksa yapamaz mı? İtiraf etmek gerekirse ben de bu kadar hızlı geliştiği için yapamayacağını düşünüyordum. Yanılmış olmaktan da büyük keyif alıyorum. Ali, yine yaptı yapacağını ve hayatında hiçbir şeyin değişmediğini gösterdi. O hâlâ aynı hedefe yürüyen ve o en temeldeki isteği için çabalayan çocuk.

Ali’nin değişmediğini anlamak için biraz geçmişe gidelim o zaman: İlk bölüme. Ne demişti? “Çocuklar vaktinden önce cennete gitmesin istiyorum, bu yüzden cerrah oldum.”  Bu hafta anladık ki tek meselesi ölüm de değilmiş. O, çocuklar güzel yaşasın istiyor. Kimse onları dışlamasın, yalnız kalmasın ve normal, mutlu bir hayatları olsun istiyor. Bu yüzden de yılmadan mücadelesine devam ediyor. Bu hafta küçücük bir çocuk yeniden konuşsun diye neredeyse tüm benliğiyle savaştı. Çünkü sesi çıkmazsa olacakları çok iyi biliyordu. Kendi çocukluğunda, kendini istediği gibi ifade edemediği için hep sorunlar yaşadı. Arkadaşları onu anlamadı. Bu yüzden de dalga geçilen, hor görülen biri oldu. Bunu sadece arkadaşları da yapmadı. Ailesi, öğretmenleri de onu anlamadılar. Bu sebeple de hep sıkıntı yaşadı. Önüne çıkan vak’ada da bir çocuğun bunu yaşama ihtimali onu çok korkuttu. Bu yüzden de yapmaması söylenmesine rağmen vazgeçmedi. Çabaladı, uğraştı ve o küçücük çocuğun ses çıkarabilmesini sağladı, işin ucunda Nazlı’sıyla olan ilişkisi olmasına rağmen hem de. Böylelikle etrafındaki herkese bir şeyi de ispat etti: Söz konusu hastalarıysa Ali’yi hiçbir şey etkileyemez. Hatta hasta yakınları bile. Buradaki sorunu devam etmekle birlikte artık değişmeyeceğine eminim. Zira hasta olanın iyiliği, yakınlarının ruh sağlığından daha önemli onun için. Onun odağında insanların duymak istediklerini söylemek yok. Hayatlara dokunmak var. Bu da bir eksi değil, çoook büyük bir artı bana göre.

Ali’nin değişmemesi güzel bir şey ama aynı şeyi Nazlı için diyemiyorum ne yazık ki. Onun aynı kalması kariyerine her adımda büyük bir darbe indiriyor. Nazlı bu hafta beni şoke etti. Attığı her adım yanlıştı. Hastaneye gelen ve her hâlinden yalan söylediği belli olan bir çocuk için yaptıkları beni hayrete düşürdü. Çıkış noktası haklı. Doktorlar insanlara yardım etmek için varlar ama bunun sınırları var. Hastalara yardım etmeli ama her sözlerine de inanmamalı. Biri Nazlı’ya insanların kendileri için çok rahat yalan söyleyebileceğini anlatmalı bence. Bu kadar duygusallık iyi değil ki bu sefer yaptığı hata neredeyse hastaneye çok ağır bir bedel ödetecekti. İnsanlığına lafım olamaz, çok özel ve çok iyi biri. Ancak iyi olmak herkese koşulsuz inanmak demek değil ki. Hele de etrafında yanıldığını söyleyen bunca insan varken. Hocalarım, arkadaşım bana ne anlatmak istiyor acaba diye bir düşünmesi lazım. Bunu da yapamıyor. Ali’den farkı da burada. Ali de insanlar için çabalıyor ancak onun tek meselesi sağlık hususunda. Nazlı böyle giderse senelerce emek verdiği mesleğinden olacak. Çünkü Ali’nin yanlış yapmaması gereken gün, onun da yapmaması gerekiyordu. Tanju “Gözetim altındasınız!” dedi. Nazlı ise Ali’ye öyle odaklanmıştı ki kendisinin de aynı durumda olduğunu göremedi.

Ali ve Nazlı’nın nahif ilişkisi hakkında diyecek bir şeyim yok. İnsanın görebileceği en tatlı aşkı temsil ediyorlar şu anda. Birbirlerine olan sevgileri, aşkları, mücadeleleri takdire şayan. Fakat içinde yaşadıkları duygusallık normal hayatlarını etkilememeli. Ayrımı yapabilmeliler. Ali’nin bunu yapabildiğini gördüm. Nazlı ise şimdilik yapamıyor. Yaşadıkları normal hayatını da etkilemeye başladı. Bu sebeple de hata üstüne hata yaptı. Duygusal olmak bir kişilik özelliğidir ama bunu hayatının her noktasını etkilemesine izin verirse insan başarısız olur. Nazlı’nın bir an önce kendine gelmesi en büyük temennim zira böyle devam ederse hastaneyi uzaktan izleyecek kişi olması kaçınılmaz.

Ali ve Nazlı’nın aşk yaşadıkları haberi, Berhayat Hastanesi’nin tam ortasına bomba gibi düştü ve pek tabi ki söz konusu Ali olunca hocalar yine ikiye ayrıldı. Ferman ve Adil bir tarafta, Tanju diğer taraftaydı. İzlerken hepsi haklı, dedim ben.

Adil Hoca ve Ferman haklıydı. Zira sırf ilişki yaşıyor diye Ali’nin ayrı bir muameleye tabi tutulması, hem hastane kurallarına hem de eşitliğe aykırı. Ancak Tanju da haklı. Ali’nin hata yapmasından en fazla etkilenecek kişi kendisi. Zira bölümün başında o var. Ne alakası var dediğinizi duyar gibiyim. Askerlikten öğrendiğim bir şey. Bir birlikte işler kötü gidiyorsa kimse ere, çavuşa hesap sormaz. Komutana hesap sorar. Yani cerrahi departmanında işler içinden çıkılmaz bir hâl alırsa ilk hesap verecek kişi Tanju. Bu sebeple onun bu endişeyi taşıması çok normal. Eskisine oranla daha sertti ama ben, sanırım onu bu hafta biraz anladım.

Tanju Korman dizinin en sevdiğim karakterlerinin başında geliyor. O negatif bir şey yapsa da bir sebebi vardır diyorum. Mutlaka bu işin altından önemli bir şey çıkacak. Uzaktan baktığımda Tanju’nun bu agresifliği beni de bir ayar etmedi değil. İçimden “Adam senin problemin ne ?” deyip durdum. Sonra da bu değişimin ne zaman başladığını düşündüm. Bu da beni Kıvılcım’la olan aile konuşmasına kadar götürdü. Orada ben bir tek aile meselesini duymuşum. Halbuki çok mühim bir şey söyledi Tanju: Avrupa’ya gidersem tutuklanırım. Asıl kriz de hastaneye açılan dava sonrası çıkınca benim aklıma gelen şu: Tanju kendi kariyeri için korkuyor. Zira yurt dışında doktorluk yapamayacak hâle gelen birinin burada çalışmaya devam etmesi sıkıntılı. En azından ortaya çıkarsa sorunlara sebep olabilir. Bu sebeple de çıkabilecek her hata ihtimaline karşı çok sertleşiyor. Her yere hakim olma isteği arttı. Zira olayı bilirse önlem alabilir. Ben de bu yüzden ona hiç kızmadım ki Ali konusundaki tavrını da hatalı bulmuyorum. Ali’den hayatındaki değişimlerden etkilenmediğini ispat etmesini istedi. Sıkıntı olmadığını görünce de onu harcamadı. Çünkü Tanju’nun bu çocuğun cerrahlığıyla bir sorunu yok. Tanılarına güveniyor ve ona inanıyor. İnsanlarla iletişiminden dolayı açılacak davalardan endişe duyduğu için kendince bir önlem almak istedi diye düşünüyorum ki son sahnede “İlişki yaşıyorsun diye seni kovacak değilim.“ dedi. Şimdi kızacaksınız ama ben bir şey demek istiyorum. Tanju burada Ali’yi değil Nazlı’yı izledi bence. Çünkü Nazlı’yı kendi ekibine aldı. Direkt onu gözünün önüne çekti. Aksi durumda Ali’yi alması gerekirdi. Yani otizmli diye Ali’yi baskı altına almadı. İşini yapmasını engellemedi. Yap da göreyim, dedi sadece. Bu sırada yeniden Ferman’la karşı karşıya geldiler ama ben yaptıklarını yanlış bulmadım. İlerleyen zamanlarda da yine Ali’nin gelişimine en çok onun katkı sağlayacağına yürekten inanıyorum.

İçimde kalmasın. Bu hafta Ferman’ın her sahnesini ayrı sevdim. Doğru veya yanlış tartışmıyorum ama Ali’nin abisi olarak üstüne düşeni çok güzel yaptı. Bu hayat Ali’den çok insan alıp götürdü. Adil hoca, Nazlı elbette önemli ama Ferman başka. Ali en çok abisini sevdi bu hayatta. Ferman da o büyük boşluğu kapattı. Bu da evrenin Ali’ye borcunu ödemesi gibi geliyor bana. Haberi dahi olmadan onu koruyan çok özel bir insan var artık. Ali için daha iyi bir şey düşünemiyorum.

Mucize Doktor’da bu hafta farklılığı olan insanların da diğer herkes gibi yaşamaya hakları olduğu vurgulandı. Güzel ayrıntılarla, mesajlar serpiştirilmişti. Son zamanlarda izlediğim en etkileyici bölümlerden biriydi.

Tüm ekibin yüreğine sağlık. Yazıma Orhan Veli’nin bu güzel dizeleriyle son veriyorum. Haftaya görüşmek üzere, sevgiyle kalın ve mucizelere inanmaktan asla vazgeçmeyin.

Bilmezler yalnız yaşamayanlar,

Nasıl korku verir sessizlik insana;

İnsan nasıl konuşur kendisiyle,

Nasıl koşar aynalara, bir cana hasret

Bilmezler.

Benzer Yazılar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.