Site icon Dizifilm BiZ

İNADINA AŞK NİYE “BENİM” OLDU?

Defne Yalın

Kaç televizyon kanalı var ülkede ve bu kanallarda kaç yerli dizi oynamakta bilemiyorum (matematiği severim de lüzumsuz bilgiyi beynim depolamaz). Bu dizilerin bir kısmından haberim bile yok, bir kısmına zap yaparken denk geldim, bir kısmını bir süre izledim, bir kısmının basında yer alan haberlerini okuyup başlamadan reddettim.

Her yıl sezonlar başlarken bir iki diziyi kendi ölçütlerimle seçer ve deneme süresi veririm. Sararsa izler, sarmazsa döner arkamı giderim.

İnadına Aşk maceram hiç böyle başlamadı oysa. Sanırım 3. ya da 4. bölümüydü, odadan çıkmamı fırsat bilen egemen güçler, televizyonda zap yapıyordu ki içeri girdim ve Defne’nin meşhur tuvalete kilitlenme sahnesine denk geldim. “Dur bi dakka, şu neymiş anlayayım.” dememe fırsat kalmadan sahne, zapa mağlup oldu. “Allah Allah, bu da neyin nesi?” merakımın sonucu, diziyi bulup ilk bölümünü internetten izledim. İlk üç bölüm bittiğinde “İnadına Aşk” çoktan benim olmuştu bile…

Sona geldiğimizde ise artık dizi değil, hayatımda ilk kez (ve sanırım son defa) bir diziyle birlikte ekibi “benim” oldu. Niye mi?

1.     Her şeyden önce bu kadar bölüm boyunca senaryosu da oyunculukları da çekimi de saçmalamadı. Tuhaf tuhaf atraksiyonlar, reyting kaygısıyla zırva sahneler görmedim ve kimse tribünlere oynamadı ama hiç kimse…

2.     İzleyicinin beklentilerini ve taleplerini hep dikkate aldılar ama bunu yaparken özü asla bozmadılar.

3.     Bölüm sonlarında ya da fragmanlarda merak unsurunu canlı tutacağız diye izleyenleri verem etmediler.

4.     Siz/biz ayrımına girmeden izleyiciyle “biz” olmayı başardılar.

5.     İzleyiciye (daha önce hiçbir ekipte görmediğim biçimde) değer verdiler.

6.     Sosyal medyayı reklam amaçlı değil, izleyenlerle diyalog kurmak için kullandılar.

( Hiçbir dizi ekibinde oyuncu ve senaristlerin dizi sürdüğü müddetçe bunu başarabildiğini görmedim ben.)

7.     Düzenli olarak izleyenlere zaman ayırdılar, soruları cevapladılar ve işin en ilginci de ne biliyor musunuz? YALAN SÖYLEMEDİLER.

Üstelik bunu yaparken de mesafelerini ve çizgilerini hiç bozmadılar.

8.     En zor durumlarda bile ortamı hiç germediler aksine açık ve net davranıp tansiyonu düşürdüler.

9.     Dizi biterken bile ajitasyon yaratmadılar, izleyenleri galeyana getirmediler. Kimseyi kötülemeden, karalamadan sadece duygularını paylaştılar.

10.  Olumsuz tepkileri kavga malzemesi etmediler görmezden geldiler. Kimseyle laf dalaşına girmediler ve izleyiciyi ne olursa olsun küçümsemediler. ( Fanlarla mahalle kavgasına giren menajer, yapımcı, oyuncu, yönetmen görmüş biz klasik Türk izleyicisine çok fazlaydılar aslında)

11.  Birlik ve beraberlik görüntüsünü hiç bozmadılar.

12.  Ne medyaya senaryo sayfaları sızdı ne bölüm tüyoları ne de kim gidiyor kim geliyor dedikoduları… İzleyenlerden kimse de ajanlık yapma gereği duymadı çünkü ekip bütün hafta boyunca gerek fotoğrafla gerek yorumlarla gerek haberlerle izleyenleri sürekli bilgilendirdi.

13.  Asla set dedikodusu yapmadılar ve yapılmasına zemin hazırlamadılar.

14.  Özel yaşamlarıyla magazincilerin gündemine hiç girmediler. ( Nerede, kiminle ne yedikleri, ne içtikleri kimle kavga edip kimle buluştukları; peşlerinde kameraman ordusuyla gezen meslektaşlarına alışkın pek çok izleyiciye fena hâlde merak olmasına rağmen, istenirse paparazzilere malzeme olunmadan yaşanabileceğini bize gösterdiler)

15.  Özetle bence sadece bizde değil dünyada da bir başka örneğinin çok zor görülebileceğine inandığım bir çizgi yakaladılar. İzleyenleriyle çok sıcak ama mesafeyi koruyan ve çok ama çok profesyonelce bir ilişki kurdular.

Doğal olarak bizim televizyonlarımıza da, izleyicimize de çok fazlaydılar…

Exit mobile version