Site icon Dizifilm BiZ

Bu kez biz kaybolduk…

                                               Yazan: Ayşe KUTLUHAN

Bu bölüm, Ferhat’ın  “Tamam merak etme, bebeğimize bir şey olmayacak.’’ repliği ile ta en baştan anlam buldu benim için. Ancak Azad Baba’nın çok değersiz ve saçma ölümü, Cüneyt’in ‘’bana’’ saçma zekâsı ve Özge’nin Ferhat’ın çocuğu olabilme ihtimali ve bu ihtimali Jülide sayesinde öğrenmem, beni karanlık bir çukura fırlatıp attı, diyebilirim. ‘’Çocuğu olma ihtimali!’’ diyorum bakın, zira klişeler bazen lezzetinden yenmez ve vazgeçilmez olabiliyor ama bu klişe değil, klişe ötesi direk saçmalık olmuş âdeta… Hayır! Kabul etmiyorum! Ben Özge’nin değil  Ferhat’ın çocuğu olmasını, Ferhat’ın Vildan ile cinsî bir münasebette bulunma ihtimalini bile kabul etmiyorum. Bu durum bana göre Ferhat Aslan karakterine tamamen aykırı.  Abidin’e Gülsüm için bunca tepki gösteren Ferhat Aslan, sarhoşken bile bunu yapmaz ki biz Ferhat’ın sarhoş hâllerinde bile nasıl sızıp kaldığını açık ve net gördük zaten. Onu bir kenara koyup Azad Baba’yı ele alıyorum… Bu nasıl saçma bir ölüm, karakteri nasıl değersiz kılmaktır, anlamış değilim. Azad Baba neden geldi, neden gitti? Anlayan varsa lütfen bana da izah etsin. En az Ayhan karakterinin gidişi kadar saçma durdu bu gidiş. Yok, artık bundan daha kötüsü olamaz herhalde dediğim yerdeyim şu anda tam olarak… Kayboldum bende, en az Ferhat kadar…

-Ferhat altı üstü canım karpuz çekti dedim ne var bu kadar sinirlenecek? (Yapmasam olmazdı… 🙂 )

Bu zamana kadar seyrettiğim bütün bölümlerde ‘’Bu bölüm tadından yenmezdi, bu bölüm sabrım çok zorlandı ya da bu bölüm en çok güldüğüm bölüm…’’ diye dile getirmişimdir muhakkak. Anca ilk kez 25. bölüm sonu dönüp ta 1. bölümden, 25. bölüme kadar genel bir değerlendirme yapma içgüdüsü doğdu içime. Şöyle bir baktığımda ‘’Yahu, ne seyrettik biz?’’ diye kendi kendime sorarken buldum kendimi. İşin garibi sorularıma bir şekilde cevap buluyorum da beni bile tatmin etmiyor artık, o derece yani…  Karakterlere genel olarak baktığımda, ilk bölümlerde içimde bir yerlerde ‘’Namık hâlâ Yeter’e âşık.’’ dediğim tez, şimdi çürüyor mesela. Ya da Cüneyt’i konu alırsak, imkânsız bir şekilde Gülsüm’e âşık olan ve bunu bize açık bir şekilde gösterdikleri sahnelerden sonra Cüneyt’in bu karaktersiz hâlleri, bende hiçbir yere oturmuyor… Ferhat’a takıntılı bir şekilde âşık olan Vildan’ın, Ferhat’ın sarhoşluğunu fırsat bilip koynuna girmesini, hiçbir yere koyamıyorum mesela. Her ne kadar mükemmel bir karakter olsa da yıllarca ağabey olarak başında durduğu Gülsüm’e âşık olan Abidin’e de anlam veremiyorum artık… Cem Komiser neden öldü mesela? Cidden, gerek var mıydı buna? Ben Cem ile Ferhat’ın zamanla çok iyi iki dost olabilme ihtimaline tutunmuştum. Bir taraftan Cem, Aslı’yı sarıp sarmalarken öte taraftan Ferhat öpüp koklayacaktı… Ölüm şeklinin anlamsızlığına ve şehit bir komiserin törensiz üç kişi ile defnedilmesine hiç değinmeyeceğim, zira aklıma geldikçe sinirler tepeme zıplıyor! Bir de hikâyede kalıcı karakterlerin yanı sıra nasıl geldiğini anlamadığımız ama gidişine hiç anlam veremediğimiz karakterler var:Şahin Cigal… Ferhat’ın asla yapmayacağı bir şeydi kafasındaki soru işaretlerini çözmeden onu öldürmek. Adam kızının gömdüğü yerde kaldı. Alo, biri bulsun çıkarsın artık! E, bir de Şahin Cigal’in kızı var, sözde Ebru sandığımız ama sonradan o olmadığını öğrendiğimiz. Sahi o nerede? Öyle kalacak mı yani? Sonuç: Hikâye yarım kaldı… Aaa bir de hikâyenin en başında Aslı’nın muhteşem bir arkadaşı vardı Deniz adında, şimdilerde sırra kadem bastı. Gözüm her bölüm onu arıyor dersem hiç yalan olmaz. Peki, o nereye gitti? İşte bu da yarım kaldı… Anladığım kadarıyla hikâye ana karakterler ve Namık Emirhan konağı dışına çıkmayacak. İyi, güzel, kabul de… Ama en azından hikâyeye gelen ve giden yardımcı karakterleri düzgün bir yere oturtun artık! Neden hep bir eksiklik, hep bir kopukluk var anlam vermiş değilim… Kan kaybediyoruz…

-Alo! Dilsiz, yengene en kırmızısından karpuz kap gel oğlum. Hadi koçum…

Nereden nereye geldik dedirtiyor, insana dönüp bütün bölümleri değerlendirdiğimizde. Bu saydıklarım kafamda takılı olan soruların henüz üçte biri bile değil. Bunların içinde en önemlisi, bizim en başında vurulduğumuz o Ferhat Aslan zekâsı var. Peki, o nerede? Yok… Ben göremiyorum hiçbir yerde. Kız kardeşi yanı başında çocuk doğuruyor, adamın ruhu duymuyor… Cüneyt bin bir türlü iş çeviriyor dibinde, Ferhat hiç farkında değil… Hadi diyelim Namık Emirhan’ın babası olabilme ihtimalini düşünebilmesi çok uzak, Yiğit’in bile sorguladığı Berber Necdet’in ölümünü Ferhat nasıl sorgulamaz bunca yıl? Hikâyenin gidişatı için olayların böyle şekillenmesi lazım, onu biliyoruz. Ama o zaman Ferhat Aslan zekâsını gözümüzde keşke bu kadar büyütmeseydiniz… Cüneyt bile ondan zekiymiş, onu anladım bu bölüm…

Artık genel değerlendirmeyi bırakıp bu bölüm neler yaşadık, neler hissettik ona geçmeliyim biliyorum. Ancak bende bardağı taşıran son damlaydı Vildan, Ferhat ve Özge üçgeni. Artık yeter dedim! Yeter da, n’etti bu Ferhat size? Gelen bir darbe vurdu çocuğa, giden bir darbe vurdu… Azıcık salın! Bırakın verdiği o muhteşem kararın arkasında durabilsin… Biliyoruz, kırk yıllık kurbağayı bir kere öptük diye prens olmuyor ama izin verin de ikinci kez öpsün Aslı, üçüncü kez öpsün… Bırakın yaralarına dokunmuşken, onları sarmaya da başlasın… Çocukluğuna el uzatmışken, yürümeyi de öğretsin… Ferhat bebeğini kaybetme korkusu ile yüzleştiği andan itibaren umuduna tekrar tutunmuşken, onu farklı yerlerden vurmak neden? Hani bu aşk üçüncü şahıslarla sınanmayacaktı?  Bir önceki bölüm, bahçeli bir evde birkaç çocuklu, silahsız bir hayatın hayalini biz kuramayız iması yapıp Aslı’ya ‘’Çık bu masal dünyasından!’’ diyen Ferhat, gözleri dolu dolu fırlatıp attı o silahı. Kendine, bebeğini ve Aslı’yı milat kabul etti, artık inancı var… Söz verdi… Biz, şimdi gelişen bu saçma sapan olaylardan dolayı Ferhat’ın o silahı kolay kolay bırakamayacağını mı göreceğiz? Eee, benim bildiğim Ferhat Aslan sözünü tutar. Silah yok artık, söz verdi… Şimdi ne olacak? Şu saatten sonra o silahı tekrar eline alırsa, Ferhat Aslan’a olan inancım yerle yeksan olur. Bundan haberiniz var mı sevgili senaristlerim? Son sahneden beklentim, Ferhat’ın Cüneyt’i dövdükten sonra polise haber vermesiydi. Gördüğümüz, Ferhat Aslan sekiz yıllık baba! Ve bunu daha dün konağa giren biri çok saçma bir şekilde yıllarca saklanan bir DNA raporu ile öğreniyor. Çok yaratıcı değil mi? Bence de…  Uyanın sevgili okurlarım çoktan hala olmuşunuz… Ferhat’la beraber ayakta uyuyanlar takımında ligde birinciyiz. Tebrikler…

Yaşanan bütün olumsuzlukları bir kenara bırakıp Ferhat’ın ‘’Önce sen vurdun… Biz de çok kan kaybettik yani. Yaraladın bizi biraz…’’ repliğine fırlatmak istiyorum kendimi. Bana göre Ferhat’ın açık ve net ilk görüşte aşk itirafıydı, her ne kadar Aslı, o ilk görüş aşkını çiftlik evi sansa da ben eminim ki Ferhat Aslan çatıda dürbünlü silahı ile gördüğü o kızı asla unutmadı… Aslı’nın Namık Emirhan konağında çocuk büyütmeyeceğini dile getirmesi ile Ferhat’ın beyninde son şimşekler çakmış olacak ki kesin ve net kararını veriyor Ferhat ve ‘’Yeni bir başlangıç…’’ diyor Aslı’ya. İkisi için de ilk olan bir konuşma gerçekleşiyor, gittikleri o yerde. Ferhat, Aslı’nın tuttuğu o ışığa büyük bir heyecanla karşılık vermek istediğini dile getiriyor. Aslı için olası değildi hiç kuşkusuz. Daha önce de dile getirdiği gibi silahından değil de öfkesinden vazgeçmesini beklemişti Aslı ilk olarak. Ferhat ya hep ya hiç misali her şeyi geride bırakıp sadece üçü, güzel bir hayata merhaba demek istediğini dile getirip ilk kez bebeğine ne kadar değer verdiğinden bahsetmişti. Ve en az silahı atmak kadar da bir ilkti Aslı’nın onu dinlemesi için dilinden çıkan ‘’Lütfen!’’  kelimesi…

Ferhat ile Aslı el ele verip yeni bir hayat için yola koyulsalar da yürüdükleri o yol hiç şüphesiz karanlıktı. Aydınlığı beraber bulacaklardı. Belki çok kaybolup çok yara alacaklardı bu yolda. Düştükleri o karanlık çukurlar, tosladıkları sert kayalar ve karşılaştıkları çirkin insanların onları yollarından geri döndürüp döndüremeyeceğini hep beraber seyredip göreceğiz…

Ufak notlarım,

Bu bölüm, en az benim kadar siz de çok karışık duygular yaşadınız, biliyorum. Benim limitimdi bu bölüm ve bu yüzden genele gitmek istedim. Tek derdim mantıklı bir şeylerin çıkması ve Aslı ile Ferhat’ın üçüncü kişilerle değil de kendi hayatları ile sınanması. Hepimiz buradayız, gelecek güzel bölümleri yine sabırla bekliyoruz… Bölümde emeği geçen herkesin yüreğine sağlık ama en çok da karakterin hakkını sonuna kadar veren Birce Akalay ve İbrahim Çelikkol’a seslenmek istiyorum, sizden başka kimseyi Aslı ve Ferhat olarak düşünemiyorum. Emeklerinize binlerce teşekkürler…

Benden bu kadar… Vakit ayırıp okuduğunuz için siz, sevgili okurlarıma da binlerce teşekkürler. Sevgiyle kalın…

 

Exit mobile version