YAZAR: Şeyma BULUT

Yüzyıllardır birçok esere konu olmuştur aşk ve gurur. Bu ikilinin amansız mücadelesini işlemeye doyamamıştır dünyaca ünlü sanatçılar. Peki neden? Aşkta gurur olur mu? Olduğunda sonuçları neler olur? Buna yüzlerce cevap verebiliriz. İşin aslı bu ikisi amansız birer düşmandır. Aşk ve gurur her zaman bir mücadele hâlindedir. Ne yazık ki çoğu zaman da kazanan gurur olur. İnsanlar kendi benliklerinden ödün vermemek adına gururlarını seçerler. Çok nadir de olsa aşk kazanır. Açıkçası benim en sevdiğim hâl de budur. Gurur insanda bir üst benlik yaratır. Aşk dışındaki konularda gururu bir kenara bırakmak kişiliğe ciddi zararlar oluşturur. Sevgili Meral Okay’ın çok sevdiğim bir sözü vardır “Aşk kendinden vazgeçme hâlidir, kendi benliğini ezmeden ‘biz’ olabilme hâlidir. İnsan egosu denetlenmesi en güç olan şeydir. Bunu ancak aşk becerebilir, sadece aşk ile üstünden atlayabilirsiniz.” Bu yüzden Demir de uzun süren mücadelenin sonunda aşkı seçti. Önceleri biraz bocalasa da günün sonunda yanından kaçarak giden narin sevdiğinin ellerinden tutarak gururunu bir kenara bıraktı. Demir’den bunu bekliyor muydum? Samimi olayım, hayır. Kurallarına, tek mercekli bakış açısına o kadar bağlıydı ki ben “herhalde bir asır sonra…” derken o sonunda gururunu susturdu ve kalbini dinleyerek mutluluğu seçti.

Aşk değiştirir. Aşk öyle bir yolculuktur ki bu seyahatte insan tepeden tırnağa değişir. Bu yola çıkıp da aynı kalan, değişmeyen yoktur. Selin de Demir de değiştiler. Şimdi sorsak ikisi de reddederler belki ama onlar için de değişim kaçınılmaz oldu. Demir çok sertti. Kuralları vardı ve sarsılmaz kaidelerdi bunlar. Selin geldi ve o kırılmaz dediği tüm engelleri teker teker kaldırdı. Peki, bu söylediğim kadar basit mi oldu? Tabii ki hayır. Bu farklılaşmanın ilk adımı Selin’den geldi. Yıllarını verdiği, emek emek işlediği işinden Demir’e olan sevgisinden dolayı vazgeçiverdi. Demir, başta pek belli etmese de onu fazlasıyla etkiledi bu durum. “Senden gitmeyeceğim.” dedi, Selin. Demir gibi tüm hayatı boyunca sevdikleri tarafından terk edilen bir adama verilecek en güzel sözü verdi aslında. Bocalamasının sebebi de bu. İnsanların kolayca kendisinden vazgeçmesine o kadar alışkın ki bir kadın çıktı karşısına ve ne yapsa ondan gitmiyor. Bu kadına oldukça büyük hasar vermesine rağmen, “Senden gelen başım üstüne!” diyen biri var, ilk kez. Yine de söylenen yalanlardan dolayı ona yaklaşmak istemiyordu tabii ki haklı olarak. Güven problemi var ve Demir gibi kendisine söylenen yalanlardan dolayı hayatı değişen birinin yeniden güvenmesi oldukça zor. Selin bu engeli de farkında bile olmadan aştı aslında. Hatta Demir bile farkında değildi bu deli dolu kadının, güvenini fark ettirmeden kazandığının.

Güven kazanılan bir şeydir, öyle durduk yere bir insana sunulmaz. Demir tüm duvarlarını kaldırmışken eve gelen terapistin verdiği listeyle birden bire hayatının en büyük sırrını Selin’in ellerine bırakıverdi. Bu, Selin’e gönderilen gizli hediyelerden dolayı olmuş gibi görünse de aslında sebep bu değil. Yani sadece bu değil… Demir kaybetmekten korkuyor, Selin’i. Hayatı boyunca her incindiğinde olduğu yeri terk eden biri, bu kadar kırılmasına rağmen gitmiyorsa kendisine bahaneler arıyordur affetmek için. Vedat’ın “Başkasıyla evlenirse görürsün, affedilmemek insanı yorar; ilk uzanan ele uzanır.” demesiyle de beynine bir tren çarptı ve birden mantığı harekete geçti. Tamamen gereksiz gördüğü terapistin onları birbirine yaklaştırmak için verdiği listeyi uygulamaya karar verdi. Selin’e içten içe güvenmek istercesine geçmiş yaralarını anlatırken, Selin için bir pencere açmış oldu aynı zamanda. çocukluğunda babasının ona “Benimle kalırsan, annen bize döner.” yalanının ardından bir daha annesini hiç görmemiş bir çocuk, o. Annesinin gittiğini etrafındakiler bilirken, diğer kısmını sadece Selin’e söyledi. Tamam verilen listenin amacı bu olabilir ama olayı geçiştirmek için daha basit bir şey söyleyebilirdi ama o hayatının en karanlık noktasını ona açmayı tercih etti. Dili her ne kadar aksini söylese de kalbini dinlediği ilk anda Selin’e güvendiğini gösterdi, hem bize hem de sevdiğine. Çünkü bu yalandan, gizlilikten nefret etme durumunun altında kaybetme korkusu yatıyor.

Demir böyle korkarken Selin’in de haftalardır girdiği ruh hâlinin sebebini öğrendik. Bildiğimiz gibi bu hikâyenin en fazla korkanı hep Selin oldu. Bu onun karanlık noktasıydı ve biz de sonunda bu noktayı Demir’le birlikte öğrendik. Selin çocukluğundan büyüdüğü yıllara kadar sevdiği kim varsa anne babası dışında kaybetmiş. Kâh ölmüşler kâh onu terk etmişler. Bu da onun psikolojisinde derin yaralar açmış ve maalesef düzelmeyi bırakın daha da kötü hâle getirmiş. Arkadaşlarını, hayvanlarını kaybetme korkusunu her saniye yüreğinde taşıyan bir kız, âşık olduğu adamı kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı ilk anda kriz geçirecek vaziyete geliyor. Geçtiğimiz hafta bayılmasını o ana ait bir şey olarak düşünmüştüm fakat durumun esas boyutu çok başkaymış. Daha yaşı küçücükken insanları kaybetmesinin onun suçu olduğunu söyleyen bir anneanne ile yaşamış, onun yanından ayrıldıktan sonra da anneannesini yitirmiş. Onun  derdi hayatındaki insanları kaybetmemek. Demir’i böylesine severken onu da kaybetmeyi göze almayacağı da gün gibi aşikâr. Aslında ikisi de içten içe birbirlerinin bu yaralarını tedavi ediyorlar. Hayatı boyunca gitmeye alışkın bir adam çok kırılmasına rağmen gitmiyor, ömrünce sevdikleriyle sınanan bir kadın da ne yaparsa yapsın sevdiğinin yanından ayrılmıyor. Aşk bir yoğun hisler hâlidir demiştim ya daha önceki yazılarımda. Birbirlerinin korkularını bilmeden ruhlarıyla birbirlerine tek bir şey söylüyorlar aslında “Gitmiyorum, yanındayım!”

Selin ve Demir, kaybolmuş iki çocuk. Geçmişlerinde yaşadıkları acılarla bugünlerini kotarmaya çalışırken yaşadıkları an’ı da etkiliyorlar. Demir’in Selin’e yükselttiği duvarların sebebi babasıyken Selin’in ona söylediği yalanların sebebi arkadaşlarını kaybetme korkusuydu. Biri babasından dolayı sevdiği kadını paramparça ederken diğeri önceliklerini bir türlü belirleyemediği için sevdiği adamı kaybetme noktasına geldi. Tabi iletişim sorunu da zirveye çıkınca birbirlerinden uzaklaştılar. Bunu gören ilk kişi Selin oldu ve tüm gücüyle Demir’i geri kazanmak için mücadele etmeye başladı. Aşkın acıyla birlikte var olduğunu anladı ki “Acıyı sen çektir bana!” deyiverdi. Canının  yanmasından bu denli korkan bir kızın sevgisi o kadar büyük ki acıya bile katlanırım aşamasına geçti. Fakat her şeyi ortaya dökmesi de Demir’in onu  garanti olarak görmesi sonucunu doğurdu. Nasılsa beni seviyor, sürekli etrafımda düşüncesindeydi. Bunu sözleriyle dile getirmese de davranışlarıyla belli etti. Selin’in varlığını reddetmedi asla, hatta Selin Alara konusunda söylenirken  “Ben bunu ikna edemem, sürekli geçersiz işlem yürütüyor.” derken onu affedeceğini, hayatında olduğunu kabul ediyordu. Ama gel gelelim ki insan değişik bir varlık. Birinin kendisini şartsız sevdiğini gördüğünde biraz duyarsızlaşır. “Ben bunun burnunu sürteyim de bir daha asla yapmasın!” mantığıdır bu. Bence baştaki davranışlarının da sebebi buydu:Ben çektim, o da çeksindi.

Demir bu anlayışla hareket ederken bilmediği, arkasından kurulan kaplan timiydi. Bu sefer Selin’i de devre dışı bırakan Merve, Ayda, Azmiye ve çılgın kız kardeşler Demir’in şah damarına basacakları yolu buldular. İnsanlar mücadele ya da rekabeti gördüğünde harekete geçerler ve ekip de buradan hareket etti. Selin’e sanki gizli bir hayranı varmışçasına hediyeler gönderirken Demir’i de delirtmeyi başardılar. O cool, her hareketini düşünerek atan adam gitti, yerine bir CIA ajanı geldi. Onlar notlar gönderdi, Demir de o notların peşine düşerken Selin’i kaybetme korkusuyla baş başa kaldı. Bu korkusu da ona Selin’e karşı adımlar attırdı. Halbuki bilmedikleri zaten hâli hazırda böyle bir savaşın başladığıydı.

Demir ve Burak arasında geçtiğimiz hafta başlayan savaşın ikinci perdesini izledik bu hafta. Burak adım adım Selin’e yaklaşınca bu durum Demir’in daha da sertleşmesine sebep oldu. Burak ev meselesini açtığında “Seni alakadar etmeyen işlere karışma” demesi ya da notlar söz konusu olduğunda aklına ilk gelen kişinin Burak olması veya Burak, Selin’in işten ayrılışıyla ilgili ahkâm keserken yüzüne yerleştirdiği “Kız bana âşık, sen de kendini kandırmaya devam eti, aslanım.” bakışları oldukça barizdi.

Burak zaten farkında olduğu gerçeği yavaş yavaş idrak ediyor ve korkarım, kaybetme korkusuyla iyice çirkinleşecek. Burak her ne kadar âşık gibi görünse de aslında gerçek çok başka. Her zaman istediğini alan biri olarak, Selin’i istiyor. Alamama durumu ortaya çıktığında içindeki hırs kendini gösteriyor maalesef. Ben istediğimi alayım da karşımdakine ne olursa olsun, düşüncesinde. Selin’i düşünüyor gibi dursa da aslında sadece kendisini düşünüyor ve bu yönde hareket ediyor. Demir’in etrafına ördüğü duvarlarla da bunu kolaylıkla yapacağını düşünürken Demir’in aslında duvarlarını teker teker indirdiğini fark etmemesi. Burak’ın Selin konusunda bana göre son bir adımı kaldı, onu da attıktan sonra sıra Demir’e geçecek. Bu ikisinin gerçek bir yüzleşme yaşayacakları da gün gibi ortadayken Eylül meselesi ve Yıldırım’a verilen zarfın içindeki resimlerden dolayı olayın tamamen boyut atlayarak rekabetten düşmanlığa dönüşeceğini düşünüyorum.

Burak’ın ofiste sorgulamaları ve Vedat’ın onu cesaretlendirmesiyle Demir finalde kendisini Selin’in gizli hayranıyla buluşacağı restoranda buluverdi. İkili karşılıklı masalarda otururken bambaşka bir ruh hâlindeydi. Selin, Demir’in kendisine hislerinden artık tamamen ümidini yitirirken kendini kaybedecek noktaya acı içinde geldi maalesef. İki gün önce senden gitmeyeceğim ,dedi ancak Demir’in bilerek ona acı çektirdiğini düşünmesiyle son ümidini de kaybetti. ‘Yoruldum artık’ dedi. Selin’in yaşadıklarını bir zamanlar yaşayan Demir’se daha fazla uzak duramadı kendisine olan sevgisinden incinmiş kadına. Her ne kadar uzun süre seni istemiyorum dese de kalbinin sesi, mantığını tamamen susturarak uzun süredir beklenen adımı bir cesaretle atmasına sebep oldu. Demir bir gerçeği net anladı artık, Selin onu seviyor fakat yoruldu. Yani o anda ya bir adım atacaktı ya da sevdiği kadını kaybedecekti. İşte, yazının başında bahsettiğimiz aşk ve gurur meselesi. Demir sonunda aralarındaki o bir adımı da kapatarak uzun zamandır içinde tuttuğu cümleyi Selin’e söyledi: Seni seviyorum. Bu iki basit kelime Selin’in parçalanmış ruhunda yeniden bir şeylerin filizlenmesine sebep oldu. Öyle ya da böyle kendi dünyalarını kuran bu iki insan, ilk büyük sınavlarını verdiler. Önce hayatla kendileri arasında kaldılar, sonra aşk ve gurur arasında. İki adımda da hep birbirlerine tutunmayı seçtiler ve şimdi önlerinde BİRLİKTE yine düşe kalka yürüyecekleri bir yol var. Mutlaka kırılmalar, zorluklar olacaktır ama şimdi bir şeyi çok net biliyorlar: Birbirlerinden ne olursa olsun vazgeçmeyeceklerini.

Onların bu özel anlarını uzaktan sinsice ve acıyla izleyen o üçüncü gözle de hikâyemizde yeni bir viraja giriyoruz. İlk kısmı biten mücadelenin en çetin kısmını henüz görmediğimizi düşünüyorum. Ama aşk gerçekse karşı tarafta büyük ordular olsa da kaybetmesi kaçınılmazdır. Peter ve Wendy büyülü kovukta yan yana durmaktan vazgeçmedikleri sürece gelecek olan sadece kayanın üzerindeki tozu süpürür o kadar. Onlar bu savaşı kazanacaklar, üzgünüm Burak!

Her Yerde Sen bu hafta hem duygusal hem de eğlenceli  bir bölüm hazırlamış. Final sahnesinde, Boğaz Köprüsü’nün aşkın kırmızısına bezendiği anda Selin’le Demir’in siyah ve beyaz giysileri çok hoş bir görsel etki uyandırdı bende. Ender Mıhlar ve ekibini tebrik ederim güzel bir ambiyans oluşturmuşlar.

Güzel, eğlenceli ve romantik bir bölümdü. Yazan, çeken, oynayan ve kamera arkasında bize bu bölümü hazırlayan tüm ekibin emeklerine sağlık.

Yazıma Ümit Yaşar Oğuzcan’ın bu güzel dizeleriyle son veriyorum, haftaya görüşmek üzere.

Sen yoksun artık anla, yeryüzünde bir o var.
Onun elleri var, gözleri, dudakları
Anlarsın tenin beslediği zaman toprakları
Ve hâlâ seversin zaman bitinceye kadar
Yeniden var oluştur ya da bir başka türlü oluştur bu
Nice aldanmalardan sonra bir aşka dönüştür bu.

Benzer Yazılar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.