Site icon Dizifilm BiZ

Adı Efsane 13. Bölüm

Erdal Beşikçioğlu Baran Bölükbaşı

 

Yazar: Sinem ÖZCAN

Adı Efsane’nin 13. bölümü tanıtımlarından da belli olduğu gibi hareketli ve duygusu çok yoğun bir bölümdü. Öykünün, malum, iki kanadı var; büyükler ve gençler. Odak Tarık olduğu için bu iki kanat sıklıkla kesişse de bu bölüm ben, her ikisini ayrı ayrı ele almaya karar verdim.

Bahar ve Tarık’ın ilişkisi Seçil’in baştan beri kâbusuydu. Yıllar öncesinden bugüne taşıyıp getirdiği duygular, ona sıklıkla hata yaptırıyor. Son üç bölümdür de Bahar’la Tarık arasındaki yakınlaşma artık onun sabrını fazlasıyla zorlamaya başlamıştı. Sadece sabrını da değil, mantığını ve sağduyusunu da yok ediyor hızla. Tarık’ın Yalıköy Lisesinde kalma kararını Bahar’a bağlamayı bildi. Bununla da kalmayıp eline geçirdiği kozu kızlara karşı kullanmaya da kalktı. Geçen bölüm Neviş, onu engellemeyi bildiyse de Seçil kolay frenlenebilen bir kadın değil ve Tarık’ı sadece kızlarının durduracağını zannettiği için de o kozu eninde sonunda kullanacağı açıktı.

Bahar’la Tarık yakınlaştıkça olan Seçil’in sinirlerine oluyor. Giderek gerginleşti, giderek durum değerlendirmesi yapamaz hâle geldi ve bunu çocuklarla ilişkisine de yansıtır oldu. Geçen hafta Zeynep’le karşı karşıya gelmişti bu defa Melis’le de çatıştı. Hırçınlığının dozu artınca Neviş, bir anlamda, izleyicinin sesi oldu ve yaptığı hatayı Seçil’e dobra dobra söyledi ancak öfkesi kontrol edilemez hâle geldiğinde hep yaptığı gibi bu onu durdurmadı aksine Neviş’i de kırmasına sebep oldu. Korkarım giderek yalnızlaşacak Seçil. Yalnızlaştıkça daha saldırgan ve hırçın olacak… Sonuçta bu bir kısır döngü hâlini alıp psikolojisini iyice altüst edecek gibi görünüyor.

Baştan beri Bahar ve Tarık birlikte olmasın, cephesinin en ateşli savunucularından biriyim (Kaybedeceğimi bile bile). Bu sebeple de bir süreliğine dahi olsa Melis, Bahar’la Tarık arasına girmeyi başarırsa çok mutlu olacağım ama görünen köy de kılavuz istemez. Seçil, bana kalırsa oynayabileceği en son güçlü kozunu oynadı. Üstelik de bunu öfkesine mağlup olup doğru değerlendiremedi. “Baban, Bahar yüzünden okulda kaldı.” cümlesi zaten çok kolay dolduruşa gelen Melis’i bir süreliğine kışkırtır ve Tarık’ı zor durumda bırakır ama sadece bir süreliğine… Çünkü Melis’le babası arasında artık bir köprü var. Seçil, görmek istemese de Melis babasını artık anlıyor ayrıca takımıyla ilişkisine de çok yakından şahit oldu.

Seçil’in Melis’le ilgili atladığı daha doğrusu Tarık’a çok odaklandığı için gözden kaçırdığı bir diğer gerçek de Melis’in hayatında artık Hakan’ın varlığı… Hakan, Seçil’in doldurduğu Melis’i nötrleyebilecek en önemli faktör… Seçil, sakin kalabilseydi Tarık’ın Bahar yüzünden koleje gitmediğini söylemek yerine, Bahar’ın babalarıyla çocukları arasındaki ilişkiyi zedeleyebileceğine vurgu yapmış olsaydı başarı şansı şimdikine göre bir derece fazla olacaktı ama bu koşullarda istediğini elde etmesi imkânsız görünüyor.

Seçil ve Neviş arasındaki ilişkinin geçmişini bilemiyoruz. Neviş, Seçil için bir çalışandan fazlası o belli ancak aralarındaki hukuk nedir tam olarak çözemediğim için Seçil’in bu defaki çıkışını Neviş, nasıl tolere eder onu da bilemiyorum. Görünen o ki etrafındaki tek sadık dostu Neviş ve onun sağduyusunu da kaybederse Seçil, depresyona girdi, girecek.

Kontrolden iyice çıkan bir diğer isim Kıvanç. Onun için olay artık Melis’i kaybetmekten ibaret değil. Hakan başta olmak üzere çocuklarla ve Tarık’la olan çatışmasını bir anlamda ölüm kalım savaşına çevirdi. O da tıpkı Seçil gibi giderek yalnızlaşıyor. Şu ana dek hep orta yolu bulmaya çalışan Emre’yi bile karşısına aldı. Bundan sonra akrabalık bağı nedeniyle kuzenini yüzde yüz kaybetmese de aradaki ilişkinin eskisi gibi olmayacağı çok açık. Melis’in Kıvanç’ı babasıyla tehdit etmesinden anladığım kadarıyla onun arka öyküsünde babasıyla bir çatışma yatıyor. Acaba, ufak ufak oraya doğru girsek de Kıvanç, daha ayakları yere basan bir kimliğe dönüşse mi diye düşünmeden edemiyorum.

Şu anki tabloda bir başına kalan Kıvanç, yine yapayalnız kalan Sibel’le çok gönüllü olmasa da yeni bir cephe açmak durumunda kalacak gibi görünüyor. İlk seferinde Sibel’i çok kolay kullandı ancak Sibel aptal bir kız da değil. O da bundan böyle Kıvanç’a safça yaklaşmayacaktır. Bir biçimde birbirlerine mecbur olmaları gerekiyor. Her ikisinin de Hakan ve grubuyla ilgili ayrı ayrı kuyruk acıları var. Sibel ve Hakan’ın itici güçleri de bu olacak, anlaşılan. Bu hafta Sibel’in arkasındaki anne figürünü gördük şimdi sırada Kıvanç’ın babası var gibi geliyor bana.
Melis ve Hakan arasındaki sular şimdilik durulmuş gibiydi, bu hafta. Birbirleriyle mücadeleyi bırakıp her ikisi de duygularını kabullenmiş görünüyor, buna henüz isim vermeseler de… Ben, baştan beri adını “aşk” koymadan o çocuksu, o saf ve o sıcak duyguyu yaşamalarını istiyordum ki öyle oluyor. Yakınlıkları, etkilenmeleri çok ama çok güzel veriliyor ve ağırdan alınarak, çabuk tüketilmeden o aşkın ortaya konuluşuna bayılıyorum. Bence birbirilerine çok yakışan bir ikili Melis ve Hakan… Her ikisi de diğerine çok iyi gelecek ve dileğim, küçük adımlarla ilerleyen ilişkilerine biz, hep böyle tanıklık edelim.

Bu hafta bölümün merkezi doğal olarak Fiko’ydu. Açık yüreklilikle söylüyorum, izlemelere doyamadım. Öyle iyi yazılmış, o kadar doğru çekilmiş ve öylesine başarılı canlandırılmış sahnelerdi ki her seferinde ekrana kilitlenip kaldım. Bana sorarsanız gençler içinde en detaylı ve en iyi ortaya konan Fikret… Ailesinden, ilişkisine; hayallerinden, düşünce ve duygularına kadar Fikret’in her bir özelliği oya gibi işlendi. Onun kimliği ayrı bir yazı konusu ama şu kadarını söyleyebilirim ki Fiko, duygularıyla var olabilen ve onları dibine kadar yaşayan bir adam. Hiçbir şey ortalama değil onun dünyasında: Aşkı da sonuna kadar yaşıyor, acıyı da…

Sibel’in Kıvanç’la fotoğrafını gören Fikret’in Sibel’e bakışının değişeceğini düşünmüş ve söylemiştim. Çok doğal olarak da öyle oldu. Sibel’le yaptığı konuşmadan onu yüreğinden şimdilik silemese de en azından silmeye kararlı olduğunu gördük ama Fikret, bir şeye tutkuyla bağlanmadan ayakta kalan bir adam değil, Sibel’i o yürekten çıkarmak için yerine bir başka tutku koyması gerek. Buldu da: Basketbol…

Çok çalışacak, basketbolu kendine çıkış kapısı yapacak ve orada kazandıklarıyla Sibel’i çiğneyip geçecek. Plan çok doğru ama söz konusu Fiko olunca talihsizlik garibin yakasını, bir türlü bırakmıyor işte! Çok sevdiğim sözdür benim: Tanrı’nın en çok güldüğü espri, insanların yaptığı planlarmış. Fikret, ilk defa kendi için bir şey istedi. İlk defa Sibel’i de yaşadığı çevreyi de aşıp geçebileceği bir hayal kurdu ve o hayale delice tutundu ama belli ki onun için yapılan plan başka… O gencecik çocuğun bunu görmesi ve kadere teslim olması da tabii ki mümkün değil…

Baran Bölükbaşı, Fikret’te gerçekten harikalar yaratıyor. Tamam, karakter çok iyi yazılmış bu büyük bir kolaylık ama yazılan her satırın da hakkını veriyor. Bu bölüm her sahnesinde apayrı bir ruhla çok çok başarılı iş çıkardı. Fikret’i bence çok doğru analiz etmiş ve kendine çok iyi uyarlamış. Bakışıyla, tepkisiyle, tavrıyla çok gerçek ve çok inandırıcı bir kahraman yaratıyor. Sibel’e yüzleştiği sahnede “Helal olsun!” dedim, mekânda dışarı çıkmak için çırpınışında bende onunla birlikte o kapana kısılma duygusunu yaşadım. Maçta sakatlanıp yere düştüğünde benim de hayallerim onunla yok oldu. Özetle çok zor sahnelerin altından, çok ustaca kalktı. Tebrikler, Baran Bölükbaşı; yürekten tebrikler…

Cem Yiğit Üzümoğlu ve Baran Bölükbaşı sahneleri benim için izlemesi özellikle en keyifli bölümler… Biri mantığı diğeri duyguyu öyle iyi somutluyor ki oynarken bir ona bir diğerine kayıyor yüreğim. Daha önce de dile getirdim, Adı Efsane ekip olarak çok iyi iş çıkarıyor ama benim için en büyük kazanç bu kadar genç ve bu kadar iyi oyuncuları tanımak oldu. Bütün ekibin emeklerine ve yüreklerine sağlık…

 

 

Exit mobile version