Yazar: Tuğçe YELİZ

Sizce aşkın kaynağı nedir? Kalp mi yoksa beyin mi? Eminim bu sorulara birçok kişinin yanıtı kalp olacaktır ancak aşkın sesi kalpten gelse de kararı beyinde alınır. Duygularımızı aklımızı kullanarak engelleyebilir miyiz ya da bunu ne kadar süre gizleyebiliriz; bu durum tartışılır ama kalbe, bu komutu veren unsur beynimizdir. Yani demem o ki aşk beyinde başlar beyinde biter. Mantığımızla kalbimize pranga vurabiliriz ancak kafamızın içinde olup bitenle savaşmamız mümkün değil. Kalbimizin sesi bastırılabilir ama aklın sesi asla. Hâl böyle olunca insanların kendileriyle çatışmaları da kaçınılmaz son oluyor tabii.

Kerem ve Ayşe de inkâr evresini bir tık daha atlamış görünseler de hâlâ kabullenişe geçemediler ve dolayısıyla hem kendileriyle hem de birbirlerine karşı çatışma içindeler. Artık ortada bir duygu olduğunu kabulleniyorlar ancak hisleri birbirlerinin üstüne yıkmak ikisinin de kolayına geliyor, kendileriyle yüzleşmekten kaçınıyorlar. Tattıkları bu duyguya mantık arayışı içindeler ama aşk zaten biraz da mantığımızın bittiği noktada başlamaz mı? Sergilediğimiz davranışlarda, hislerde istediğimiz kadar bizi tatmin edecek açıklamalar arayalım, aşkın gücü tüm doğrulardan üstün gelir. Yeni listeler de yapılsa yeni yalanlar da söylense bu duygu yüreğine bir kez düştüyse, geçmiş olsun, kaçışın yok. Üstelik Kerem ve Ayşe’nin hisleri artık o kadar yoğun bir hâle geldi ki bilinçaltları bile onlara bu durumdan kurtuluşun olmadığının kuvvetli sinyallerini veriyor.

Bu noktada ufak bir sitemimi eklemek istiyorum. Afili Aşk‘ta çift çok güzel, uyum muhteşem ancak Kerem ve Ayşe’nin ilişkisinin haftalardır didişmek ve kıskanmakla sınırlandırılması bir izleyen olarak beni bir miktar yormaya başladı açıkçası. Sürekli tekrarlanan bir döngünün içinde hareket etmektense ben bu çifti, daha derin sahnelerde görmeyi tercih ederim. Tıpkı ilk yakınlaştıkları anlardaki gibi birbirlerini tanımak için adımlar atmasını, onları Kerem ve Ayşe yapan etmenlerin daha çok gün yüzüne çıktığı, inatlarının kırıldığı anları izlemeyi dört gözle bekliyorum.


10 hafta boyunca hem Kerem’den hem de Ayşe’den ayrı ayrı listeler gördük. Her iki listede yazan maddeler için de çok net söyleyebileceğim bir şey varsa o da aşkı engellemek ya da görmezden gelmek üç beş maddeyle olacak kadar basit iş değil. “İnkâr tutsaklıktır!” İnsan neyden kaçarsa en çok ona teslim olurken bulur kendini. Dolayısıyla Kerem ve Ayşe korktukları şeylerden kaçmaya çalıştıkları her anda daha çok teslim oluyorlar, fark etmeden de olsa birbirlerine. Birbirlerinden kaçmak için attıkları her adım ayaklarına dolanıyor ve yan yana düşmüş buluveriyorlar kendilerini bir anda. Kerem, zaman zaman hareketlerini kontrol edemez duruma düşüyor; Ayşe, istemediği durumlarla karşılaştığında dünyayı ayağa kaldırabilecek yapıya sahip olmasına rağmen olaylara sessiz kalıp, kendini sorgulayacak hâlde buluyor kendini.

Son 3 bölümdür Afili Aşk‘ta, ilk haftaların defterleri kapatılarak ilerleniyor, yeni olaylara zeminler hazırlanıyor. Önce evcilik oyununun nedenleri, sonra takılan sahte yüzük, en son onları birbirlerine daha çok yaklaşmalarını sağlayan şirket projesi ortadan kalktı. Kısaca Kerem ve Ayşe’nin sığınabileceği tüm hamleler bir bir yok edildi. Şimdiye kadar kadar arkasına saklandıkları bu bahaneler olmadan ne kadar daha kendilerinden kaçabileceklerini merakla bekliyorum doğrusu. Üstelik Ayşe, bu kez hiç kaçışı olmayan bir noktadan yakalandı ve bu defa duygularından sıyrılması sandığı kadar kolay olmayabilir.


Bana en az aşk kadar kuvvetli bir duygu söyle deseler hiç şüphesiz “kaybetme korkusu” derdim. Bu duygu ve sevgi eş değerdir benim nazarımda. İnsan yalnızca değer verdiği şeyleri kaybetmekten korkar. Kerem ve Ayşe kaza yaptıkları ilk anda kulaklarımda Muhsin amcanın sözleri yankılandı “Ben Şile’nin uğuruna inanıyorum. Kapanış Şile’de olacak.” Görünen o ki bizimkilerin dönüm noktası tam da o çarpışma anı olacak. Zaten Ayşe sır gibi sakladığı o dördüncü maddeyi Kerem uyansın diye gün yüzüne çıkarınca bu zamana kadar gerçekleştirilenlerin aksine son maddenin geçersiz olacağı çok net ifade edilmişti ama Ayşe’nin bunu kabullenişi Kerem’i kaybetmekten korktuğu anda gerçekleşti diyebiliriz. Ne demişler “Birini kaybetme korkusu ne kadar büyükse kalbinde yeri de o kadar büyüktür.” Kerem’in Ayşe için ne ifade ettiği bu kazadan sonra açığa çıkacak belli ki ama Kerem’in de bu durumu fırsata çevirmek için elinden geleni ardına koymayacağına eminim. Ne de olsa Yiğiter ailesinin krizi fırsata çevirmekte üstüne yok. Hele bir de Kerem “Sakın aşık olma!” kuralını duyduysa Ayşe’nin vay hâline…

Bölümün son sahnesiyle ilgili de naçizane bir fikrim ve bir sitemim olacak, ne yazık ki. Bu kadar önemli bir sahnenin sürekli kesilmiş olması o duyguya girmeme engel oldu ve sahnenin hissini bir türlü yakalayamadım. Böyle temposu yüksek sekansların bölünmesinin duyguyu kaybettirdiğine inanan taraftayım ben sanırım. Buna bir çözüm var mıdır ya da ne yapılabilir, bilmiyorum ama bu itirazımın dikkate alınmasını can-ı gönülden isterim.

Kerem ve Ayşe’nin dışında geçtiğimiz haftalardan beri enerjilerini sevdiğimi vurguladığım Volkan ve Gonca’dan da bahsetmek istiyorum biraz. Gonca’nın da dediği gibi Volkan’la ikisi birçok bakımdan birebir uyuşuyor ve kimyaları tutuyor. Nasıl ki Ayşe Kerem’in hakkından geldi Gonca da zekasıyla Volkan’ın üstesinden gelebilecek bir karakter. Uzun süredir Volkan’a aranan eş adayı sonunda bulundu sanırım. İlerde bu dörtlüyü bol bol görmeyi dört gözle bekliyorum.

Uzun bir aradan sonra evlerimize yeniden neşe katan Afili Aşk için bu haftalık da benden bu kadar. Her zaman olduğu gibi önce ekran karşında, cuma günleri de @dizifilm.biz ‘da görüşmek dileğiyle.

Yazan, çeken, oynayan, emek veren herkesin yüreğine sağlık. Sevgilerimle…

Benzer Yazılar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.