YAZAR: Tuğçe YELİZ

İnsan yaptıklarından da yapmadıklarından da pişman olabilir.Zaten bu duygunun en büyük ikilemi de budur.O zaman size de sorayım: “İnsan yaptıklarından mı yoksa yapmadıklarından mı daha çok pişman olur?”Çok zor bir soru değil mi? Geriye dönüp baktığınızda “Keşke yapsaydım…” mı yoksa “Keşke yapmasaydım…” mı demek daha çok acıtır? 

Anlık pişmanlıklar, küçük ama düzeltilebilir hatalarımızdan kaynaklanır. Bu tür pişmanlıklarımızın ardında derin üzüntüler yoktur. Büyük hatalar, uzun süreli küslükler, sevdiğimiz bir kişiyi kaybetmeye sebep olacak yanlışlar, kaçınılmaz kötü sona sürükleyen bile bile yapılan sorunlu davranışlar veya bazen hayatınızı etkileyecek, onun yönünü değiştirecek yanlış adımlar atmak; büyük pişmanlıklara sebep olur. Ama yine de benim bu soruya cevabım, her hâlukârda günün sonunda keşke diyeceksek eğer sonucu ne olursa olsun yaptıklarım için pişman olmayı tercih ederim. Çünkü arafta kalmak benim için çok daha büyük işkence.   

Kerem de bu ikilemin arasında sıkışıp kaldı ne yazık ki. Kendi geçmişine baktığında neler yapabileceğinin farkında oluşu, onu Ayşe’ye karşı frenleyen en güçlü etken. “Bak kızım, ben seni üzerim!” sözlerinden “Ayşe’yi üzmekten korkuyorum.” cümlesine doğru evrilen Kerem’in iç çatışmasını anlıyor ve bir o kadar da ona hak veriyorum. Kaldı ki onun değişimi birdenbire olmuş olsaydı büyün inandırıcılığını da kaybetmiş olurdu. Kerem Yiğiter ince ince işleniyor ve bu durum benim çok hoşuma gidiyor.

Kerem’in sık sık kendine hatırlattığı “bu dünya benim!” mottosu aslında işlerin onun açısından ne kadar zor olduğunun en büyük göstergesi. Şimdiye kadar o dünyaya birini ya da birilerini almamış bir adamın bocalaması kadar doğal bir şey olamaz. Kerem’i asıl korkutan ve paniklettiren o dünyanın artık sadece kendisine ait olmadığının farkına varması çünkü başka türlüsünü bilmiyor. Volkan’a “Odamda Ayşe’nin eşyalarını görmeyi seviyorum, hayatımı Ayşe’yle beraber geçirmek istiyorum ama korkuyorum.” itirafı da bunun en güzel kanıtı değil mi zaten? Zamanında seni üzerim dediğin kıza şimdi onu kaybetmekten korktuğun için uzak duran ya da durmaya çalışan Kerem, sen çok güzel âşıksın ve aşkta cesur olan kazanır. Benden sana bir izleyen tavsiyesi.


Ayşe de o dünyanın sadece Kerem’e ait olmadığını istemeden de olsa somut bir şekilde gözler önüne serdi. Küçük bir ayıcık fırlatmayla ampulü patlayan “Bu dünya benim” yazısı adeta “Ben bu oyunu bozarım!” dedi ve bozuluverdi. Sadece bu da değil, gerek aldığı çiçeklerle gerekse değiştirdiği yatakla Ayşe, Kerem’in hayatında yer bulduğunu çok güzel gösterdi.

Bu hafta en sevdiğim hamle kuşkusuz Ayşe’nin Ceyda’yla yüzleştiği andı. Hem Kerem’in hem kendi duygularından emin olan Ayşe, Ceyda’nın karşısında dimdik durarak “Biz Kerem’le birbirimizin kaderiyiz!” demeyi başardı. En azından aynı tarafta duruyor ve artık duygularını inkâr etmiyor, birbirlerini sevdiklerini biliyorlar.


Kerem’in önünde seçebileceği iki yol vardı. Bunların ilki, eski Kerem olup yoluna devam etmek, ikincisiyse her şeye rağmen cesur davranıp değişimi göze almak. Kerem korkularını yenmek için kendini soktuğu sınavdan galip olarak ayrıldı ve Volkan’la beraber gittikleri bardan sonra, Ayşe’nin kapısının önünde arabanın içinde  sabahlarken buldu kendini. Tam o an değişebileceğine ve Ayşe’ye karşı bir hata yapmayacağına emin olarak geç kalmış olmanın pişmanlığını yaşadı. 

Kerem’i barda ilk gördüğüm anda çok kızmıştım ancak onu arabanın içinde sabahlar hâlde görünce asıl amacının ne olduğunu çok iyi anladım. Kendini tabii tuttuğu testten Kerem alnının akıyla çıkmayı başardı ve devamında daha cesur hareketler sergileyerek artık korkmadığının altını çizdi.

Onların önündeki en büyük engel hiç şüphesiz korkularıydı. İki taraf da bunu er ya da geç geride bırakmayı başardı ama Ceyda’nın son hamlesiyle işler daha da sarpa sardı.

Ayşe’nin biz birbirimizin kaderiyiz, sözleri üzerine “Ben bu kaderi bozarım!”  diyerek harekete geçen Ceyda, bu kez kozunu daha sağlam oynadı. 

Muhsin babanın yumuşak kalpli olduğunu ve Kerem ve Ayşe’ye karşı zaafı olduğunu bildiği için oklarını bu kez Yelda’ya karşı çevirdi. Bunda tek etken Muhsin’in yumuşak kalpli oluşu değildi tabii ki. Yelda’nın da her geçen gün Ayşe’ye karşı yumuşaması, ona sevgi göstermesi Ceyda’yı tetikleyen unsur oldu. 

Açık konuşmak gerekirse ben birilerinin artık bu oyunu öğrenmesine çok sevindim çünkü  uzadıkça Kerem ve Ayşe’nin yükü artıyor, bu sırrın altında eziliyorlardı. Hem unutmamak gerekir ki her son,  yeni bir başlangıçtır. Şimdi Yelda’nın öğrenmesi göze her ne kadar felaket gibi görünüyor olsa da Kerem ve Ayşe için yeni bir çıkış yolu olacak ve Ceyda istemeden de olsa yeniden onların kavuşması için bir engeli ortadan kaldırmış olacak. Hem unutmamak gerekir ki gökkuşağını görmek için yağmur damlalarıyla başa çıkmak gerekir. Bunun gün yüzüne çıkması da Kerem ve Ayşe’nin sevgisi için güzel bir deneme olacak. 

Hayal mi gerçek mi arafta kaldığım bir sonla bıraktık bu hafta Afili Aşk’ı. Birçok yönden Kerem ve Ayşe’nin ne kadar yol kaydettiğini görmüş olduk. Ayker çiftinin aşkının altının daha çok doldurulduğunu hissettim ben bu bölüm. Bu durumun bu kadar uzatılmasının sebebinin de ilmek ilmek bir aşk işlenmesinin olduğunu düşünüyorum. Bakalım haftaya bizi neler karşılayacak? Merakla bekliyorum.

Yazan, çeken, oynayan herkesin emeklerine sağlık. Haftaya önce ekran karşısında cuma günleri de @dizifilm.biz ‘da buluşmak dileğiyle. Sevgilerimle…

Benzer Yazılar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.